Ülkemizin genç nüfusunun göç oranı her geçen yıl hızlı bir artış gösteriyor. Eğitim fırsatları, ekonomik faktörler, daha iyi yaşam beklentisi, politik iklim ve özgürlük arayışı, gelecek kaygısı ve güvensizlik duygusu gibi etmenlerin bir araya gelmesi gençlerin yurtdışına göç eğilimini arttırıyor ve kendilerine daha istikrarlı yaşam sunabilecek ülkelerde kalmayı tercih ediyorlar. Başka bir ülkede yeniden yaşam kurmak, cesaret gerektiren zorlu bir süreç olmasının yanında, kimlikleri ve kültürel değerleri koruma, yeni kültüre uyum sağlama çabalarını ve geride bıraktıkları sevdikleriyle bağlarını sınayan bir deneye dönüşebiliyor.
Pazartesi14 göç söyleşileri, gençlerin göç etme nedenlerine ilişkin derin bir bakış kazandırmak yanında göç eden gençlerin deneyimleri ışığında göçün, kimlik, aidiyet, bireysel özgürlük gibi kavramları yeniden düşündüren kültürel, sosyal, psikolojik ve edebiyata ilişkin etkiler yaratan göç fenomenini görmemizi sağlıyor.
Ender Gökşen Atalay, Galatasaray Lisesi’ni bitirdikten sonra Yıldız Teknik Üniversitesi Metalurji ve Malzeme Mühendisliğinden mezun oldu. Renault Otomotiv’de çalıştıktan sonra kendi şirketini kurdu. Hazırladıkları projelere Türkiye’den teşvik bulamayınca başvurdukları Norveç’ten olumlu yanıt aldı. Bunun neticesinde de Norveç’e yerleşti.
Merhaba Gökşen. Çok kolay bir soruyla başlamak istiyorum. Ülkeden ayrılmaya karar verdiğinde kaç yaşındaydın? İlk kiminle paylaştın?
40’lı yaşlarımın başında ayrılmaya karar verdim. Şimdi 45 yaşındayım ve bir yıldır Norveç’te yaşıyorum. İlk olarak eşimle paylaştım. Benzer duygular içindeydik.
Seni göç fikrine iten şey bireysel mi toplumsal sebepler miydi? Asıl tetikleyici unsurun gitmek mi, kaçış mıydı?
Her ikisi de. Ancak politik ve toplumsal sebepler ağır basıyor. Neredeyse son 30 yıldır her şeyin adım adım bazen yavaş, bazen hızlı olumsuz yönde gittiğini görüyordum. Bir gün değişecek ve düzelecek umudu en son 31 Mayıs 2023 seçimlerinin ardından tamamen kayboldu ve uzun yıllar boyunca kötü gidişin devam edeceğini idrak ettim. Bu kararı vermemde önemli etken hiçbir zaman ekonomik sebepler olmadı. Elimde gitmek için iş odaklı bir fırsat vardı ve denemeye karar verdim.
Farklı bir yerden bakarsak, gitmekle kalmak arasında büyük mücadele veren gençlerin göçmesine, bir şekilde toplu protestoları da diyebilir miyiz?
Türkiye’de çalışarak ve üreterek aslında bu organize kötülüğü istesek de istemesek de finanse ediyoruz, yaşatıyoruz ve destekliyoruz. Bunun daha fazla parçası olmak istemiyorum.
Pek çok gencin yurt dışına gitmeden önce hissettiği ve “sıkışmışlık” olarak ifade ettiği içsel rahatsızlığı yaşadın mı? Hangi bireysel ya da kitlesel olaylar senin bu duyguyu yaşamana neden oluyordu?
Benim için sıkışmışlık: “görüyoruz, biliyoruz ama hiç bir şey yapamıyoruz” hissi. Yalan, iftira, şiddet, yolsuzluk, rüşvet, kayırma, korkutma, sindirme, yıldırma, ideolojik baskılar, yaşam tarzına müdahale, adaletsizlik. Önemli kilometre taşları ise Mayıs 2013 Gezi Parkı protestoları ve devletin göç politikası.
