Gidemiyorum. Kapının ağırlığını daha kapıya dokunmadan hissediyorum. Kapı sanki benim sıkı sıkıya tutunduğum cılız bir ağaç dalı. Arkamı dönsem beni yemyeşil bir bahçe beklemiyor. Hep kış, karanlık, bulutlar ve sis.
Dalında öylesine sallanan bir kirazım esasında. Düşmekten korkuyorum, delicesine isterken üstelik. Çekirdeklerimle toprağa karışmak bir başka yaşamın ilk çıt sesi olmak istemiyorum. Birileri beni görsün koparsın dallarımdan istiyorum. İşe yarar olmayı dilemek belki de bu esasında. Ne dersek diyelim işte gerçeğin ayazı serttir ve gerçekleri ellerimize tutuşturup kaybolan bir yerdir evren.
Ne zaman öğreneceğim yaşamın bizim arka bahçemiz olmadığını, mevsimlerin bakışlarımızın alabildiği her yeri bahar yapmadığını. Anlayacağım elbet. Öğretmesin diye hayat bana. Düşsem mesela düştüğüm yerde bir pembelik, bir güzellik yaratır mıyım acaba?
Tanrı kollarımı sıkıyor, patlayacağımı hissediyorum. Ruhum, kiraz çekirdekleri gibi kaygan. Bedenimin gerçekliği ezilirse o da ele avuca sığmayacak sanki. Tanrı da biliyor ya. Sıkıyor, sıkıyor ama ne düşürüyor beni dallarımdan ne yaşamın boşluğunda fışkırıyorum sonsuzluğa.
Bir gün düşmeye karar verdiğimde zamansız bir eylem olacak bu biliyorum. Mevsim üzerimde soğuk bir gölge, insanlar altımda kış telaşında olacaklar. Ben yine de gitmek istemediklerim, gidemediklerim ve sonunda gitmek isteyip bir kenarda çürümüş varlığımın hayal kırıklığıyla kalacağım. Çürüme içimden mi başlayacak? Ya da çürüyebilecek miyim? Bir karganın soluk soluğa açlığında tırtıklanacak mı ömrüm?
Tanrım neden kaderimi benimle yazmıyorsun? Biraz sevinç ve istek yazardım aralarda, az acı ve hüzün sonra. Güneşin vurduğu kirazlar gibi yazardım ömrümü. Ekşiyen taraflarıyla acıyı ve ala çalan varlığımla sevinci.
Bana neden inanmadın tanrım? Bir zamanlar biz seninle sevgiliydik, düşlü günlerdi hatırlarsın. Sen unutmazsın ki sahi. Beni unutamadığım bir unutulmaya terk ettiğinde anladım bunu.
Bak dallarda hiç çiçek, hiç kiraz yok. Unutulmuş bedenimi biraz daha sık. Hiç acıma bitir işimi, bırak bir kez düşeyim. Ya da artık evrenin başka bir varlığıyla anlamlı kıl beni. Bir pasta süsünde, bir aşığın piknik sepetinde mesela. Boşluğumu ve sonsuz yokluğumu dağıt. Bana kendinden olmasa bile bir varlık kıl. İşe yarar bir varlık.
Hiçbir şey olmasa bile yakarışlarımdan bir kez ellerin de mi titremiyor tanrım?
Işıl Gülseren

“Bana kendinden olmasa bile bir varlık kıl.” diyorsun.
Yeniden dirildiğinde hepsi mümkün! Sonsuzluk içinde…
Işıncığım kutlarım. Kalemine ve yaratıcılığına sağlık.