Önce hafif hafif tıkırtılar başladı, sonra  küüütttt…. bir şey yere çok kötü düştü… Ardından şangırtı sesleri, acı acı havlamalar, çok boğuk, tüyleri diken diken eden bir maaav….  Uykulu uykulu başımı pikeden çıkarttım… Çok az uyumuştum gece, sersem gibiydim. “Saatte altı daha, tekrar yatmalı, bana ne gürültüden, ne olursa olsun,” derken,  tüm o karmaşaya bir de ablamın çığlıkları eklenince yataktan kalktım.

Annem bağırdı o sırada.

“Pofuduk dur yapma….”

“Kediye o sopayla vurmayacaksın değil mi?”  dedi dehşete düşmüş babam…

Koşarak salona gittim.

Pofuduk, Süslü’yü – ki onu Leydi diye çağırıyor bizimkiler- sıkıştırmış köşeye tırmalıyor, ısırıyor… Süslü acı acı havlıyor.  Annem elinde süpürge ayırmaya çalışıyor ikisini. En sonunda ablam bir sürahi suyu dökünce Pofuduk bıraktı Süslü’yü…

Ablam hemen kucağına aldı o aptal kanişi.

“Bebeğim iyi misin? O canavar burnuna tırmık atmış, kurdelasını da paramparça etmiş! “

Pofuduk  kızgın sarı mavi gözleriyle ablamı izliyordu, ıslanmak yaramamış, o kabarık beyaz tüyleri sünmüş, derisine yapışmış, tam bir vahşiye dönüşmüş. İçimden aferin diyorum ona, bir de beyaz değil de siyah renkli olsa, ama Van kedileri maalesef beyaz oluyorlar işte. Adı da hiç uymuyor, daha şahsiyetli bir ad gerek bu çılgın kediye, Nazan’ın kedisi Elektra gibi bir ad.

Babam bitranecik kızına yardıma koştu hemen, eline havlu.

“Pofuduğum, kıyamam… Sevmez o suyu, kedi ıslatılır mı? Yazık benim kızıma, ah… minnoşum.”

Beş yıldır evimizin göz bebeği olan  Pofuduk, yeni gelen Süslü’ye tıslayarak bakıyor hala. Haklı, ben de ne o Süslü’yü ne de Süslü’yü getiren o uzun boylu, ukala adamı seviyorum. Annem ufak bir sinir krizi geçiren ablama bir bardak su getiriyor.

-Hadi sakinleş, berbere gidene kadar bir iki saat daha uyu, bugün çok güzel olmalısın.

-Ben de ki de şans işte, bu sabah böyle kavga…

Benimle kimse ilgilenmiyor, daha doğrusu herkes küs bana, dün akşam eve geldiğimde çıngar çıktı… “Nasıl yaparsın?” dedi annem, “Yarın böyle gelemezsin,” dedi ablam… Babam bir şey demedi ama hiç konuşmadı tüm akşam benimle. Bir Pofuduk gelip kucağıma oturdu, normalde kendini sevdirmez, dün akşam sevmeme de hiç itiraz etmedi. Beyaz falan ama tatlı hayvan.

Odama geri döndüm, o iğrenç pembe elbiseyi bir de gözümün önüne asmışlar ıhhh… Hemen yatağa yatıp, elbiseyi görmeyeyim diye pikeyi başımın üstüne çektim…

-Lara, kalk berbere gideceğiz…

-Yok artık, benim ne işim var berberde…

-Sırf berber saçlarını düzgün bir şekle sokmasın diye yaptın değil mi? Deli… El âleme ne diyeceğiz?

Kalkıp aynada kendime bakıyorum, çok güzel oldu bence, bir de yüzüme beyaz pudra sürüp, siyah makyaj yapınca en cool ben olacağım da… kahretsin o pembe elbise var.

Ablam koridorda odamın önünden geçiyor, elinde de telefon.

“Emocu işte, biliyorsun, pembe elbiseye kızdı bak, o kıvır kıvır saçlarını bildiğin asker traşı yaptırmış, rezil olacağız rezil.. Keremcan’a ne diyeceğim ben, ya Nadide hanım görünce ne diyecek?”

“Emocu değilim ben, salak Goth’um ben Goth!” diye bağırıyorum ardından.

İlk iş kulaklıklarımı buluyorum. “Darknest and hope” sakinleştiriyor beni. Hem annemin serzenişlerini de duymuyorum. Geceyi de Moonspell’in tüm şarkılarıyla atlatabilirim belki, pembe elbiseye tekrar gözüm takılıyor. “Wolfhearth” bile kurtaramaz beni, bu gece bir cehennem…

Ailenin bütün kadınları ve Süslü, Nişantaşı’ndaki önemli kuaföre gidiyoruz, Nadide hanım saçlarımı görünce sarsılıyor…

“Peruk mu taksak ne yapacağız?” diyor.

Ellerimi belime koyup, dene bakalım diyorum içimden… Dene ve gör başına geleceği.  Telefon çaldı da kurtuldu elimden…

Düğün planlamacısı tutmak o Keremcan’ın marifeti… Masterchef yarışmasını kazandıktan sonra, televizyonda yemek programları sunmaya başlamış, üstelik de youtube fenomeni olmuş beyefendi, her şey dört dörtlük olmalıymış. Düğünü ile ilgili video yapıp atıyor sürekli.

