Atlas’ın yükü (Orijinal adı Weight, Ağırlık) derin saptamaları, toplumsal bakış açıları, yazarın kendi kimliği nedeniyle anlaşılmaya ve okunmaya değer bir kitap. Jeanette Winterson 16 yaşında cinsel kimliğini keşfedip evden ayrılan, ‘Freud’dan sonra İngiltere’nin en ünlü psikanalisti’ Susie Orbach ile evlenen, psikoloji, tarih, felsefe ve edebiyatla kendini oluşturmuş sıra dışı bir İngiliz yazar.

Eserlerinde kurgu ve otobiyografi, mit ve tarih, şiir ve düzyazı sınırları belirsizleşir, zaman kayması, geri dönüşler sıkça kullanılır. Cinsel kimlik belirsizdir, keşfedilmeyi, yeniden yapılandırılmayı bekler. Duygusal ya da gerçek değişimler gösterebilir. Dili lirik, şiirsel, filozofiktir, duygular, çelişkiler, güzellikler bir sanat çalışması gibi okura sunulur. Eserleri Platon’dan Shakespeare’e, İncil’den Virginia Woolf’a alıntılarla, zengin tarihsel gönderilerle, metinler arası geçişlerle yoğun, çok katmanlıdır.

Canongate yayınevi projesiyle hayata geçirilen mitik öykülerde, seçilen yazarlar öyküyü günümüze taşımanın dışında yeniden çerçevelemiş, akılda kalıcı ve çağdaş eserler oluşturmuşlardır. Winterson Atlas’ı yazarken kendi otobiyografik referanslarını mitolojiyle harmanlar. Atlas’ın taşıdığı yalnızca bir ağırlık değil, ruhsal ve varoluşsal bir yüktür. Yazar bunu kendi yaşamındaki ailevi travmalar, cinsellik, kimlik gibi yüklerle özdeşleştirir. “Bu ağırlığı taşımasaydım kim olurdum?” sorusuna cevap arar. Fiona Hobden’a göre Yazar “Ben” anlatımı kullanan üçüncü bir kişi aracılığıyla bir çeşit psikoterapi oluşturmakta, böylece öyküyü yeniden yazabilmektedir. “Tek meyve portakal değildir” ve “Normal olmak varken neden mutlu olasın” kitaplarında aynı üçüncü kişi tarafından “ben anlatıcıyla” aynı yaşam öyküsü anlatılmıştır. Atlas’ın Yükü ile de kendi deneyimlerinden mitolojik kahramanlara aktarım yapar.

Romanın iki kahramanı Atlas ve Herakles yüklerinden kurtulmayı ilk kez düşünürler. Yükü onlar seçmemiştir. O halde neden bırakmasınlar? Kaderi ve sınırları sorgularlar. “Öyküyü yeniden yazmak” ister yazar. Artık farklı bir son yaratabilecektir:

Burada yalnızlığı, dışlamayı, sorumlulukları, yükleri ve de özgürlüğü irdelemek istedim, çünkü benim uyarlamamın başka hiçbir yerde görülmemiş çok özel bir sonu var” 

“Öyküyü yeniden yazmak”, ”Sınırlar, hep sınırlar” ve “özgürlük” temaları kitap boyunca kullanılır.

Winterson şiirsel bir dil, kısa cümleler, yoğun imgeler, tekrarlar, iç monologlar kullanır. Kahramanların anlattıkları günah çıkarma, içini dökme gibidir. Ovidius’un metamorfozlarına göndermelerle mitolojik anlatıyı çağdaş sorunlarla buluşturur. Böylece miti sürekli yeniden yazılan bir kolektif hafızaya dönüştürür. Atlas ve Herakles’in içsel dönüşümleri, kimliğin sabit değil devingen olduğunu vurgular. Mitoloji, bireysel acıları ve varoluşsal soruları açıklamak için yeniden yazılır. Her mit kişisel hale gelir.

Kitabın felsefi katmanları okuru düşündürür:

  • Ağırlık, yalnızca bir hikâye değil; bir düşünme biçimidir.
  • Yüklerden arınmak mı gerekir, yoksa o yükler bizi biz yapan şeyler midir?
  • Kitap, Nietzsche’nin “sonsuz dönüş” kavramını andıran bir şekilde, insanın kendi kaderine evet diyebilme cesaretini işler.

Alıntılar:

“Bu yük benim seçimim değildi. Ama artık benim parçam.”

“Kimseye ihtiyacın kalmadığında, kimseyi kaybedemezsin.”

“Mitler, bize kendimizi anlatmanın başka bir yoludur.”

