Akıllı mal, “tekno ürün”e karşı hatalı/ayıplı mal, “İnsan” bir varoluş sorunsalında mıdır?
Çağlar boyunca ve farklı alanlarda bu sorunsal: “Önce pratik mi, yoksa teori mi gelir?”,
“Asıl olan doğal olan mı, yoksa yapay (medeniyet) olan mı?”, “Sanat birey için mi yapılmalı, yoksa sanat sanat için mi?”, “İnsansız otonom uçaklar mı, yoksa tecrübeli pilotlar mı tercih edilmeli?” … vb. devam edegelir.
Her şeye rağmen var olan ve var olmayan her şeyin ölçüsü insansa; ama o da hata yapan bir varlık olarak geri dönüşü olmayan hatalar yapmadığı sürece kabul görüyorsa öncelik onda mı olmalıdır?
Siyah beyaz TV döneminde, yanılmıyorsam “Klan” adlı bir İngiliz filminde insanlar gelişmiş bir gezegen bularak orayı keşfe giderler. Devir daim makinesini bularak sonsuz ucuz enerji ve makine yapan makineleri bulan bu medeniyetten geriye kimse kalmamıştır ama saat gibi çalışan şehirler varlıklarını sürdürmektedirler.
Mizahçılarımızdan Turhan Selçuk’un baş karakteri “Abdülcanbaz” bir öyküsünde, dünyaya hâkim olan robotlar, başka bir dünyanın keşfine çıktıklarında uzay gemisine saklanmış Abdülcanbaz’ı bulduklarında onu yol almaya mahkûm üzülesi bir varlık olarak çaresizlik içinde izlerler.
Cinayetin tanımının kontrolün en üst noktası olduğunu bilir misiniz?
Hadi gelin cevabı aramaya önce kolay olandan başlayalım. Hayatlara düzen ve mükemmellik getiren teoriden gidelim. Filozoflar ve din adamları modern çağa kadar çok cevap içeren, kendi içinde sistemli ve tutarlı doğruluk, iyilik ve güzellik vaat eden öneriler sunmuşlardır. Önemli olan ise hangi yolu seçtiğindir.
Bu farklı cevapların yol açtığı, birbirinden çok farklı kültürler karşılaştıklarında çatışmalara da yol açmıştır.
Modern çağla ortaya çıkan gerçeklik ve olgusallık vurgusu kendi içinde Whitehead’ça “oluşa/sürece” yönelmiş; adeta tek doğruda akış bilinemezcileri haklı çıkarır olmuştur. Daha da suyu bulandırmadan gelelim zora: doğal olan, bulanık olan, kaosa kayan, bazen yanlış, bazen çirkin ve bazen de kötü olan pratik çözümün gücü onun tayin edicisi insan olmadan ilerleyemez mi?
Günümüzde Kuhn “paradigma” ile, o çağ, mekân ve alanında uzman kişilerin vurgusuyla ortaya koyduğu kavramsal çerçeveyle sorunsalı çözmüştür. Fenomenler çağındayız. Ortaya konan kavramsal çerçeve, işe yaradığı sürece geçerli bir düzen sağlayarak sorunsalı çözmüştür. Ne zamana kadar ortaya çıkan yeni sorunlar çözemez hale gelinceye kadar.
Asimov bir uzay öyküsünde “Mnemonik” adını verdiği bir meslekten bahseder. Hafızası kuvvetli olan bu kişilerin tek işi kütüphanelerde buldukları eserleri okumaktır. Yeni bulunan dünya benzeri bir gezegeni kolonileştirmeye giden öncüler (ki içinde her bilim dalından uzman da vardır), kısa sürede nedeni bilinmeyen bir şekilde yok olurlar.
İkinci öncü ekibe bir mnemonik de eklenir. Seyahat boyunca ve gezegendeki araştırmalar süresince dalga geçilen, dışlanan mnemonik, ölümlerin ve sorunun nasıl çözüleceğinin cevabını bulur.
Aslında gözümüzü boyayan egemen kültür ve reklamların yaldızı dökülünce altından daha yüksek eğitimli ve kalifiye insan (yaratan ve yöneten olarak) öne çıkar.
Şimdi son söz olarak bana diyebilirsiniz ki: Nerede o hatalı insan?
Olgun / kalifiye insan, üç yaşında terk dilmesi gereken kadir-i mutlak/tüm güçlü fantazilerinden arınarak, her konuda haklı ve doğru değil, hatalar yaparak ve bu gerçekliği hepimizde görerek yardım istemeyi bilen, uzlaşan ya da iş birliği yaparak hümanistleşendir.
Hümanist olmak için çaba harcayanlara selam olsun!
