Bugün Dünya Çikolata Günü, her yıl 7 Temmuz’da kutlanıyor. Bazı kaynaklara göre çikolatanın Avrupa’ya geldiği ilk gün olarak değerlendiriliyor. 2000’li yılların başlarından itibaren kutlamalar popüler hale geldi. Bugün de insanlar birbirlerine hediye olarak çikolata gönderip, workshop etkinliklerine katılıyor. Sosyal medyada #WorldChocolateDay etiketiyle paylaşımlar yapılıyor.

Çikolata, birçok insanın hayatına nasıl girdiğini bilmediği ürünlerden biri. İlk ne zaman yediğimi hatırlamıyorum.  Ne zaman onunla tanıştığımı bilmiyorum ama ona bağımlı olduğumu biliyorum. Birçok kez ondan uzaklaşmak, kaçmak istedim. Asla beni bırakmadı. Daha doğrusu ben onu bırakacak güce hiç sahip olamadım.

90’lı yıllarda Sagra markasının çikolata çeşmeleri meşhur olmuştu. On yaşında ameliyat olduğumda gelen hediyelerimin arasında Sagra çikolatası da vardı. Haftanın birkaç günü babam eve gelirken mutlaka bir paket çikolata alır şakalaşarak bize onu verirdi. Kardeşimle paylaşıp yerdik. Zaman zaman çikolata krizleri yaşadığım anlarda o bir paket çikolatanın yarısı için kardeşimle çok kavga ettim.

Sagra markası yabancı firmalarla başa çıkabilmenin yolunu  kakaolu fındık kremalarını cam bardaklara doldurarak satma politikasında buldu. Kakaolu fındık kremaları sürülebilir çikolata olarak satışa sunuldu.  60’ların sonundan itibaren birçok evde 12’li bardaklar yerini almıştı. Zaman içinde başka markalar da bardaklı çikolata satışına başladı.

Bayram çikolatalarını dört gözle beklerdik. Gelen çikolata paketlerinin birçoğu açılmadan bir başkasına hediye olarak giderdi. Bu döngüde üç bilemedin dört paketi evin içinde tüketilirdi. Annem genelde iyi markaların çikolatalarını saklardı. Hemen açmaz ya da sevdikleri birine götürmek için ayırırdı. Büyüdükçe bu konuda ses çıkarmaya başladık. Neden biz yemiyoruz, başkasına gitmek zorunda mı, illa saklayacak mısın? Benim gibi bir bağımlı için lezzetli çikolatanın yenemiyor olması zorlayıcı bir durumdu. Bir defasında çikolataları annemin sakladığı yerden çıkarıp paketlerini açtık. Doyasıya yedikten sonra hiç açılmamış gibi geri paketledik. O bozulmamış paketi annem eline aldığında kardeşimle önce korku, sonra gerçekle yüzleşme ayinini gerçekleştirdik. Azar, küçük dozda anne terliğiyle olayı kapadık. Elbette yıllarca gülüp eğlendik.

Dünyanın sekizinci harikası olarak adlandırdığım çikolatanın tarihine gelince, yaklaşık 4.000 yıl öncesine, Orta Amerika’daki Olmek uygarlığına kadar uzanır. Olmekler kakao çekirdeklerini ilk yetiştiren, kullanan uygarlıktır. Maya ve Aztek medeniyetleri kakao çekirdeklerini “tanrıların yiyeceği” olarak görmüş, bunları içecek yapımında, dini ritüellerde kullanmışlardır. Aztekler kakao çekirdeklerini para birimi olarak da kullanmıştır.

16. yüzyılda İspanyol kâşif Hernán Cortés, kakaoyu İspanya’ya getirdi. O dönemde kakao, şeker ve bal ile tatlandırılarak sadece aristokrasi tarafından tüketilen lüks bir içeceğe dönüştü. 17. yüzyılda Fransa, İtalya ve diğer Avrupa ülkelerine yayıldı ve popülerliği arttı.

