Gecenin içinde yürüyorsun, karanlık sanki daha iyi geliyor ruhuna. Gündüzün insanları da çekilmiş köşelerine, sabah erken kalk, işe, okula git, çalış, çalış… Bir araba ve bir de evin olsun diyen o çalışkan karıncalardan olamadın hiçbir zaman.

Mahalledeki metruk ahşap evin önünde bir kedisi, iki köpeği ile yatan ayyaş kalkmış dolaşıyor bak, gece onun zamanı, karanlık onu yargılamıyor.

Daha mı mutlu bu ayyaş senden?

Sabahın köründe işbaşı yapacaksın gidip yatsana, yatsan da uyku tutmuyor değil mi?

Evvelsi gün ağır paketini beş kat çıkardığında yaşlı kadın, zincirli kapısının aralığından şöyle bir baktı sana,

-Bırak kargoyu git.

-Teyze çok ağır, istersen en azından içeri sahanlığa bırakayım daha kolay olur senin açından.

Yaşlı kadın vebalıya bakar gibi bakıp sana, bağırdı,

-Ne diyorsam onu yap!

Bu işe de, hayata da, yaşlı huysuza da diye söylenerek aşağıya inerken kapıcı dudak büküp, çemkirdi,

-Ne o küfürler, söylenmeler, çalışma hayatı zor geldi değil mi?

Bir sonraki teslimat beş sokak ilerde, minibüsle aşağı mahalleyi bitireyim, genç adamsın sen yürü dedi Kemal abi, kırk beş yaşında hala kargo dağıtan bu adama acıdığından da ses çıkarmadın,

Paket küçük ama ağır, ya da o gün her şey ağır geliyor sana. Köhnemiş apartmanın yemek kokuları, kapılar ardından gelen çocuk sesleri sinmiş dar, loş merdivenlerinden çıktın yine,

Bu sefer gençten bir çocuk, heyecanla aldı paketi yüzüne bile bakmadan.

Kargocu işte isimsiz, görüntüsüz adam kargocu dedin kendi kendine. Postacıların bir itibarı varmış eskiden, yolu gözlenirmiş, şarkılar bestelenir, filmler yapılırmış haklarında ama biz kargocular yok farz ediliyoruz diye düşünerek indin merdivenleri. Zaten annen de söylüyor çok düşünüyorsun. Yap işini al maaşını, korona zamanı işin var, daha ne istiyorsun diyor. Babanın şirketi kapanacak belki de, evde oturuyor adam kaç aydır, sadece kısa çalışma parası alıyor. Anneannenin emekli maaşı, senin işin olmasa ne yaparız diyor, önemli maaşın aile için ama için sıkılıyor.  Liseden arkadaşın Arda’yla karşılaştın evvelsi gün, senden tembeldi okulda ama bak özel üniversitede Bilgisayar Mühendisliği okuyor, sen? Devlet üniversitesinde hiçbir mühendislik bölümü tutturamadın, açıktasın. Kader nedir, ben niye bu ailede doğdum diyorsun. Çok düşünüyorsun.

Gecenin içinde yürüyorsun, birahaneler açılmış, arkadaşlarla içmeyi özlediğin düşüyor zihnine, Beşiktaş’ta arkadaşlarla müzik yapan bir mekânda ne eğlenmiştin geçen yaz başı. Lisede gitar çaldığın günleri düşünüyorsun özlemle. Artık neden çalmıyorsun? Vakit mi var ki gitar çalmaya.

Lisedeki yaşamının ne kadar iyi olduğunu kavrıyorsun birden. Basket takımı oyuncusu, gitar çalan Berk… Havalı bir çocuk, koridorda yürüdüğünde tüm kızların süzdüğü çocuk. Şimdi görünmez oldun ne kimse dönüp bakıyor sana ne de kimse önem veriyor.  Elinde koli yürüyen yüzlerce kargocudan birisin işte.  Yuttu seni hayat, çalışmaya başladığından beri yaşlandın sanki, omuzların çöktü.

Basket oynayacağına biraz daha ders çalışsaydın ya demişti baban.

Küçük bir şirkette muhasebeci olan babana bakıyorsun, ticaret lisesini bitirip çalışma hayatına başlayan ve yirmi küsur yıldır muhasebeci olan babana bakıyorsun. Kredi ile aldığınız toplu konut evi ve ikinci el bir arabası var diye sana nasihat eden, doktor olmanı, avukat olmanı, bilgisayar mühendisi olmanı bekleyen babanın yüzüne çarpıp kapıyı, atıyorsun karanlıklara kendini.

Sahilde bir sigara içip dönmek amacın ama gece daha da çekiyor kendine seni.  Dönemiyorsun. Karanlık daha da karanlık sokaklara doğru yürüyorsun.  Karanlık senin zamanın, karanlık seni yargılamıyor.

Işın Güner Tuzcular