Winterson, her romanında farklı bir biçim, dönem ya da karakter sunsa da hep aynı soruları sorar:

  • “Ben kimim?”
  • “Aşk ne işe yarar?”
  • “Yüklerimizi neden taşıyoruz?”
  • “Bir hikâye anlatmak bizi nasıl değiştirir?”
  • “Yarattığımız cehennemler, tanıştığımız cehennemlerdir.”
  • “Yeryüzü Gezegeni hayata o denli susamıştı ki, onu elde etti.”
  • “Annem, hepimizin çekmesi gereken bir çile, taşıması gereken bir haç olduğunu söylerdi.”
  • “Peki, ben yarattığım dünyanın neresindeyim?

Ben dünyanın neresindeyim?

  • “Yaratmış olduğum bu dünyanın altından sıyrılmama izin verin.”
  • “İçinizde neler barındırıyorsunuz?

Ölüleri. Zamanı. İçgüdülerinize yansıyan bin yıllık ışık oyunlarını.”

  • “İnsanlar yaratılıştan sadakatsizdir. Bu onların kusuru değildir, doğanın yaratımını kusur saymak olmaz.”

Atlas bu soruları en açık şekilde, mitin kalbine inerek ve kendi hayatına dokunarak sorar. Diğer romanları ise bu soruları tarih, beden, din, ya da hikâyenin kendisi üzerinden şekillendirir.

Jeanette Winterson, klasik anlatı biçimlerinin dışına çıkarak, büyülü gerçekçiliğin duygusal ve mitik katmanlarını; postmodernizmin parçalı, çok sesli yapısıyla birleştirir. Onun metinlerinde gerçekliğin tek bir versiyonu yoktur. Aşk, zaman, kimlik sabit değil, değişkendir. Mitler yeniden anlatılarak güncel meselelerle buluşur. Okur sadece izleyici değil, sorgulayıcıdır.

 

Winterson eserlerinde büyülü gerçekçilik ve post modern  öykü:

 

 

Büyülü Gerçekçilik Yönü:

  • Mitolojik figürlerin (Atlas, Herakles) sanki gerçek dünyadaymış gibi anlatılması.
  • Tanrısal olayların olağan bir dil ve duyguyla ele alınması (örneğin Atlas’ın yükü bir insanın psikolojik yükü gibi işlenir).
  • Büyü unsurları doğal kabul edilir, sorgulanmaz.

 

Post modern Yönü:

  • Kendi anlatı sürecinin farkında bir yazar sesi vardır.
  • Mitolojik metinler parodiye uğramaz ama farklı bir dille yeniden inşa edilir (intertextuality).
  • Otobiyografi ile mit iç içe geçer, gerçek ile kurgu arasındaki sınır kalkar.

Kitapta Herakles, mitolojideki kahramanlık simgesi Herkül’den çok farklı anlatılmıştır. Dünyayı sırtında taşıyabilecek ikinci adam olan Herakles, romanda cinselliğini ön planda tutan, kural tanımaz, kolayca öldüren, kadınları küçümseyen bir karakterdir. Winterson Herakles’in taşıdığı “erkeklik yüküne” sıkça vurgu yapar, kitap ilerledikçe bu özellik yumuşasa da kaybolmaz. Dünyanın menteşesinde, yerle göğün birleştiği yerde, yarı insan yarı tanrı olarak Atlas’tan yardım ister, Atlas yükünden kurtulmayı düşündüğü sırada, bu yükü geçici olarak bile almayı hiç düşünmez, altın elmaları Eurystheus’a götürmeyi teklif eden Atlas’ı oyuna getirir, kaçıp gider.

Atlas ise bu erkeklik yüküne fazla kapılmamıştır, çünkü zaten taşıyacağı ağır bir yükün altındadır. Jeanette Winterson Atlas’ın güçlü olduğuna ama özgür olmadığına dikkatleri çeker. Atlas’ın yükü, dünyadaki en önemli kişi olmadığının ayırdına varmasıdır aynı zamanda. Her şey elindedir, fakat onlara hükmedemez. “Özgürlüğün var olmayan bir ülke olduğunu” çoktan kabul etmiştir. Bu noktadan sonra insanlığın hikâyesine dönüşür roman.

Yazar, katmanlı bir anlatımı kullanırken farklı zamanları ve anlatıları birbirinin üzerine koyar. Böylece yeni gelen katmanın ağırlığı önceki anlatıyı etkiler. Dünyadaki tortul kaya katmanlarının altında kalıp unutulan ve tekrar keşfedilmesi olanaksız eski katmanlara benzetir zamanda oluşanları. Bu tema kitap boyunca tekrarlanır.