1828’de Hollandalı Coenraad van Houten, kakaonun yağını ayırarak kakao tozu üretti; bu buluş, çikolatanın daha kolay kullanılmasını sağladı. 1847’de İngiliz J.S. Fry & Sons firması, kakao yağı, kakao tozu ve şeker karıştırarak ilk katı çikolata barını yaptı. 1875’te İsviçreli Daniel Peter, süt tozu ekleyerek ilk sütlü çikolatayı üretti.

19. yüzyıl sonlarında Rodolphe Lindt’in geliştirdiği konç (conching) yöntemiyle çikolata çok daha pürüzsüz bir doku kazandı. Bugün çikolata, dünya çapında dev bir endüstri haline gelmiş durumda. Fakat bu gelişmelerin yanı sıra kakao üretimiyle ilgili etik ve çevresel sorunlar da gündemdedir.

Çevresel Sorunlar:
Kakao üretimi özellikle Batı Afrika’da (Fildişi Sahili, Gana) yağmur ormanlarının yok edilmesine neden oluyor. Ormanların yok edilmesi ve sürdürülebilir olmayan tarım uygulamaları, sera gazı salımını artırıyor. Aynı zamanda kakao üretiminin kendisi iklim değişikliğinden olumsuz etkileniyor; kuraklık ve sıcaklık artışı verimi düşürüyor.

Tarım alanı açmak için yasal ve yasadışı orman kesimleri yapılıyor.
Bu durum biyolojik çeşitliliğin azalmasına, toprak erozyonuna ve karbon emisyonlarının artmasına yol açıyor.
Kimyasal gübreler ve pestisitlerin aşırı kullanımı toprak sağlığını bozuyor. Nehirler ve yeraltı suları kirleniyor, ekosistemler zarar görüyor.

Etik Sorunlar:

Çocuk İşçiliği ve Zorla Çalıştırma: Özellikle Batı Afrika’da kakao tarlalarında yüz binlerce çocuk, eğitimden mahrum şekilde ve tehlikeli koşullarda çalışıyor. Bazı vakalarda insan ticareti ve modern kölelik biçimleri rapor ediliyor. Uluslararası baskılara rağmen bu sorun hâlâ çözülmüş değil.

Çiftçilerin Yoksulluğu: Kakao üreticilerinin büyük kısmı, dünya pazarında düşük fiyatlar nedeniyle yoksulluk sınırında yaşıyor. Adil ticaret (fair trade) uygulamaları yaygınlaşsa da sektörün genelinde hâlâ çok düşük gelir ve güvencesizlik hâkim.

Şeffaf Olmayan Tedarik Zinciri: Büyük çikolata markaları, kakao tedarik zincirindeki etik dışı uygulamaları izlemek ve denetlemek konusunda yetersiz kalabiliyor. Sertifikasız ürünler yasadışı yollarla tedarik edilebiliyor ve zincire karışabiliyor.

Birçok sektörde olduğu gibi burada da yozlaşma, doğaya ve insana kötü davranma söz konusu, elbette bu durumu düzeltmek için yapılan çalışmalar mevcut ama yetersiz kalabiliyor. Gündemde çözüm arayışları yok da değil. Avrupa Birliği başta olmak üzere birçok ülke orman tahribatını içeren ürünlerin ithalatını yasaklayan düzenlemeler hazırlanıyor. Adil ticaret, UTZ, Rainforest Alliance gibi sertifikalar yaygınlaştırılmaya çalışılıyor ama bu da tüm çiftçilere ulaşamıyor. Büyük markalar ve hükümetler sürdürülebilir kakao için “Cocoa & Forests Initiative” gibi programlara katılıyor.

Kakao çekirdekleri ticaret içinde büyük yer kaplayan bir ürün. Dolayısıyla bu çözümler ne kadar yeterli olacak bilemiyoruz. Temennimiz minimum düzeye inmesi ve keyifle yediğimiz bu ürünün devamı olan çikolatanın tadı varabilmek.

