“Pazar günleri dahi bana gereksiz gelir. Günde 16 saat aralıksız çalışırım… Ve yorgunluğumu sıkıntılarımı çalıştıkça unuturum

Muzaffer Gökman (d. 28 Ocak 1915 / ö. 12 Aralık 1996)

Kütüphaneci, Araştırmacı, Yazar

(Yeni Edebiyat / 20. Yüzyıl / Anadolu-Osmanlı-Türkiye)

Kitaplarla sarmaş dolaş olmuş bir Saatli Edebiyat Takvimi’nin  kütüphaneciye uğramaması düşünülebilir mi hiç? Muzaffer Gökman 28 Ocak 1915  tarihinde İstanbul’da Fatma Saime Hanım ile komiser Halil Edip Bey’in oğlu olarak dünyaya geldi. Anne ve baba tarafından Kastamonuludur. Önce Üsküdar Selim-i Salis Mektebi’nden daha sonra Üsküdar Ortaokulu’ndan mezun oldu. Kabataş Erkek Lisesi’ne başladıysa da babası vefat edince okulu yarım bırakarak iş hayatına atıldı. Uzun yıllar sürdüreceği kütüphaneciliğe başladı. Sırasıyla Millî Eğitim Bakanlığı Kitaplığı, Basma Yazı ve Resimleri Derleme Müdürlüğü, Süleymaniye Genel Kitaplığı, Murat Molla Kitaplığı ve Köprülü Kitaplığı’nda çalıştı. Bu sırada İstanbul Erkek Lisesi’nin sınavlarına dışarıdan girerek liseyi bitirdi ve daha sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’ne başladı. 1947 yılında buradan mezun oldu. Mezuniyetinden önce çalışmaya başladığı Beyazıt Devlet Kütüphanesi’nde müdürlük ve müdür vekilliği görevlerinde bulundu ve buranın gelişmesi için çaba sarf etti. Kütüphanede 1946 yılında göreve başladı ve 1977 yılında buradan emekli oldu. 1995 yılında Türk Kütüphaneciler Derneği Üstün Hizmet Ödülü’ne layık görülen Gökman, evli ve iki çocuk babasıydı. Kalp yetmezliği dolayısıyla 1996 yılında vefat etti.

Necmi Onur’un yaptığı röportajda “Pazar günleri dahi bana gereksiz gelir. Günde 16 saat aralıksız çalışırım… Ve yorgunluğumu sıkıntılarımı çalıştıkça unuturum” (Onur 1970’ten aktaran, Kırık 1977: 209) diyen Gökman, makale ve kitaplarının hayli fazla olmasını bu çalışma azmine borçludur. Erken yaştan başladığı kütüphanecilik mesleğini sürdürürken sayıca çok bibliyografya da hazırladı. Ayrıca Tasvir, Son Saat, Dünya Gazetesi, Cumhuriyet ve Akşam gibi gazetelerde kütüphanecilik ile ilgili yazılar kaleme aldı. Konu yelpazesi hayli geniş olan Gökman’ın, yine aynı gazetelerde “Amerika’da Bulunan Gönüllü Türk Elçileri”, “Amerika’da Kalan Türk Doktorları”, “Çocuk ve Trafik”, “Gökleri Seyrederken”, “Ekrem Reşit Rey”, “Uçan Orkestra” ve “Çekirgeler” gibi başlıklardaki yazıları da yayımlandı.

1957 yılında Roma, Paris, Londra ve Alman kütüphanelerine gönderildi ve daha sonra Amerika’da da bulundu. Böylece gittiği yerleri ve oradaki kütüphaneleri tanıma fırsatı buldu. Yurda döndüğünde Amerika Notları, Amerika’da Kütüphane Sevgisi vb. çalışmaları yayınlandı. Aynı zamanda Hüseyin Rahmi Gürpınar ve Sedat Simavi gibi isimlerin hayatları üzerine araştırma yaptı ve bibliyografyalarını hazırladı. Müslümanın El Kitabı ve Dinimizi Öğreniyoruz, dinî çerçevede kaleme aldığı eserinin yanı sıra tarihî araştırmaları sonucunda Tarih Boyunca Ege Kavgası’nı yazdı. Gökman ayrıca, çocuklar için Orhan Gazi ve Fatih İstanbul Kıyılarında adlı kitaplarını yayınladı.

Gökman’a biraz daha yakından bakalım;

Eşi sağdır, hastadır, iki kez beyin ameliyatı geçirmiştir. Bir  erkek bir de kız çocuğu vardır. Hürriyet gazetesi arşivinde tam yirmi yıl çalıştı (1968-88), gazetenin kitaplığını ve fotoğraf albümünü düzenledi.

Türk Kütüphaneciler Derneği’nin 1995 yılında Ankara’da verdiği Üstün Hizmet Ödülü’nü alan beş emekli kütüphaneciden biri de o idi.  Gökman, genellikle şakacı, nükteci, alaycı bir adamdı. Bu özyapısı dolayısıyla kimi zaman kırıcı oluyordu. Kekeleyerek konuşması yüzünden, çokluk topluma karışmaktan, toplantılara gitmekten çekinirdi.

