Başı öne eğik, hafif kambur, üstü başı bakımsız, iyi ütülenmemiş bol gri pantolon ve sırtında şirketin adının yazdığı bordo yakalı tişört. Saçları özensizce arkasında toplanmış. Sigara molasında. Köşedeki bankın üzerinde. Diğer çalışanların yaptığı gibi telefona bakmıyor. Aslında hiçbir yere değmiyor bakışları. Kayıp geçiyor nesnelerin üzerinden. Başını kaldırdı. Karşı balkondaki kadının yine oturmuş kendisini izlediğini fark etti. Kadın kahve içiyordu, elinde bir kitap vardı ama okumuyordu.
Selime yeni evli. Şehrin dışındaki benzinliği karşısındaki yüksek binanın ikinci katına taşınalı çok olmadı. Yol kenarı gürültülü olur diye düşünmüştü. Kısa sürede duymaz oldu araba seslerini. Burada tek başına canın sıkılır dediler ona. Güldü içinden. Ne yapalım alışırım dedi dışından. Benim diyebileceği ilk yerdi o ev. Dört kardeştiler, üç erkek bir kız. Kendine ait bir odası bile olmamıştı şimdiye kadar. Akşam kocası gelene kadar koca ev ona aitti şimdi. Eski yaşamından hiçbir şey getirmedi buraya. Yepyeni giysiler aldı. Her gün birini giyip makyaj yapıp balkonuna kuruldu keyifle. Usanmıştı kapıcı dairesinde yaşamaktan, kalabalık ailesine hizmet etmekten. Artık bolca zamanı var. Burada sıkılması mümkün değil. Benzinliği izliyor bütün gün, gelen arabaları, içlerinden çıkan insanları. Tahmin etmeye çalışıyor hangi arabadan nasıl insanlar çıkacak diye. Hayal kuruyor, gittikleri geldikleri yerleri düşünüyor. Bu kadın avukat olmalı, bu çift tatilden dönüyor, bu adamın dükkanı vardır Mercan yokuşunda, bu aile pikniğe gidiyor. Müşterilerin kimisinin otomatik yıkama makinesi ile yetinmeyip özenle arabalarını sildiğini görüyor.
Çalışanları izliyor. Her biri aynı otomatik hareketleri yapıyorlar bütün gün. İçlerinden bir tanesi özellikle ilgisini çekiyor. Zamanla diğerlerini pek önemsemeyip sadece onu seyrediyor. O farklı. Cinsiyetinden dolayı değil yalnızca. Dünyasından bezmiş bir hali var kızcağızın. Şu tişörtünü pantolonunun içine koysa, sağdan soldan çıkmış saçlarını ensesinde sıkıca bağlasa. Elbiselerinden birinin ona ne kadar yakışacağın düşünüyor. Erkek arkadaşı yoktur bunun diyor. Kalabalık fakir bir ailede yaşıyordur. Niye bunca kederli. Dişiliğinden utanıyor gibi. Cinsel tacize uğramıştır kesin. Kadın dergilerinde okuyor böyle şeyler. Güzin Aba köşesi en sevdiği sayfası derginin. İnsanların başlarına neler neler geliyor. Çok şükür kendi durumu iyi. Renkli dergiler, kitaplar okuyan kadınlara heveslenirdi eskiden. Çeşit çeşit alıp koydu balkondaki masasına, hepsini okumasa da olur. Geçen gün sırf kapak resmini beğendiği için aldığı bir romandaki kadın da şehir dışında bir benzinliğin karşısındaki dairede yaşıyordu. Bu tesadüf çok hoşuna gitti. Romandaki kadın her gün aynı saatte benzinliğe dondurma almaya gidiyordu. Okuyunca çok havalı geldi ona. Dondurma sevmemesine rağmen, o da her gün aynı saatte benzinliğe dondurma almaya gitmeye başladı.
Saat ikiye gelmiş nihayet diyor kadını dondurma alırken görünce. İşleri çok yoğun değil. Araba yoksa önünde, bankoya yaslanıp bekliyor. Oturmaları yasak. Arada sırada istemsizce karşı apartmanın ikinci katındaki balkona kayan gözleri bir süre sonra alışkanlıkla izlemeye başladı orayı. Saatleri balkondaki kadının hareketlerinden anlayabiliyor. Perdeleri açtığı, masayı sildiği, çiçekleri suladığı, dondurma aldığı, balkonda kahve içtiği, sarı şemsiyeyi açtığı, şezlonga uzandığı, akşam sofrasını kurduğu saatler. Tam altıda kocası gelir. Genç ve yakışıklı. Gülerek sohbet ettiklerini görür ikisinin. Adam yanağına bir öpücük kondurur kadının.
Dondurmasını alıp geldi, balkona geçti. Şemsiyeyi açtı, güneş dokunmasın. Kahvesini içtikten sonra, elinde dergisi uzandı şezlonga. Tatlı bir meltem yaladı yüzünü. Serin ve rahat. Şakağına konan sineği eliyle kovaladı usulca. Uyku bir kadife gibi tüm ihtişamıyla serildi üzerine. Aniden sarsıldı. Deprem mi yoksa. Şezlongdan mı düştü. Sırtında bir ağrı gözlerini ovuşturdu. “Selime kalk kız, işe geç kalcan yine.” Abisi bir de tekme savurdu yer yatağında iki büklüm uyuyan Selime’ye. Selime’nin saçı başı darmadağın, dolmuşta düzeltecek. Benzin kokulu tişörtünü üzerine geçirip çıktı evden. Bugün de biter miydi?
Dipsiz bir kuyuya düşmüş gibi uyanıverdim. Mavi defterim kayıp gitmiş elimden. Sevgilime bakıyorum, nefes alıyor mu diye. Düzgün. Sabaha çok az kaldı. Doktor bu geceyi de atlatırsa demişti. O zaman… El ele gülerek çıkabilecek miyiz bu binadan? Serumu bitmek üzere. Hemşirenin ziyaret saati yaklaşıyor. İki gündür burada pencerenin önündeyim. Tüm hayatım elimden kayıp gidiverecek gibiyken hayal kurmaya tutunuyorum. Gözüm yine karşıdaki benzinlikte. Gece yarısı taksi şoförlerinden başka müşterileri yok. Şekere üşüşen sarı böcekler misali üçü beşi bir arada taksilerin. Yere düşen defterimi alıp okuyorum. Kısa mı olmuş, karakterleri biraz daha mı tanıtsaydım diye düşünüyorum. Sehpanın üzerinden hastanenin ismi yazılı beyaz kalemi alıyorum. Ara ara benzinliğe bakarak yazmaya devam ediyorum. Elimde defter ve kalem, başka bir dünyaya dalıyorum. Benzinlikteki kızın dünyası…