Gitmeye karar verdiğinde, yaptığın ön çalışmalar nelerdi? Özellikle kültürel uyumsuzluk, tek başınalık ve bunların getirebileceği sorunlar gibi faktörleri nasıl değerlendirdin?
Zor olsa da işimi en iyi şekilde yapmaya konsantre oldum. Hemen Norveççe öğrenmeye başladım. Ailece yaptığımız gözlemler sonucu kültürel uyumsuzluğu kolay atlatacağımızı gördük. Doğru zamanda doğru adım attığımızı düşünüyorum.
İlk gidiş, uçağa ya da trene biniş ve belki de büyük bir belirsizliğe yol alırken geride bıraktıklarının neler olduğunu düşündün? Ayrılığın en zorunu hangi konuda yaşadın?
Ailem, arkadaşlarım ve günlük alışkanlıklarımdan uzaklaşmak zor oldu ama kendimi süreç içinde psikolojik olarak mümkün olduğunca hazırladım.
Hedeflediğin ülkeye vardığında hissettiğin ilk duygu neydi?
Sükûnet ve güvenlik. Çoğunlukla olumlu duygular hissettim.
Gittiğiniz ülkeye göçen diğer Türk gençleriyle bir iletişim ağı kuruyor musunuz? Yoksa daha çok gittiğiniz ülkenin vatandaşlarıyla olmayı mı tercih ediyorsun?
Yakın bir arkadaş grubumuzla neredeyse her gün görüşüyoruz. Ayrıca tanıdığımız Norveçli ailelerle (çoğunlukla kızımın okul arkadaşlarının aileleri) ve komşularımızla sık görüşüyoruz ve çok iyi vakit geçiriyoruz.
Shakespeare’in meşhur sözü “Olmak ya da olmamak”tan yola çıkarsak, bir yerden sonra dönmek mi kalmak mı noktasında kararınızı etkileyen ne oldu?
Şöyle düşündüm; hayat kısa, daha fazla bu çukurun içinde debelenmenin bir faydası yok. Zaman ilerledikçe daha da zorlaşacak. En uygun zamanlama buydu bizim için.
Giden gençlerin çoğunun eğitimli ve nitelikli olması “beyin göçü” kavramını da getirdi. Bu durumu, istatistikler ve araştırmalar Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler için büyük kayıp olarak değerlendirilirken, bir şekilde geri dönüp ülkeye fayda sağlayacak modelleri kurabileceğinizi düşündün mü?
Ülkemi seviyorum ve önemsiyorum ama bir yerden sonra kendi yaşantımıza bakmalıyız. Ülkenin kültürel ve ekonomik varlıkları talan edildi. Demografisi değiştirildi. Bizim aklımızdaki ve hayalimizdeki ülke ile bugünkü ülke artık aynı yer değil. Bunu zaman gösterecek, kendim ve ailem için daha iyi olacaksa dönmeyi düşünebilirim. Şu an için kısa ve orta vadede olumlu görmüyorum.
Oradan Türkiye nasıl görünüyor?
Tanıdığımız nerdeyse herkes bizzat veya yakınları turistik olarak veya iş için Türkiye’ye gelmiş. Hepsi güzel anılar ve hikâyeler anlatıyor. Veya sadece güzel taraflarından bahsediyorlar. Son 20 yılda olanların çok küçük bir kısmını duymuşlar. Ne düşündüklerini tam olarak bilemiyorum ama kimseden de olumsuz bir şey duymadım.
Son olarak şunu da sormak istiyorum: Orada kalmaya karar verdin ya da olmadı, her şey aksi gitti ve Türkiye’ye dönmeye karar verdin. Sence her şeye rağmen deneyimlemek mi yoksa denemeden Türkiye’de kalmak mı daha riskli? Bu soruyu şu anda yurt dışına gitmeyi düşünen ama henüz karar verememiş gençler adına soruyorum.
Kalsa da dönse de başka kültürleri tanımak, farklı hayatları tatmak, içinde yaşamak insanın kişiliğine çok şey katacaktır. Mutlaka deneyimlemek gerekir.