Beyazıt Devlet Kütüphanesi

Beyazıt devlet kütüphanesinin eski müdürlerindendi. Görevi süresince hem kütüphaneye hem de kütüphaneciliğe çok emeği geçmiş, samimi bir şekilde hizmet etmiş, en önemlisi de eski dişçilik okulunun binasını kütüphanenin ilk mekânına (imaret kısmına) dâhil edebilmek için neredeyse on üç yıl süren epeyce zorlu bir savaş vermiş, zira ne okurlara ne de gitgide genişleyen arşive yeterli gelmeyen kütüphaneye muhakkak takviye mekân gerekiyormuş ve tabii en uygun yer de hemen yanı başlarında olan o binaymış. Fakat belediye başkanı Haşim İşcan kati bir tavırla karşı çıkınca Gökman da bürokrasiden ve basından pek çok kişiye başvurup desteklerini istemiş, tüm tepkilere rağmen, kurum adına gerekli olan taleplerini geri çekmemiş ve hakkaniyetli davranıp destek veren birkaç kişi sayesinde binayı yıkımdan, kütüphaneyi de darlıktan kurtarmış. Belediye alt geçit için bir kısım yıkımı -belki de o hırsla, iyice tahriple- yapmış olsa da bugünkü Beyazıt Devlet Kütüphanesi öylelikle oluşmuş.

“Daha üniversite sıralarında okurken, sizler buradan mezun olunca kütüphanelerde müdür olacaksınız gibi peşin, zarar verecek konuşmalardan kaçınmak gerek. (…) bize öyle sanıyorum ki her şeyden evvel, doktordan evvel hemşire gerek. (…) bütün personel yüksek öğrenimli olamaz, olmamalıdır da.”* Muzaffer Gökman, bu manidar cümlesi gibi, hatıralarını ve tecrübelerini Kitaplar Arasında 44 Yıl‘da, Remzi Kırık aracılığıyla paylaşırken günümüz kütüphanecilerine ve o alandaki eğitimcilere faydalı olacak önemli nasihatlerde de bulunmuş.

“Kütüphaneci, okuyucuya kitap getirip götüren bir robot olmamalı. Okuyucuya kitap tavsiye edebilecek bir seviyeye çıkması elindedir ve çok kolaydır. Okuyucu, kütüphane personelinin 46 numarayı verip 56 numarayı almaktan ileri bir yeteneği olduğunu hissettiği zaman davranışı da değişir.”(M.G)
Kendisi, askerliğini ikinci dünya savaşının tehlikesinin yanı başında, sınır yerlerde yaptığı için olacak, epey disiplinli ve sorumluluk hissi yüksek bir karaktere sahipmiş. görev aşkıyla çalışıp vaktini boşa harcamamaya dikkat ettiği hâlde, akşam olup kütüphanenin hizmet süresi dolunca “bir gün daha gitti, öyle mi?” dermiş. Her akşam, kütüphane görevlileri evlerine giderken “Allahaısmarladık Müdür Bey” dediklerinde ise “güle güle çocuklar” diyerek uğurlarmış onları. Ayrıca, kapıcının cebine, çocuğuna şeker alması için ufak bir miktar parayı da gizlice bırakırmış. Ömrü kitaplara hizmetle geçmiş ama, 1970 yılında verdiği bir röportajda, kafa yorgunluğunu dinlendirmek için haftada bir defa kovboy filmine gittiğini söylemiş. Küçük yaşlarda babasını kaybedip yetim kaldığı için epeyce de zorlu başlamış hayata; çocukken, Kadıköy’de kuşlokumu ve kurabiye satıp harçlığını çıkarmaya, eve destek olmaya çalışırmış. Bu gayretini, ailesine karşı mesuliyetini askerlik zamanlarında bile bırakmamış. “Hayatta sıkıntı çekmeyen kişi, hayatın zevkini alamaz. Rahat kazanılan hayat, insanı mutsuz kılar.” dermiş.

Saatlere önem veren biriymiş ayrıca; “saati işlemeyen, saat ayarı bozuk olan müessese olamaz!” dermiş ve kütüphanedeki saatleri her pazartesi bizzat kendisi kurarmış. Kullanılmaz denilip kömürlüğe atılan sedefli bir saati de bulup getirmiş, epey paraya tamir ettirmiş ve müdür odasında muhafaza etmiş.

Kitaplarından Bazıları

1. İstanbul Kütüphaneleri ve Bugünkü Vaziyetleri. İstanbul, Hüsnütabiat Basımevi, 1939. 23 s

2. Pratik Kütüphanecilik. İstanbul, Burhaneddin Basımevi, 1939. 39 s.

3. İstanbul Kütüphaneleri Rehberi: Guide to the Libraries of Istanbul. 5. bs. İstanbul, Yeni Çığır Kitabevi, 1965. 40 s.

4. Fatih Medreseleri: Fatih Külliyesi. İstanbul, Ak-Ün Basımevi, 1943.48 s.

5. Murat Molla: Hayatı, Kütüphanesi ve Eserleri. İstanbul, Cumhuriyet Basımevi, 1958. 19 s.

6. Kitabın Sağlık Bilgisi. İstanbul, Arkadaş Basımevi, 1946. 32 s.

7. Kütüphanelerimizden Notlar. İstanbul, Kardeşler Basımevi, 1952. 48 s.

8. Beyazıt Umumi Kütüphanesi, Restorasyondan Sonra Yeni Hüviyetiyle. İstanbul, Maarif Basımevi, 1956. 19 s.

9. Atatürk ve Devrimleri Bibliyografyası, Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1957