Süslü’ye de özel kuaför gelmiş, aman bir duruşu var, sandalyede kokoş kokoş… Bu küçük köpekler de bir tuhaf yani. Ablam sürekli videosunu çekiyor, Keremcan bayılacakmış bu görüntülere, öyle diyor. Annem de bana oradan bir Süslü gibi olamadın bakışı atmaz mı? Bu düğün ne zaman bitecek?

Nadide hanım hala fısır fısır telefonda konuşuyor, sonra annem ve damadın annesi ile ablama baka baka bir şeyler konuştular yine fısır fısır. Ne oluyor acaba?    

Neyse kuaför olaysız bitti sayılır, yanları sıfır numara, erkek başı saçlarıma biraz mor boya yaptı kuaför, pembe olsun demediler, ben de mora çok sinir olmadım…

“Genç kızsın sana fazla makyaj yapmaya gerek yok,” dedi annem de, Nadide hanımla artık ne konuştuysa eskisi kadar coşkulu değil ya da bir endişesi var sanki.

O sırada da Nazan aradı.

“Kızım planım var, kurtaracağım seni o pembe elbiseden, ve TT olmazsak şaşarım.”

Ne planlıyor acaba?

Eve döndüğümüzde ablamın odasından bir çığlık. Bugün kaçıncı çığlık? Ne oluyor?

-Kim soktu bu mendebur hayvanı odama?

-Kızım, kapı kollarına atlayıp açar o kapıları biliyorsun.

-Niye odanı kilitlemedin?

-Bu kedinin böyle bir plan yapacağını nasıl bilebilirdim?

-Su dökmeyecektin üstüne…

-Of… baba…. of…

Odada pis bir koku, meğer Pofuduk biz yokken ablamın odasına girip gelinliğe işemiş!  Hem kokuyor hem de sarı sarı lekeli Nur Yerlitaş gelinliği. Gülmemek için kendimi zor tutuyorum. Pofuduk’ta bir köşeye sinmiş, sarı mavi gözleri ile eserine ve etkilerine bakıyor. Bence youtube’a bunları koymak gerek.

Gelinlik acele kuru temizlemeye gidiyor, biz de erkenden düğün mekanı Yeniköy tepelerindeki Secret Garden’dayız. Mekan düğünün de sponsoru olduğundan pembe güller, taklar, süslü sandalyeler… masal mekanı gibi süslenmiş. Pembelere bakmamaya çalışarak, boğaz manzarasını seyrederken, Nazan mesaj atıyor…

“Twitter’a baksana…”

“Herşeyimi çaldı, birinciliğimi, tarifimi, kız arkadaşımı… Bittim ben, bu gece intihar edeceğim, canlı yayın youtube’da.”

Manken, aşçı Berkcan yani Kerimcan’ın en büyük rakibi…

“Bunlarda mı gelecekti başıma” diye ağlıyor ablam, kucağında Süslü…

“Makyajın bozulacak,” diyor annem.

Ablam Berkcan’ın kız arkadaşıyken yarışma sırasında Keremcan’a âşık olup, canlı yayında evlenme teklifi almıştı. Ama hızlı gündem nedeniyle herkes çoktan unutmuştu bu hikayeyi.. Şimdi eski videolar paylaşılıyor, magazin muhabirleri, psikologlar, aşçılar, still iconları, youtube fenomenleri  herkes ama herkes yorum yazıyor. Berkcan TT oldu.

İntihar eder mi Berkcan?  Geçen yıl bizim sınıftan Mavi Balina oynayan bir kız intihar etmişti ama o sessiz sedasız ölmüştü, hiç böyle davullu zurnalı bir intihar anonsu olmamıştı.

“Rating uğruna neler yapıyor” diyor annem…

Nadide hanim iki sakinleştirici içiyor,

“Beni aradığında inanmamıştım ama intihar edeceğim diyor, iptal etseydik düğünü keşke…”

“Onca hazırlık ayol, iptal edilir mi? Seda Sayan bile geliyor, konuklara ne deriz? Olmaz ona bir şey, intihar edecek adam mı baksana şuna, o hava var mı?” diyor damadın annesi, telefondan Berkcan’la yapılan bir röportajı göstererek…

Gelinlik geliyor, ablam giyinip, düğün fotoğrafları, videolar çektiriyor. Kerimcan’da pembe kravat, mendil takmış. Ne bu pembe merakı?

Annem “Hadi Lara sen de giy elbiseni, konuklar gelecek,” diyor.  Gelin odasının yanında aile içinde bir oda hazırlanmış, isteksiz giyiyorum elbisemi… Pembe tafta, kat kat etekleri var.

Kulaklıklarımı takıyorum… “Wolfhearth” sesi iyice açtım. Masalara doğru yürüyorum.

İki siyah jean, t shirt giymiş  kaykaylı çocuk aniden ortaya çıkıyor, yanlarında da Nazan.

Ellerinde siyah tüp boyalar, benim pembe elbiseyi boyayıveriyorlar bir kaç dakikada…

Nazan’da videoyu çekip hemen youtube’a atıyor.

“Kimse bir Goth’a pembe elbise giydiremez” diye bağırıyoruz hep birlikte…

Sonrası mı? Bağırışlar, çağırışlar… Gazeteciler, konuklar, videolar, göbek atmalar, kasap havaları… Düğün işte…

Berkcan’mı? Bizim video TT olup, herkes onu unutunca intihar etmekten vazgeçti.  

Işın Güner Tuzcular

İ.T/N.İ