Tüm dünyada “İnsan Hakları Günü” olarak kutlanan 10 Aralık günü İsveç’in başkenti Stockholm’de, Kral 16. Carl Gustav’ın katıldığı büyük bir tören vardı.  İsveç Akademisi’nin düzenlediği Nobel töreninde 1901 yılından beri verilen, saygın bir ödül olarak kabul edilen Edebiyat Ödülü kazanan yazara takdim edildi.

Peter Handke Nobel Ödül Töreninde

Edebiyat dalında geçen sene bir skandal nedeniyle ödül veremeyen, daha önceki yıllarda da verdiği farklı kararlarla gündeme gelen İsveç Akademisi, 2018 Nobel Edebiyat Ödülünü Polonyalı yazar Olga Tokarczuk’a, 2019 ödülünü ise Avusturyalı yazar Peter Handke’ye verdi.

Handke’ye verilen ödül tam anlamıyla Dünya’yı ayağa kaldırdı.  İnsan Hakları Günü’nde verilmesi de ayrıca çok ironik bulundu.

Peter Handke Alman edebiyatının en önemli isimlerinden biri. Edebi açıdan eserleri çok başarılı. Hatta John Updike’a göre gelmiş geçmiş en iyi Almanca edebi eserleri Handke yazmış ancak 1990’larda Sırp yanlısı söylemleri nedeniyle çok eleştirilen bir yazar Handke.

Şair Ezra Pound ve romancı Louis Ferdinand Celine de edebi olarak olağanüstü bulunmalarına rağmen 30’lu ve 40’lı yıllarda faşist söylemleri nedeniyle aynı tepkileri almışlardı. Gecenin Sonuna Yolculuk romanını hayranlıkla okuduğum Fransız yazar Celine hakkında bir film yapan  yönetmen Emmanuel Bourdieu’nun “ bir sanatçının kişiliğindeki paradoks ‘bir tarafta bir edebi deha öte yandan nefret, en ilkel ve kaba öfkeyle dolu vulgar bir adam”  söylemlerini bugün aynen Handke’ye uyarlayabileceğimizi düşünüyorum.

Sanatçının sanatının değerlendirmesinde; kişiliğinin, daha doğru bir deyişle sanatçının bir insan olarak politik görüş ve tavrının ya da günlük yaşamında başka kişilere yönelttiği davranış ve tutumunun etkisi var mıdır? Bu noktada neyin dikkate alınması gerekir? Sürekli tartışılan bir konu bu. Peter Handke’yi bu bağlamda ben de sorgulamak istiyorum. Her şey aslında Yugoslavya’nın kanlı bir şekilde dağıldığı 1991 yılında başladı. Alman asker bir baba ve Sloven bir annenin oğlu Handke, Avusturya’nın güneyinde muhafazakâr Karintiya bölgesinde büyüdü. 1990’lı yıllarda Yugoslavya’daki savaşta Sırpları destekleyen makaleler yazmaya başladı; örneğin Sırbistan İçin Adalet adlı seyahat makalesinde lirik ve yarı mistik şekilde Sırpların Bosna’yı işgalini haklı buluyordu, 1995 Srebrenitsa katliamına ise kesinlikle inanmadı.

Vaftiz olmuş, kiliseye de arada sırada giden bir Katolik olarak, Balkan Savaşı’nda Vatikan’ın aldığı pozisyonu protesto etmek için “güncel” Roma Katolik Kilisesi’nden ayrıldığını belirtti. Nato’nun 1998 Ekiminde Sırbistan’ı bombalayacağını duyurmasının ardından hemen Belgrad’a uçtu ve “Eğer Nato gangsterleri Sırbistan’ı bombalarsa, benim yerim Sırbistan’da” dedi. Sırp-Arnavutluk müzakereleri sırasında, Sırbistan Devlet Televizyonu’nda beyanatlar verdi.

“Bazen Kosova için savaşan Sırp Ortodoks keşişi olmak istiyorum” dedi. Miloseviç rejiminin “Sırbistan Şövalyesi” ödülünü verdiği Handkle, “Mars Sırbistan’a, Karadağ’a ve Bosna’nın Sırp bölgesine saldırıyor, bu topraklar Marslı ya da yeşil kasap olmayan insanların anayurdu” açıklamasını yapmıştı.

Handke aslında protest bir yazar ve aykırı söylemleri ile tanınıyor. Alman yazarlar Thomas Mann, Robert Musil ve Franz Kafka’yı ve eserlerini çöp olarak nitelemişti. Hatalı kanonlaşmaya yol açtığı için Nobel edebiyat ödülünün de kaldırılması gerektiğini savunmuştu.

Bosna Savaşı sırasında Godot’u Beklerken oyununu sergilemek için Saraybosna’da birkaç ay geçiren Amerikalı yazar Susan Sontag, Handke’in New York’ta ‘bittiğini’ söyledi.

Parisli entelektüel Alain Finkielkraut, Handke’nin ‘ideolojik bir canavar’ olduğunu belirti. Slovak felsefeci Slavoj Zizek, Handke’nin “Sırp sinizmini kutsadığını” söyledi. Berlinli Sırp romancı Bora Cosiç, Handke’nin iradesini kınadığını açıkladı: “Bu yazarın çok şahsi bir üslubu var.  En kötü suçlardan bile tatlı bir şekilde bahsedebiliyor. Okuyucular suç ve suçlularla ilgili okuduklarını bile unutuyorlar.”

Sanat yapıtlarını beğenirken sanatçının savunduklarını onaylamış mı oluruz? Bence hayır. Politik duruşları, özel hayatları ile toplum değerlerine uygun davranmayan sanatçıların -örneğin küçük bir kızı taciz eden yönetmen Polanski de bu sene saygın bir ödül adlı-   ödüller almalarını, onurlandırılmalarını onaylıyor muyuz?  

İsveç Akademisi Nobel Edebiyat Komitesi Başkanı Per Wästberg,: “Ödüller verilirken insan hakları kriterimiz yoktur,” diyor. Yine bu son olay üzerine  Nobel Komite Başkanı Anders Olsson, karara yönelik eleştirilere, “Amaç, olağanüstü edebî eserlerini kutlamak, kendisini değil” sözleriyle cevap veriyor.

Ama komite içinde de itirazlar yükseliyor.

İsveç Kraliyet Akademisi Nobel Komitesi’nin iki üyesi, ödülün Peter Handke’ye verilmesine tepki olarak üyelikten istifa etmiş, bir başkası da ödül törenini boykot edeceğini açıklamıştı. Yine farklı uyruklardaki birçok yazar ve siyasetçi de skandala tepki gösterirken, ödül kararının geri çekilmesini talep eden dilekçeyi 60 binden fazla kişi imzalamış.

Bu yılın Nobel Edebiyat Ödülü daha uzun süre tartışılacak gibi görünüyor.

Işın Güner Tuzcular