Kuraklık denilince gözümüzün önüne ilk önce çatlamış topraklar, vaktiyle şarıl şarıl suların aktığı ama şimdilerde dibinde çamur ve taş parçalarının olduğu nehir yatakları geliyor.
Dünyanın dördüncü büyük gölü olan Aral Gölü’nü kurutan; bilinçsizce su tüketimi ve onu besleyen Amu Derya ve Siri Derya nehirlerinin, pamuk tarlalarının sulanması için feda edilmesidir. Sadece kırk yıl içinde, altmış bin kilometre kare ve yer yer kırk metre derinliğe ulaşan göl çöle dönmüştür.
Bir tişört alırken bile etiketinde, sağlığımızı korumak amacıyla, %100 pamuk ibaresini arıyoruz. Bir sezon bilemediniz iki sezon kullandıktan sonra bir kenara atıyoruz. Hâlbuki bir tişört üretimi için yaklaşık 2.700 litre, bir kot pantolonu için ise 7.500 litre su harcandığını ve bunun da bir kişinin yedi yıllık içme suyu miktarına eşit olduğunu bilirsek daha dikkatli tüketim yapmamız mümkün olabilir.
Küresel iklim değişikliği dünyanın birçok bölgesinde sıcaklık artışına ve yağışların azalmasına neden olmuştur. Yetersiz yağışla başlayan kuraklığın ardından toprak neminin azalması, akarsulardaki ve barajlardaki suların eksilmesi insan yaşamını dolayısıyla ekonomiyi etkileyecek düzeye gelmiştir. Kuraklıktan en çok zarar gören sektör ise tarım olup, bu zarar hayati önem taşımaktadır.
Denizlerin kirlenmesi ise başka bir kuraklık nedenidir. Bunun başlıca sebepleri ise sanayi ve kimyasal atıkların yeterince arıtılmadan denize dökülmesi, plastik ve ambalajların denize atılması, teknelerden sızan yakıtlardır.
Üç tarafı denizle çevrili ülkemizde, çocukluğumuzda yediğimiz balıkların tadını unuttuk ancak adını hatırlayabiliyoruz.
Ayrıca tarımda kullanılan böcek ilaçlarının, gübrelerin yeraltı ve yerüstü sularına karışması da başka bir tehlike arz ediyor.
İnsanoğlu doğaya bu kadar zarar vermekle, aslında kendi sağlıklı yaşamına sekte vuruyor. Ama öyle biran geliyor ki; doğa, depremle, selle, hortumla, tsunami ile verdiklerini geri alıyor sanki.
Ancak bütün bunlar olurken bazen de mucize gibi olaylar gerçekleşiyor.
Balıkesir’in Sındırgı ilçesinde 10 Ağustos 2025 tarihinde 6,1 şiddetinde bir deprem olmuştu. İlçeye bağlı Emendere mahallesinde bulunan ve sebze ve meyve bahçelerinin sulanmasında kullanılan su kaynağı, yirmi yıl önce kurumuş. Depremden sonra ise pınar eskisinden daha gür bir şekilde şarıl şarıl akmaya başlamış. Yöre halkının en büyük dileği ise suyun akmaya devam etmesiymiş.
Peki ya insan kalbinin kuraklığını gidermek için nasıl bir mucize gerek?
Toplum olarak öyle bir hale geldik ki üçüncü sayfa haberleri manşetten veriliyor sanki. Güçlü olan güçsüzü eziyor. Haksızlık, saygısızlık şiddet almış başını gidiyor. Neredeyse her gün bir kadın öldürülüyor, çocuklar tacize uğruyor ve bunları yapanlar da genellikle mağdurun en yakınları oluyor.
Son zamanlarda akran zorbalığı can almaya kadar gitti. Suça sürüklenen çocuklar için birçok neden sayabiliriz: Ergenlik, aile içi şiddet, maddi olanaksızlar nedeni ile çalışmak zorunda olup, eğitimden yoksun kalmak, yanlış arkadaş seçimi, çok çocuklu aileler, ebeveynlerin eğitim eksikliği, madde bağımlılığı, sosyal medyanın denetimsiz kullanılması gibi…
Bütün bunlar yetmezmiş gibi ülkemizin etrafında sanki savaş tamtamları çalıyor. Yalnız ülkemiz değil, dünya bir savaşın eşiğine gelmiş, kıyamet ha koptu, ha kopacak. Hangi biri ile nasıl mücadele edilir ki?
Nazım Hikmet’in şiiri nasıl da günümüzü anlatıyor.
“Alt tarafı bir çiçek koklayıp, bir hayvan sahiplenip, birkaç insan tanıyıp sevip gidecektik bu dünyadan. Nasıl kötü bir zamana geldi ömrümüz”
Sanki kalplerin üzerini kara bir sis bulutu kaplamış gibi. Nasıl bir sarsıntı, Sındırgı’daki deprem gibi, insanların kalplerindeki kurumuşluğa can verir acaba?
Bilim dünyası sürekli yeni buluşlar peşinde. İnsanlığa fayda sağladığı kadar zarar da veriyor. Örneğin yapay zekâ hayatımızı kolaylaştırmakla birlikte, hem elektrik enerjisi hem de soğutma için çok büyük miktarda suya ihtiyaç duyuyor. Üstelik de büyük bir miktarda buharlaşan ve de temiz suya.
Yapılan araştırmalara göre sadece ChatGPT ve benzerlerinin her cevapladıkları 20 ila 50 soru için yarım litre su harcadıkları tespit edilmiş.
Bilim insanları corona aşısı ile yüzbinlerce insanın hayatını kurtarmıştı. Keşke kalpleri tekrar yeşertecek aşılar üzerinde de çalışsalar. Mesela; bir doz sevgi, bir doz merhamet, bir doz empati, bir doz saygı içeren bir aşı damardan verilse ve kalpler tekrar yeşerinceye kadar tekrarlansa. Belki dünya tekrar yaşanabilecek duruma gelir.
Soğmen Özsu

Yüzde yüz katılabileceğimiz tespit ve öneriler, keşke daha çok kişi bu soruları sorsa!…👍👏
Teşekkürler….!
Kötü insanlar ve kötü zamanların tükenmesi için elele tutuşmayı gerekli gören güzel bir yazı…👏👏
Oyle iyi bir dilek ki. Keske benim aklima gelseydi. Bir doz merhamet bir doz saygi .. kullanacagim her yerde bu dilegi belki sahiden bulurlar. Bulacaklar.
Cok teşekkür ederim.Beğenmenize sevindim.Ben de aynı umutla yazmıştım.