Birçok araştırma çikolatanın içerdiği bazı bileşenlerin, beyinde “mutluluk” hissini tetikleyen hormon ve nörotransmitterleri etkilediğini gösteriyor.
Çikolatanın içindeki şeker ve karbonhidratlar, beyinde triptofanın serotonine dönüşmesini kolaylaştırır. Serotonin “iyi hissetme” nörotransmitteri olarak bilinir.

Feniletilamin (PEA), beyinde aşk duygusuna benzeyen hafif bir öfori hissi yaratabilir, kalp atışını hızlandırarak heyecanı artırabilir.

Çikolata, kakao oranına bağlı olarak uyarıcı etkiye sahip teobromin ve az miktarda kafein içerir. Bu maddeler zihinsel uyanıklık ve hafif bir keyif hali sağlayabilir. Çikolata yemek, beynin doğal ağrı kesicileri olan endorfinlerin salınımını tetikleyebilir. Bu da kısa süreli bir “mutluluk” hissi yaratır.

Bilimsel olarak çikolatanın mutluluk verici etkisi kısa sürelidir. Çikolata aşırıya kaçılmadan tüketildiğinde; duygu durumunu geçici olarak iyileştirebilir, hoş bir tatmin ve rahatlama hissi sağlar. Ama kalıcı bir antidepresan etkisi yoktur ve sürekli çikolatayla moral düzeltmeye çalışmak sağlıksız bir alışkanlığa dönüşebilir.

Bu sağlıksız alışkanlık hayatımın birçok döneminde benim karşıma çıktı. Yeme bozukluğumun başında gelen ürünlerden biri çikolata, kendisiyle savaşım hala devam etmekte. Bağımlılık farkındalığımı ilk olarak on sene önce yaşadım. Eşime bir hafta boyunca yemeyeceğim, dedim. Çünkü bunu söylemeden önce günde birkaç paket çikolata tüketiyordum. Hatta biriyle paylaşmak zorunda kalacaksam mutlaka ikinci paketi alıyordum. On altılı parçalı bir kare çikolatanın tek parçasını dahi yemediğimde eksiklik hissettiriyordu. Bırakmaya çalıştığım ilk gün zorlanmadım, ikinci gün biraz dayanılmazdı ama idare ettim. Üçüncü günün akşamı yemek masasında aynı cümleyi yaklaşık on kere kurdum ve her seferinde eşim aynı cevabı verdi. Sonunda “Lütfen gidip sana çikolata alayım,” diye söylenmeye başladı. Aslında küçük öfke anlarımın farkına varmamıştım. Dışarıdan bakan biri olarak o bunu anlıyordu. Öfke patlamaları, tahammülsüzlük artmaya başladı hatta aynı apartmanda oturan kardeşimi arayıp her gün bana gelen ve çok eğlendiğim yeğenlerimi göndermemesini istedim. Asla seslerine ve onlara tahammülüm yoktu. Şakayla karışık boğmak istiyorum onları, diyerek dalga geçmiştim. Bir hafta dayandım. Sonraları çikolatamı paylaşabilir hale geldim. Onsuz idare edebildiğim günler oldu. Uzunca bir süre devam etti ama asla tamamen bırakamadım. Yine 2019 yılında sosyal medyada okuduğum 21 gün şekersiz diyet programlarından birini denemek istedim. Başladığım ilk gün bir doğum günü vardı ve ekler pasta alınmıştı. Kutu kaç defa gözümün önünden geçti hatırlamıyorum. Arkadaşların bana acıyan bakışları içinde yediği ekler tatlılarını hala hatırlıyorum. Ama 21 günü başarıyla tamamladım. Uzunca bir süre çikolata ve şekeri çok az tükettim. Şeker birçok şey için vazgeçebildiğim bir ürün oldu ama çikolatayı asla hayatımdan uzaklaştıramadım. Bazen çok sinirlendiğimde, üzüldüğümde bir anda saldırıp dünyanın tüm çikolatalarını yemek istiyorum. Elimin altında varsa bir kısmını tükettiğimi inkâr edemeyeceğim.

