Daha konforlu, güvenli ve refah dolu bir yaşam umuduyla, Türkiye’den Avustralya’nın kalbi Melbourne’a uzanan bir yola çıktım. Bu yolculuk bir öğrenci vizesiyle başladı; altı ay süren bir dil eğitiminin ardından vizemi uzatıp üç yıllık bir sertifika ve diploma programına adım atım. O zamandan beri hayatı hem okuyarak hem çalışarak sırtlanıyorum.
Her şeye sıfırdan başlamak hiç kolay değildi elbette; uçaktan indiğimde başımı sokacak yerim dahi yoktu. O dönem Türk öğrenci gruplarının dayanışma gücü yanımdaydı; bu sayede kalacak yer ve ilk geçimimi sağlayacak işi bulabildim. Para sıkıntısı ve dil bariyeri diğer büyük zorluklarımdı. Zamanla aşılsa da kimilerimiz için bu sürecin çok daha zor geçtiğini bilirim. Pek çok arkadaşım, bu yüklerin altında pes etmek zorunda kaldı.
Bu satırlarımda deneyimlerimin tüm yönlerini, duygularımı, hayatımın bu yeni coğrafyada nasıl şekillendiğini anlatmaya gayret edeceğim. Öncelikle Melbourne’un benim için neden bu kadar yaşanılası bir yer olduğundan başlamak istiyorum.
Melbourne’un estetiği etkileyici. İlk gördüğün anda insanın içini huzurla dolduran bir yanı var. Şehir merkezinde büyük bir gölün etrafına yüksek binalar dizilmiş. O binaların dışına çıktığınızda, ferah bir yerleşimle karşılaşıyorsunuz. İnsanların çoğunluğu müstakil evlerde yaşıyorlar. Hani, Türkiye’de neredeyse herkesin hayali olan evlerde. Geniş parklar, yeşil alanlar, spor yapabileceğiniz onlarca halka açık alanla çevrili. Temiz ve düzenli sokaklarını da eklersem, bu şehir insanın ruhuna sükûnetle dokunuyor diyebilirim.
İlk kez yurtdışına çıkan bir genç olarak, beni en çok şaşırtan şeylerden biri hiç sokak hayvanının olmamasıydı. Hem hayvanların hem de insanların güvenliği için çok önemli gelmişti. Türkiye’de sokak hayvanlarının açlık ve barınma sorunlarıyla mücadele ettiğini görmek acı verirdi. Melbourne, birçok kez dünyanın en yaşanılabilir şehirleri arasında yer almış. Yaya, bisiklet ve araç trafiği birbirine yüzde yüz uyum içinde. Her yolda bisiklet şeridi var, tramvay, metro ve tren ağlarıyla şehrin her noktasına kolayca ulaşabiliyorsunuz. Türkiye’den farklı olarak, insanların trafik kurallarına büyük özen göstermesi çok dikkat çekici. Hem sürücü hem de yaya olarak her zaman güvende hissediyorsunuz.
Burası bir göçmen ülkesi diyebilirim; Asya’dan Güney Amerika’dan ve Avrupa’dan insanlar buraya akın etmiş adeta. Herkes kendi kültürünü getirmiş, harmanlanmış ve uyum içinde yaşıyor. Avustralyalılar inanılmaz sıcakkanlı ve barışçıl. Onların kültürü, göçmenlere olumlu yansımış ve bu sayede ülkede çok fazla huzur var. Avustralya, bir eğitim merkezi; dil okulları, sertifika ve diploma programları, lisans ve yüksek lisans seçenekleriyle uluslararası öğrencilere geniş fırsatlar sunuyor. Bu çeşitlilik, öğrencilere kalıcı oturum izni, iş sponsorluğu ve hatta vatandaşlığa kadar uzanan fırsatlar tanıyor.
