Anlat dersin, neresinden başlasam Hakimem? O günü anlatsam eksik kalır. İşin aslı sabah uyanırken “Hadi,” diyerek güne başlardı. Hadi, hadi lafı şu çürüyesi hayatımda hiç bitmedi. Her işe beni koşardı. Sanki ben yarış atıyım. Bazen gelip ağzımın içine kesme şeker sıkıştırır mı, diye beklerdim. Bir sabah erkenden elinde bir vitamin hapıyla geldi. Geceden yoktu, nerede sabahladıysa zalim! Hiç haberimiz olmazdı zaten gecesinden. Varsa yoksa onun düzeni, bizimki bok çuvalı, at uzağa kokusu görüntüsü yayılmasın. Ağzımın terazisi kaydı, affet. Neyse, ne diyordum? Hani şu kahverengi, bonibona benzeyen haplardandı. “Yoruldun bu ara,” dedi. Bir buket çiçek alıp gelmiş gibi romantik bakış atmayı ihmal etmedi.

İlacın kokusunu duysanız atardınız kenara. Beni aldı götürdü çocukluğumun hastane odalarına. Böyle tentürdiyotla yarı sidik kokusu yani işte küçük hacet arasında bir şeydi. Şeker verir derken haksız değildim. Bizim ensesi kalın kalantor enişte vardı, yarış atları sahibiydi. Hastane çıkışı gücüm kuvvetim yerine gelsin diye doktorun verdiği vitaminleri görünce “Biz bunları atlara veriyoruz doping niyetine,” dedi. Benim herif, hapları avucuma bırakınca o geldi aklıma. Rahat adamdı bizim enişte, babam gibi değildi. Babam, yedi yirmi dört işinde gücünde adamdı, çalışkanlığını gözümüze gözümüze sokarken “Enişte Bey mirasyedi rahatı ondan,” derdi. Onun da laf sokuşturması hiç bitmezdi. “Siz benim evlatlarım değilsiniz,” derken hiç utanmazdı. En çok bu lafı koyardı. Kalbimin içinden bir kan şelalesi boşanıverirdi.

“Nerelere geldin konuya dön,” deme Hakimem işin ucu orada pıtırdak verdi. Şimdilerde travma diyorlarmış böyle şeylere. Benimki babamla başlamış. Hangi kadının kapısında bir erkeğin travması yok ki. Neyse şimdi feminist feminist konuşmayayım, rahmetli benimki öyle derdi. Babam iyi adamdı vesselam ama kıçında ateşle doğmuş. Affet Hakimem, ağzımı bozdum yine. Poposunda işte. Arkası mı demek daha iyiydi bilemedim. Neyse işte, bir türlü sönmez oradan oraya koşardı.

Annem yemek yaparken masa başına geçer başlardı “Hadi,” demeye. Ah be adam! İşte gördün kadın daha mutfakta, yemek ocakta ne yapsın? Annem getirince yemeği, kıyamet kopardı. “Ben sıcak yemek sevmem bilmiyor musun?” diye, tencereyi daha ocaktan indirmeden balkona fırlatır atardı. “Ne yiyeceğiz biz?” diye soramazdık. Annem yeniden girer mutfağa bir şeyler hazırlardı. Umardık ama bulduğumuzu yerdik. Babamın malıyla mülküyle varlığı yerindeydi vesselam ama aklı yelliydi.

Babam biz daha hazırlanırken arabaya direksiyonun başına geçer, kornaya basardı. Annem alışmış ama biz daha on yılı anca atlatmışız bu canına yandığımın dünyasında, bilmezdik hemen nedir, bilirdik de tamam edemezdik zamanı. Ya çeker giderdi ya da arabayı yumruklardı varacağımız yere kadar. Kim kalırsa geride… Birinde beni bıraktı gitti. On üçümde var yoktum. Apartmanın darmaduman bahçesinin içinde heybetli bir gül ağacı vardı. Onun dibinde uyumuş kalmışım. Komşular yalvardı, “Gel bizde bekle,” diye, gitmedim. Ondaki inatsa bendeki de inat. Gece geldiler. Annem gittiği yerden gizlice aramış komşuları ama nafile, insanlar beni ikna edemediler. Toprağın nemini çekmiş narin bedenim. Beş gün ateş içinde yattım hastanede. İşte oradan bilirim kokusunu ilaçların. Kurban olayım Hakimem, “O gün ne oldu?” diye sorma öncesi var dedim, hele bir dinle.