Çocukken kahvaltı masasında cam bardak içindeki Sarelle eksik olmazdı. Şimdi yeni dönemin popüler sürülebilir çikolatası Nutella olsa da benim ve birçok yaşıt olduğum arkadaşım için o lezzet dilimizin damağımızın bir köşesinde duruyor. Çocukluğumuzda her daim kahvaltı sofralarımız bereketli olurdu. Eğer çikolata yoksa benim için o sofrada yenecek bir şey olmadığını düşünürdüm. Hasta olduğumda amcam hemen beni pastaneye götürür çikolatalı bir tatlı alırdı.

Şimdi düşününce çocukken bizi mutlu etmek için sundukları şeylerin zararını anlayamamış ailelerimiz. Aslında hâlâ öyle. Bir çocuğun yanına gidiyorsam seveceğini düşünerek ona çikolata alıyorum. Dönemin şartlarında önce anneden izin alıp sonra çocuğa veriyoruz. Çoğu da onu günün hangi vaktinde yemesi gerektiğini biliyor. Bilinçsiz tüketim birçok aile için geçerli değil artık. Hatta okula başlayana kadar hiç tatmamış olan çocuklarla bile tanıştım. İçimden onlar için üzülüyordum. Çikolata olmazsa çocukluk olmaz gibi geliyor hâlâ.

Charlie’nin Çikolata Fabrikasını izlediğimde filmin gerçek olmasını ve içinde olmayı çok istedim. Annem çocukken bana hep ileride çikolata fabrikası olan biriyle evlen bari, diye dalga geçerdi. Öyle biriyle evlenmedim ama evim ünlü bir markanın çikolata fabrikasına çok yakın. Bazı sabahlar uyku tutmadıysa yürüyüşe çıkıyorum. Kaç kez fabrikanın yaydığı çikolata kokusundan dolayı eve döndüğümü hatırlamıyorum bile. O koku sizi öyle bir sarıyor ki adım atmanız zorlaşıyor. Yürüdükçe daha fazla çikolata tüketmek istiyorsunuz. Bu sebeple kokuyu duyduğum anlarda hemen eve kapanıyorum. O muhteşem koku bir canavara dönüşebiliyor.

Elbette bilinçli tüketildiği zamanlarda çikolatanın faydaları var. Günde 20-30 gram %70 ve üzeri bitter çikolata gibi yüksek kakao oranlı tüketimde kalp damar sağlığını desteklediği, beyin fonksiyonlarına iyi geldiği, antioksidan kaynağı olduğu, ruh halini geçici olarak iyileştirebildiği, bağışıklık ve iltihap önleyici etkisi olduğu konusunda kanıtlanmış verilerin olduğu araştırmalar mevcut.

İki parça %70 bitter çikolatanın mutlulukla bir ilgisi var. Fazlasının kilo alımına, metabolik sorunlara yol açabileceği söyleniyor.

Çikolata yüz yıllardır var olan, insanı mutlu eden bir besin. Her şeye rağmen onu çok seviyorum. Lezzetli bir paket karşımda durunca “Yerim seni çikolata” sinyallerim aktifleşiyor.

Sizlerin de zararlarını göz önünde bulundurarak tüketeceğinize eminim. Şimdi iki parça bitter çikolata tüketebiliriz. Yaşasın Dünya Çikolata Günü!

Zeynep Pınarbaşı

Kaynakça:

  • Coe, S. D., & Coe, M. D. (2013). The True History of Chocolate (3rd ed.). Thames & Hudson.
  • McNeil, C. L. (Ed.). (2006). Chocolate in Mesoamerica: A Cultural History of Cacao. University Press of Florida.
  • Presilla, M. E. (2009). The New Taste of Chocolate: A Cultural and Natural History of Cacao with Recipes (2nd ed.). Ten Speed Press.
  • Grivetti, L. E., & Shapiro, H.-Y. (Eds.). (2009). Chocolate: History, Culture, and Heritage. Wile
  • Food and Agriculture Organization of the United Nations. (2022).
  • International Labour Organization. (2020).
  • http://www.sagra.com.tr