Ben burada yüksek yapmayı düşünmediğim ve Türkiye’den zaten işletme fakültesi lisans diplomam olduğu için dil okulundan sonra üç yıllık bir işletme paket programı aldım. Girişimcilik, İşletme ve Liderlik yönetimi programlarından üç ayrı diploma alacağım. Türkiye’deki kariyerim ve burada çalıştığım işler ise tamamen birbirinden farklı. Yepyeni bir meslek edindim; iki yıldır geçimimi boyacılık yaparak sağlıyorum. Ek olarak garsonluk, temizlik ve Uber Delivery işleri de yaptım fakat yaparken en keyif aldığım boya işi oldu. Buna ben de inanamıyorum hâlâ. Gerçi bu ülkede inşaat sektöründe çalışmak gençlerin sıkça tercih ettiği ve iyi kazanç sağlayan bir alan. Yurtdışında zorunlulukla başladığınız bir iş, zamanla hayatınızın vazgeçilmezi ve en keyif aldığınız şey haline dönüşebiliyor.
Burada kendi mesleğimi yapmak yerine bu şekilde çalışmamın iki nedeni var: ilk olarak, anadil seviyesinde İngilizce konuşmadığınız sürece beyaz yaka pozisyonlarında yer bulmak oldukça zor. Bu nedenle, ilk iki yıl finans alanındaki kariyerime devam etme fırsatım olmadı. İkinci olarak, öğrenci vizesine sahip kişiler yalnızca yarı zamanlı çalışabiliyor; tam zamanlı çalışmaya izin verilmediği için beyaz yakalı bir pozisyonda başvurularınızın olumlu sonuçlanma ihtimali çok düşük.
Yurtdışında yaşamak dışarıdan göründüğü kadar renkli değil. Türkiye ve Avusturalya’nın iş ve yaşam kültürleri arasındaki uçurum hem gündelik yaşamı hem de iş hayatına alışmayı zorlaştırıyor. Sıfırdan bir hayat kurarken bir yandan da bu kültürel farklılıklarla başa çıkamayan öğrencilerin çoğu geri dönmek zorunda kalıyor. Yurtdışındaysan çok sabırlı olmalı, attığın adımları dikkatle düşünmelisiniz. Hata yapma lüksünüz pek yok. Türkiye’de bir hata yaptığınızda sonuçları tolere edilebilirken, burada işler çok daha farklı işliyor.
Uzakta yaşamanın belki de en zorlu tarafı, alışma süreci. Bu süreç bir ya da iki yıl sürse de bazen gerçekten tam anlamıyla alışmak mümkün olmuyor. Ya doğduğunuz yerde aileniz ve arkadaşlarınızla bir hayat kurmayı ya da onlardan uzakta, konforlu ve güvenli bir yaşam inşa etmeyi tercih edeceksiniz. Bu ikilem, insanı gerçekten zorluyor. Avustralya’nın uzaklığı nedeniyle her istediğinizde ailenizi, arkadaşlarınızı görme lüksünüz olmuyor. Ekonomik olarak da büyük yük; bazen bir yıllık birikiminizi bir aylık Türkiye tatili için harcamak zorunda kalıyorsunuz.
Yalnızlık, aileden uzak olmak, problemlerle başa çıkmayı epeyce zorlaştırıyor. Son iki yılda pek çok şey yaşadım fakat en zor anlarımdan biri, sağlık problemi yaşayıp neredeyse on gün işe gidemediğimde oldu; çünkü on gün boyunca ödeme alamadım. Kira ve okul taksiti gibi ödemeler beni bekliyordu. Burada saatlik veya günlük kazandığımız için, çalışmadığımız sürece barınabilmek mümkün değil.
İlk ayımda elektrikli bisiklet kiralayıp Uber Delivery yaparken bisikletim çalınmıştı. İlk ayımdan bisikletçiye bin beş yüz dolar borçlanmıştım. Bu problemi kendi başıma çözmem gerekiyordu. Türkiye’de olsanız ailenizle yaşıyorsunuz; hiç para kazanamasanız bile bir şekilde barınabilirsiniz ama yurtdışında bu imkânı bulmak çok çok zor.
Her şeye rağmen yurtdışı deneyimi insana vizyon katıyor ve büyüyüp değiştiğinizi anlıyorsunuz. Yurtdışına kaç yaşında çıkarsanız çıkın, bu deneyim insanı olgunlaştırıyor; bunun olumsuz bir etkisi olacağını düşünmüyorum. Keşke her Türk genci yurtdışına çıkma, orada belirli bir süre zaman geçirme şansı bulabilseydi.
Geri dönmek korkutucu değil, ancak ciddi ve zor bir karar olduğunu biliyorum.
Burhan Vatandaşlar
