Baki Mesut Köprücü’nün “Gam Bağımız Var” isimli ilk öykü kitabı, Ocak 2024’te Aleni Kitap etiketiyle okura ulaştırıldı. Eserin arka kapağında Hülya Soyşekerci, Zafer Köse ve Murat Özyaşar’ın yorumları yer alıyor. 

17 öyküden oluşan eser, Anadolu insanından yola çıkarak evrenselliğe varan bir çizgide ilerliyor. Her bir öyküde kahramanların ortak dertlerine, arayış ve özlemlerine tanık oluyoruz. 

Yazar; Anadolu gibi kadim, renkli bir coğrafyadan da hareketle aslında bütün dünya insanları için şu tezi ortaya atıyor: İnsanları ortak bir noktada buluşturan kan bağı değil, gam bağıdır. Bu düşünceyle de kitabına “Gam Bağımız Var” adını verdiğini söyleyebiliriz. Nitekim eserini “ortak dertleriyle bir araya gelebilen bütün insanlara” ithaf etmiş. 

Özellikle varoluşsal konulara, insan psikolojisine eğilen yazar; toplumsal çarpıklıklara dokunmadan edemiyor. Öykülerine dikkatli bir gözle bakıldığında kurguda ve dilde yazarın bir derdi olduğu rahatlıkla fark edilecektir. Estetik kaygıları onu duyarlı olduğu meselelerden uzaklaştırmak yerine, onlarla daha sıkı bir bağ kurmasını sağlamış.

“Kurursa dilin, ‘Anne…’ deyip ıslat.”

“Göğe değil, yeryüzüne uçuralım güvercinleri.”

“Zaman, durmuş gibi yapıyor zaman zaman.”

“Uzak geçmişteki yaratılmamışlığım, gelecek yüzyıllardaki ölmüşlüğüm ile aynı değil mi?” 

Gibi veciz söyleyişler, içerik açısından yazarın derin meselelere dikkatimizi çekme isteğini, aynı zamanda dile verdiği önemi, kelimelere yüklediği yoğun anlamı işaret ediyor. 

Baki Mesut’un öykülerinde sıra dışı, ilgi çekici kahramanlarla karşılaşıyoruz. “Keva Ölmesin” isimli öyküsünde ölmek üzere olan bir dilin son konuşanını anlatıyor, yaşlı Keva’yı. Gazetecilerin  kayıt altına almak istedikleri bu dil, beklenmeyen bir şekilde ölüyor. Aynı öyküde kadim bir ibadethanenin de bakımsız kaldığını gösteren yazar, dünya mirasına sahip çıkmaya çağırıyor insanları; ana dillere ve insanlığın kadim kültürlerine saygıya davet ediyor. 

“Kırmızı” isimli öyküde acısını sırtında gezdiren bir delinin hikâyesine tanık oluyoruz. Diğer bir deli olan Kırmızı Yanaklı Sultan’ın olgunluğu ve bilgeliği ise büyülü bir atmosfere taşıyor okuyucuyu. 

“Beni Öldürenler” isimli öyküde insanlara mezardan seslenen bir ölü ile karşılaşıyoruz. Aslında yaşadığını söyleyen, mezarlıkta bilmediğimiz biçimde bir “hayat” olduğunu belirten bu genç, kötülerin ölmeden önce muhakkak cezalandırılmaları gerektiğini haykırıyor. Varoluşsal inceliklerle de yoğrulan öykü, insan yaşamını ve doğayı katledenlere bir aydın sorumluluğu ile yaklaşıyor. 

“Hesap Günü” adlı öyküde, yarattığı karakterlerin hışmına uğrayan bir yazarla karşılaşıyoruz. İnsan-Tanrı ilişkisine de yorulabilecek detaylar barındıran hikâyede, kahramanlar kendi hayatlarını kurgulayan yazardan hesap soruyorlar. Fakirliğin, ezilmişliğin, derin acıların dile geldiği anlarda yazar bir suçlu gibi eziliyor çoğu zaman. 

“Milenyum Tanrıları” adlı öyküde günümüzün tanrılarını görüyoruz. Dinlerin çağı geçti diyenlerin kendilerine ürettikleri putlara tanık oluyoruz. 

2023 Oğuz Atay Öykü Seçkisi’ne layık görülen “Şebaruz” isimli öykü, yazarın natüralist yanını çok iyi yansıtmaktadır. Mevlâna ve Şems’in tasavvufi yönünün sürekli dile getirildiği edebiyatımızda, Mevlâna Meydanı ve etrafında olan biteni, şehrin arka sokaklarını edebiyata taşıyan pek yoktu. Yazar bu öyküde bizi, Şeb-i Arus törenine, Sanat Çadırı’na, Bedesten Çarşısı’na götürüyor. İranlılar, Japonlar, deliler, garsonlar, hayat kadınları… Hepsi bir arada. Yazar, gerçeklere müdahale etmeden, iki taşra entelektüelinin ve lokanta işçilerinin penceresinden bakıyor olaylara. 

Tek gayesinin insanlık mirasına, Anadolu sanatına katkıda bulunmak olduğu anlaşılan Baki Mesut’un, tüketmelik değil nitelikli bir eser ortaya koymak için kalemine sarıldığını görüyoruz.

Cengiz Baş