Ölenlere içiyorum bu gece seslenen dizeler Mayakovski, elimde yüreğimde Dosto-viski

Puşkin’le rakı içip yüzbaşının kızını konuşsaydık keşke

Çehov demez mi şimdi benim vişne bahçelerimde ne işiniz var diye?

Rus ruleti oynuyorlar Gogol’un paltosunun altında.

Ölüyoruz. Öldürüyoruz.

Palto,

Hepimiz oradan çıkmadık mı?

Duyarsız, aç dişleri kana bulanmış insan müsveddelerinin şişmiş egolarından akan irinler değil mi bunlar?

Tercih gitmek ya da kalmak, şişkin bir insan parçası uğruna aileyi bırakmak

Gorki demez mi, benim çocukluğumdan daha kötüsünü yaşatın diye bırakmadık bu toprakları

Savaş yok mu gerçekten kadının yüzünde?

Savaş tüm bedenlerinde,

Svetlana Aleksiyeviç’in dediği gibi “Tanrı insanı ateş etsin diye değil, sevsin diye yaratmış.”

Sevgi nerede?

“Mutlu aileler birbirlerine benzerler. Her mutsuz aileninse kendine özgü bir mutsuzluğu vardır.” 

Mutlu ve mutsuz ülkeler, mutsuzluğu virüs gibi yayıyor dünyaya

Bulgakov’un kedisi ve şeytanı umarsızca naylon çorap saçıyor etrafa

Tarih tekerrür ediyor

Yokluk, yalnızlık, açlık, beyinsizlerin fahişelik düşleri, arsızlık, utanmazlık sızıyor sokaklara

Yuri Jivago, bu sefer aşkını yaşayamıyor, aşka bile yer kalmamış bu savaşta 

Özlem dolu kucaklamalara aç daha da açken,

Tarkovsky’nin aynasından yansıyor tüm gerçekler,

Savaşla savaşırken insanlar iç ve dış dünyasında

Bilirkişi müsveddeleri tercih, zorunluluk laflarıyla hem ruhumuzu hem bedenimizi kıtlığa sokarken

Girift bir dünyanın içinde debelenip giderken

Andrey Zvyagintsev’in Sevgisiz Alyosha’sı gibi mutsuz ve umutsuz olacak tüm çocuklar

Acı sızacak parmak uçlarından dünyaya, sızmasın, dünyanın ruhu çiçekli ve mutlu kalsın

Ve bu yüzden biz umutsuzlar  

Tüm dünyaya, önce aç gözlülere, sonra bencillere, ardından kalleşlere, iktidar hırsına, arsız hırsıza

Oblomov ruhundan diliyoruz

Çok yaşa Gonçarov

Zeynep Pınarbaşı