Çocukların Sessiz Çığlığı
Susmak, bazen bir korunak olur hayatımızda. Ancak bazı susuşlar, ardında derin yaralar bırakır. Öyle ki bazı susuşlar sessiz çığlıklara dönüşür. Birçok konuda suskunluk hayatı zindana, koca hapishanelere döndürür. Böyle düşününce canınız yandı değil mi? O koca suskunlukların içine sıkışmış hayatları, eli kolu bağlanmış yaşamları. Günümüzde birçoğuna şahit oluyoruz maalesef ama belki de minicik bedenlerin yüreklerine sığdırdıkları büyük suskunluk canımızı yakıyor. Evet, çocuklarımızın suskunlukları.
Çocukların taciz karşısında sustuğu her an, yalnızca onların değil, bir toplumun vicdanının da sessizliğe gömüldüğü bir andır. Küçücük yüreklerinde taşıdıkları o büyük çığlık asla hak etmedikleri bir yaşamı sırtlarına yüklememize sebep değil midir? Bu suskunluk, sadece bireysel bir acının değil, toplumsal bir çözüm arayışının da engelidir. Bir çocuğun yaşayacağı her güçlük önce anne babası, sonra çevresi üzerinden yaşanır. İşte bu da tek bir kişinin değil herkesin suskunluk karşısında durduğu yeri gösterir.
Bir çocuk neden susar? Korkudan, utançtan ya da belki de inanılmayacağından… Ancak bu suskunluğun ardındaki asıl neden, genellikle çevrenin ona sunduğu güvensizlik değil midir öyleyse. Bunun sonucunda ise toplum olarak, çocukların korkmadan, utanmadan, kendilerini ifade edebilecekleri bir alan yaratmakla yükümlüyüz. Onların sessizliğine kulak vermek, bu zinciri kırmanın ilk adımıdır.
Taciz, bir çocuğun hayata bakışını kökten değiştirir. Bir çocuk, en çok sevilmesi, korunması gereken yerde en derin yaraları alırsa, bu yaraların izleri hayat boyu kalıcı derin izler bırakır. İşte bu yüzden, suskunluk yerine konuşmayı teşvik eden bir ortam yaratmak çok önemli.
Sessizliğin zincirlerini kırmak için özellikle aile, öğretmen ve toplum büyük önem taşıyor. Çocuklara “Konuş, seni dinliyorum,” diyebilmek, onlara seslerini duyurabileceklerini hissettirmek belki de gelecekleri için en önemli adım olacaktır. Bu, yalnızca bireysel bir destek değil, aynı zamanda toplumsal bir çağrıdır.
Suskunluğun yerini cesaret alabilir. Ancak bu cesaret, sadece çocukların kendi başına gelişecek bir şey değil. Bu cesareti onların yüreğine yerleştirecek olan, çevrelerindeki yüksek sesle dile getirilen sevgi olacaktır. Taciz gibi bir konuda susmamak, yanlışın karşısında dimdik durmak anlamına gelir. Çocuklarımıza bu duruşu kazandırmak, toplum olarak en büyük sorumluluğumuz değil midir?
Bir çocuğun sesi, bir geleceğin yankısıdır. O yankının sessizlikte kaybolmasına izin vermemek için birlikte çaba göstermek, geleceği daha güvenli bir yere dönüştürebilir. O halde, suskunluğun yankısı olmasına izin vermeyelim; çocukları konuşmak için cesaretlendirelim ve seslerini duyuralım.
Hayatı, dünyayı gelecek için sevgi ile beslemeyi bilmek, belki de o hapishanelerden kurtulmamızın en önemli çaresi olacaktır. Tüm çocuklar için…
Tuba Ayşe Özgür

Sn. Tuba Ayşe Özgür’e teşekkürler… Evet, eğer toplumca çocuklarımızla iletişim kurarken kullandığımız: akıl-nasihat-reçete veren (böylece güvensiz ve bağımlı kılan) dil yerine; anlayan, değerli gören “empati dili” ve anlayışı gelişirse ancak o zaman: “Suskunluğun yerini cesaret alabilir.”