Öğretmenler odası her zamanki gibi. Anlamsız kahkahalar, adresi belli olmayan öfkeler, fısır fısır yapılan dedikodular, öğrenciye kızmayı burada da sürdüren disiplinli öğretmenler… -Gürültünün rahatsızlığından kaçmak istiyorsan dahil olacaksın- bu derin bilgimin ışığında en fazla konuşanlardan biriyim elbette teneffüslerde. Yine kendime birkaç çift taze kulak bulmuş anlatıyorum, o esnada dinleyicilerimin dikkatinin dağıldığını fark ettim. Müdür kendisi gibi bıyıkları özenle kırpılmış bir adamla içeri girdi. Oda sustu, belli ki diyecekleri vardı bu kırpıkgillerin. Müdür konuşmaya başladı “Yanımda gördüğünüz bu hayırsever bey ihtiyacı olan çocuklarımıza kıyafet bağışlayacaktır. Herkes sınıfındaki en yoksul öğrenciyi benim odama göndersin” dedi ve zil çaldı neyse ki…
Özellikle bizimki gibi kenar mahalle okullarda böyle hayrı seven insanlara çok rastlanıldığı için şaşırtıcı bir durum yoktu. Tek sorun en fakiri, fasfakiri bulmaktı. Sınıfa giderken düşünmeye başladım kimi seçsem diye, en iyisi girince karar veririm diyerek sınıfa girdim, hemen gözüme Bayram takıldı. Aranılan niteliklere uyacak kadar fakirdi, biraz safçaydı, üstü başı her zaman perişan, kabak kafalı, uzun ince bir oğlan… Sırasına gittim, sessizce “Bayram, müdür bey seni bekliyor.” dedim. Bayram şaşkın bir şekilde neden ki öğretmenim dedi. “Önemli bir şey değil sen bi git.” Bayram kaygılı bir şekilde çıktı. Yaklaşık yirmi dakika sonra geri geldi, gayet mutlu ama eli boş. Meraklandım, usulca yanına oturdum.
_ Bayram müdür sana bir şey söyledi mi?
_ Evet öğretmenim, ben bir yarışmada birinci olmuşum o yüzden bana bazı kıyafetler giydirdiler ödül olarak.
_ Ne yarışması bu?
_ Vallahi bilemeyeceğim?
_ Peki kıyafetler nerede?
_ İkinci bir yarışma daha olacakmış, orada da birinci olursam verecekler bana
_ İkinci yarışma neymiş?
_ Vallahi bilemeyeceğim
_ Ne zaman yapılacak bu ikinci yarışma?
_ Vallahi onu da bilemeyeceğim
Bayram’ı tebrik edip, yanından kalktım. Acayip sinirlendim, müdüre, yanındaki sığıra, bizi bu hale düşürenlere, herkese her şeye… Bayram’a döndüm bir daha baktım, o kocaman bir gülümseme ile arkadaşlarına birinciliğini anlatıyor. Hayatında ilk defa yarış kazanmıştı. Yarışın ne olduğunun önemi yoktu, kazanmıştı işte daha ne olsun! Zaferinin keyfini çıkarıyordu. Zil çaldı, çıktım sınıftan.
Sonra beklendiği üzere hiçbir şey olmadı. Biz kaldığımız yerden devam ettik hayatımıza. Bayram ne ikinci yarışmayı ne kıyafetleri sordu. Belli ki zirvede bırakmak istiyordu her şampiyon gibi.
Yıldız Ovacık

Kaleminize sağĺık…
Ah!
Nesnel bir bakışla olguları sorgulayarak okuru düşündüren, övgüye değer bir deneme. 👏👏