Annem “Yüreğim ağzımda geziyorum,” derdi. Korkudan değil telaştandı. Korkunun ecele faydası olmadığını öğreneli çok olmuştu. Biz korkardık. Biz dediğim kız kardeşim vardı. Deli oldu çıktı o da. Belki de akıllı olan oydu, bilemiyorum.

Annem için babamın sözünü dinleyip, onca olan bitene karşı direnmek, yıkılmamak güçlülüktü. Annem bir bilge ağaçtı evin ortasında kök salmış. Bir sabah olduğu yerde yıkıldı. Böyle kökü yerinden çıkası. Ayakları baş oldu. Evin içini böcekler bastı. Ağzından, kulaklarından, gözlerinden, burun deliklerinden akın akın çıktılar.

O gün vurdum kapıyı, çıktım. Kaçasım varmış Hakimem. Bir gönül meselesi sandılar benim herife gidişimi. Dert gönüldeydi ama mesele gönül meselesi değildi.

Kadın dediğin evin ortasında durur, vurur ayaklarını yere küt küt, önce topuklarından çakılır oraya sonra bakmışsın ayaklarından salmış kökünü. Bir bakarsın büyümüş taşmış gitmiş, bir bakmışsın o deli sarmaşıklar sarmış etrafını. Ben bir defasında böceklendim de etrafıma kireç sürdüler. Sürdüler, sürdüler rengim gitti. Kökümün soluğu kesildi ama yıkılmadım. Öylesi değilmiş Hakimem, kadın evin ortasına değil dünyanın ortasına vurmalıymış topuklarını, sığmazmış dört duvarın arasına.

Nereden geldik buralara? Haklısın Hakimem, derdim bu değildi. “Hadi,” derdi benim herif, bazen “Hayde,” diye bağırırdı. Sevimli olmak isterdi. Ama bilmez benim adam, ikisi de aynı kapıya çıkar. Çok haydinin sonunda evini böcekler basar.

Bizim ruhumuza telaşın korkusu yapışmış bebeyken, ben gün öncesinden işimi düzene koymasını öğreneli yıllar olmuş. Dokuzda çıkacaksam evden, yedide başlarım işime, zamanından önce bitiririm ama biri gelip “Hadi,” dediği anda elim ayağım dolanır, ağzım dilim bağlanır. Üç çantanın biri, yemeğin tuzu, reçelin şekeri, herifin çorabı, kızın donu, oğlanın ilacı, anamın duası, babamın bedduası yarım kalır elimde, dilimde. Hem geç kalırım hem de adamın diline düşerim. “Hep böyle de vaktinde olmaz da, bıktım da.” Da da da, dası hiç bitmez. Dili kopasıca. Neyse rahmetli yine de kötü adam değildi. Ama işte dilinin dasından  gitti.

Laf uzadı Hakimem, haklısın, şimdi sadede geliyorum.  O sabah annemin mezarına gidecektim. Rahmetli benim kekimi çok severdi. “Karıver kızım azıcık ağzımız tatlansın,” derdi. Mezarlıkta gelene gidene yedirip ruhuna dağıtayım, katmer olsun, dedim. Bir de yenilerde moda olmuş, döküm tava, komşum dediydi her bir şey onda daha lezzetli olurmuş. Onda yapıvereyim, dedim. Kardım keki, döktüm tavaya attım benim emektar fırının içine. O sabah bizimkinin huysuz damarı iyi yandan atmış olacak “Seni ben götüreyim, oradan geçerim işe,” dedi. Duama onu da kattım. Gönlüm genişledi lafına.

Ama gelgelelim adam aynı adam. Daha keki fırına attım başladı “Hadi,” demeye. Sen git, diyorum, “Ağzımdan çıktı bir defa,” diyor. Ne gidiyor ne susuyor. Kek kabardı şişti. Şişti oldu balon. Görsen ağzının suyunu akar. Affedersin Hakimem, öyle güzeldi işte. Tavayı da yeni almıştım. Döküm dediydim ya, ondan mı güzel oldu, bilemem. Bir daha kullanamadım. Cinayet aletiymiş. İnsan tavayla adam mı öldürür, Hakimem? Geldiler hem adamı aldılar hem tavayı. Sıcak sıcak kafasını ezmişim. İnsan o kadarcık şeyden ölmez, dedim Hakimem. Bak önünde kağıtlar var. Kalp krizidir, dedim. İnanmadılar. Teklerdi arada, içkisi sigarası yoktu ama teklerdi. Yapımız bozuk olası demek ki. Kalpten gider diyordum. Tavadan dediler. Tavadan insan ölür mü Hakimem?

Ona buna değil de Hakimem, annemin ruhuna kek adadım kocama gitti. En çok ona yanarım.  

Zeynep Pınarbaşı