‘‘Tortul kayaçların katmanları bir kitabın sayfalarına benzer… Her birinde güncel bir yaşam yazılıdır… Ne yazık ki, belgeler yarım kalmıştır…”

Freud, 1925 tarihli bir makalesinde şöyle yazmıştı:

“Yapmam gereken tek şey yalnızca bu anının saklandığı yeri aklımda tutmaktır”

Anının saklandığı yer ve Freud’un kullandığı “deposit”kelimesi. Sözlük anlamı tortu bırakmak. Tortu bırakmak, tortulaşmak… Winterson’ın da katmanları vardır.

Otobiyografik öğeler yer yer gereksiz gibi algılansa da Atlas ve Herakles’in zorluklarını ve seçimlerini göstermek, aynı zorlukları yaşayan okurun bağ kurması, olayın içine çekilmesi içindir. Winterson’a göre Atlas, evlat edinilmesinin ve üvey annesi tarafından reddedilmesinin yankısıdır. Anne babasını bilmemesinin yükünü taşır. Bunu “Normal olmak varken neden mutlu olasın?” kitabında şöyle anlatır:

“Beni taşıyacak kimse olmadığı için, ben kendimi taşımayı öğrendim.

Kız arkadaşım bende Atlas kompleksi olduğunu söyler”

Yine de Atlas’ta otobiyografik öğelerden çok duygular ve inançlar öne çıkar.

Atlas yükünü sahiplenmiş özenle taşırken, sorgulamaz. Aklından astronomik hesaplar yapar, dünyayı dinler, yıldızları inceler. Duygulara vakti yoktur. O nedenle de elmalar eline bir bir geldiğinde kalbi sıkışır, şaşırır.

“Atlas’ı ölümden kurtaran düşünceleriydi. Düşünceleri, duygularına ket vuruyordu. Zaten hissedecek ne vardı, acı ve yükten başka? Şimdi ufacık dünyaya bakarken, pek tanımadığı bir duygu sarmıştı içini. Adını bile koymaya çekindiği.”

Lacan, “Psikanalizin Öteki Yüzü” başlıklı Seminerinde “Jouissance (zevk, cinsellik), ölüme giden yoldur” demiştir. Atlas’ın bitmeyecek yoldaki jouissance’ı da romanda, acı ve yükle temellenmiştir. Onu bu acı ve yükten koruyan, düşünceleriydi, fantazmıdır. Herakles’in bir ara gök kubbeyi yüklenmesiyle kendi özgürlüğü ve yazgısı arasındaki tartışmalardan görünür hale gelen fantazmı.

“Bedenini hapsetmişlerdi, ama düşünceleri özgürdü”

Kitabın sonunda Layka, Atlas’ı yükünden kurtarır ve romanı yirminci yüzyıla taşır. Atlas yalnız ve kozmosun yüküyle bunalmış durumdayken, yerçekimi etkisinden kurtulmuş Layka ile bir denge bulur. İlk kez bırakmak istemediği bir yükü vardır.

Kitaptaki yüklerinden kurtulma metaforunu vurgulamak gerekir. Atlas güçlüdür ama özgür değildir. Özgürlük var olmayan bir ülkedir ona göre. Özgürlük teması kitapta tekrar tekrar vurgulanır. Roman “Özgür insan kaçmayı düşünmez” diye başlar. Fakat sonlara doğru artık kaderi olduğu gibi kabullenmekten vazgeçer. Kendi kaderini seçebileceğini görür. Bu insanlığın yüzlerce yıllık öyküsüdür.

Kitap sorumluluk, ağırlık, tarih, beklentiler, cinsellik gibi pek çok öğe barındırsa da okuru anlatımıyla hafifleten ve yüklerinden kurtulmak için yüreklendiren bir yapıttır.

Füsun Uzunoğlu

 

Kaynakça

Robbie Cameron January 13, 2013 #fantasy, #Jeanette Winterson, #literary fiction, #mythology, #Weight

https://www.gazeteduvar.com.tr/cagin-beli-bukuk-insanlari-makale-1676806  Burcu Aktaş,

Sedat Sezgin – edebiyathaber.net (27 Eylül 2018)

New Voices in Classical Reception Studies www2.open.ac.uk/ClassicalStudies/GreekPlays/newvoices Issue 11 (2016)

Kevser Ateş, Magic realism and its application to the passion by Jeanette Winterson and wise Children by Angela Carter, master thesis, advisor prof. dr. Mukadder Erkan, Erzurum, 201