Siyah güneş gözlüklü, uzun saçlı aşçı ritmik hareketlerle eti doğruyordu, bıçak inip kalkarken insanlar hipnotize olmuş seyrediyorlardı.  

Satırla iyice kıydıktan sonra eti, eldivenlerini giyip, yoğurmaya başladı, fonda Gripin’den elini korkak alıştırma, yoğuruyor da yoğuruyordu… 

Aşçı meşhur hareketi ile tuzu da eklerken tüm salon telefonlarında canlı yayındaydı. 

Cansu o anda girdi Etiler’deki bu şaşalı lokantaya, koşturarak geldiğinden nefes nefeseydi, fotoğraf makinası elinde geç kalmışlığın paniğiyle art arda bastı deklanşöre.

 – Hamburger köftesinden belki biraz yeriz.

– Altın tozu da serpecek, bence yiyelim.

– Daha iki saat yemek yiyemeyiz, Levo öyle dedi. 15 saat bir şey yemek yok.

– Ve tek öğün, üstelik karbonhidrat yok biliyorum ama o zaman bu lokantada ne işimiz var?

-Herkes bu akşam burada, nerede olacaktık? 

Mini şortlu uzun, ince ve kaslı bacakları, yüzlerindeki donuk ifade, dudak dolguları, dövme kaşları, botoksları ile birbirinin tıpatıp aynısı üç  kadındılar, tek ayrım noktaları ikisinin sarışın birinin esmer olmasıydı, Yaşlarını söylemek imkânsızdı. Yaşsızdılar belki de…

Cansu onların da resmini çekti, ünlü birilerine benziyorlardı, kadınlar poz verdiler büyük bir coşkuyla, fotoğraf çekildikten sonra da Cansu’yu süzdüler dudak bükerek. Boyamamakta direndiği kısa kır saçları, makyajsız yüzündeki çizgiler, siyah tişörtü, eskimiş jean pantolonu ve siyah postalları ile “öteki” olmaya alışmıştı bu mekânlarda, hoşlanmasa da patronu kızdırmamak için mekândaki herkesi ve her şeyi görmeye, fotoğrafını çekmeye çalışıyordu.

İç geçirdi, daha çok değil bir saat önce Cezayir Restorandaydı, tutuklu iş insanı Osman Kavala’nın doğum gününü kutlamışlardı, lise, üniversite arkadaşları, dostları, sanatçılar, sivil toplum gönüllüleri, yazarlar.

Kısa saçlı, yırtık jeanli, yaşsız başka bir kadın yaklaştı botokslu üçlünün yanına, ay canım, şekerimler, sarılmalar sonrası, sohbet başlamıştı; 

-Serenay, ne güzel seni görmek. Kilo mu verdin sen? İncecik olmuşsun.

-Keto diyeti yaptım bu yaz.

-Ay süper olmuşsun valla. 

-Diyetisyene gittin mi?

-Kitabı alıp, okudum uyguladım diyeti.

-Kitap dedin de ben de yazacağım bu aralar şekerim, “hayatın ince detayları” adı da nasıl? 

-Diyet kitabı mı?

-Diyet, bakım, güzellik. Şeyma’dan daha iyi bilirim bu işleri ben. 

-Harika olur,  muhteşem fikir Eda’cığım. 

– Çok şahane.

Fonda artık Reynmen çalmaktaydı.


Yalan söyleme gözlerime bak bu kez (yalan)
Yalan söyleme gözlerime bak bu kez (yalan)
Yalan söyleme gözlerime bak bu kez
Gözlerime bak bu kez, gözlerime bak

Cansu fotoğraf çekmeye devam etti, bu dört kadının buluşması patronu ilgilendirecekti kesin. Adı Ela olan bir de kitap yazıyormuş, bunu da atlatma haber olarak yazabilirim diye düşündü.

Cezayir’de de Osman Kavala için 62. yaş kitabı hazırlanmıştı. İçten, yaratıcı, hüzünlü bir kitap. Mektuplar, makaleler, şiirler,resimler, fotoğraflar ve kolajlarla, cezaevinin o karanlık, o iç kapatıcı haline inat rengarenk bir kitap olmuştu. Cansu da yazmıştı kitaba, haberini de hazırlayacaktı. Onu da basar mıydı patronu acaba?

Serenay’ın gözü hamburgerlerdeydi,

-Çok açım en az iki tane yiyeceğim, etini tabii, karbonhidrat almıyorum. Altın da kilo yapmaz herhalde…

Kadınlara veda edip, aşçıya doğru ilerledi.

-Bu obur diyet falan yapmamıştır.

– Bence karın yağlarını aldırmış, bacakları hala kalın.

– İki Hamburger köftesi yiyecekmiş üstelik, offf… etler de  ne güzel kokuyor, yesek ya gelmişken, bir hamburger köftesi?

-Of… Nil ya başka şeyler düşün, konsantre ol biraz.

-Son estetikte burnunu öyle küçülttüler ki sen koku almıyorsun tabi, söylemesi kolay…

-İnce detaylar demiyor muyum ben, yemeyeceksin. İrademiz var bizim. 

-Güzellik emek ister!

-Selin bak bunu not etmeliyim, kitap için… İyi cümle…

-Estetik dediniz de kızlar, Erdoş bir kedi aldı getirdi eve, çok para vermiş, cins kediymiş, sertifikası falan var, ama kocaman suratlı, sarkık yanaklı, bir de göz kapakları düşük… Acaip çirkin bir şey… Bize yakışmıyor bu kedi dedim. Korkunç çirkin, bakamıyorum. Ne yapmalı…

-Aman Selin, kaldırıverir göz kapaklarını, yanaklara da bir botoks… Merak etme sen, dünya güzeli olur.

-Bizim doktor yapar değil mi? Ha insan göz kapağı, ha kedi göz kapağı.

Hamburgerler servis edilmeye başlamıştı. 

-Ekmeği de o siyah karbon ekmeklerden, Levo’ya soralım mı belki siyah ekmeğe izin vardır?

-Bir parça marul yesem?

-Bu diyetin ruhunu anlamadınız siz…

– Serenay’a bak, hani sadece et yiyecekti? Hamburgerin yanına patates bile almış.

-Pis boğaz ne olacak, bakmayın o tarafa… Başka şeyler düşünün. 

Ahçı beyaz gömleğinin yakasını göğsüne kadar açmış, elinde hamburgerler, konuklarla poz üzerine poz vermekteydi… 

Fotoğrafları çeken Cansu, gazetecilere ikram edilen altınsız ve normal ekmeğe konulmuş hamburgerlerden de bir tane alıp, mekânı terk etti. Otobüs beklerken, kulaklıklarını taktı, Mor ve Ötesi’nin Büyük Düşler’i yorulmuş ruhuna ilaç oldu.

nedir ki
zıplarlar
ego tramplenlerinde
kadınsız erkeksiz bir şehvet düşünün
oyundur oynarlar


İçeride restoranda davet devam etmekteydi, tüm konuklar hamburgerlerden şehvetli ısırıklar alma peşindeydiler, Serenay kızlara göz kırptı, Nil yutkundu…


gördüm
gördüm
gördüm
büyük düşler gördüm…

Işın Güner Tuzcular