Toprak çömlekler, testiler yapan çömlek ustası babam Thantallos, bunların üstlerine çok güzel sazlık desenleri çizip pazarda satan alçak gönüllü güler yüzlü bir adamdı. Neredeyse ben koca bir adam olana kadar bana içinde savaşların, aşkların ve bitmeyen kavgaların, kâhinlerin, kralların olduğu hikâyeleri, destanları anlatırdı geceleri bıkmadan usanmadan. Anlatmayı en çok sevdiği hikâye ise, Büyük ve Küçük Frigya arasındaki topraklarda, kiraladığı öküzlerle çalışan fakir bir çiftçi olan Gordius’un nasıl kral olduğunun hikâyesiydi. Bayılırdım fakirlerin de kral olabileceğinin hikâyesini dinlemeye. Gerçekten şaşılası bir işti Gordius’un kral olması. Onun kral olduğunu öğrendiği zaman sevinerek kağnısını Jüpiter tapınağına bağlamasını o kadar uzatarak anlatırdı ki babam, çoğu zaman ben bu anlattıklarının çoğunu duymadan uyumuş olurdum. Uyumadığım zamanlar ise, kendi kendime Gordius kral olunca kiralık öküzlerin ne olduğunu sorar dururdum.

Hikâyeye göre bir gün Gordius, çevresinde uçuşan kuşların ona bir şey söylemek istediklerini düşünerek, komşu şehirdeki bir kâhine gitmek ister. Şehrin kapısında hangi kâhine gitmesi gerektiğini düşünürken, karşısına güzel bir kız çıkar ve ona kuşların kral olacağını söylemek istediklerini müjdeleyerek kendisinin de gelecekte onun eşi olacağını önceden bildirir.

Gordius ile güzel kız evlenirler. Onlar evlenirken Frigyalılar arasında bitmez tükenmez bir karmaşa çıkar, ortalık toz duman olur çok sayıda insan ölür. Frigyalılar karmaşanın ne zaman biteceğini bir kâhine sorduklarında ise kâhin onlara, başlarında biri kral olduğunda karmaşanın biteceğini ve kral olarak kimi seçmeleri gerektiğini sorduklarında da geri dönerken karşılarına çıkan ilk kişiyi seçmelerini söyler. Siz şu işe bakın ki Frigyalılar geri dönerken karşılarına çıkan ilk kişi Gordius’tur ve onu kral olarak seçerler. Gordius da buna çok sevinir ve gider ve kağnısını Jüpiter tapınağına bağlar. Kiraladığı öküzleri de kral olunca herhalde kiraladığı yere götürmüştür artık Gordius.

Bizim orada Jüpiter tapınağının önündeki merdivenlerde bütün gün oturan kadınları ve adamları görebilirsiniz. Şehrin bütün dedikodusu orada yapılır. Bazen babam da orada oturup, “Şu çimenlikte otlayan eşeğin, koca kıllı kulakları var” diye aptal ama Gordion şehrinin en popüler bir şarkısını söyler. Gordionlular bayılırlar hep bir ağızdan bu şarkıyı söylemeye. Annem Kybele ise ne zaman babamı tapınağın merdivenlerine oturmuş arkadaşları ile bu şarkıyı söylerken görse sinirlenir, “İki çömlek daha yapacağı yerde oturmuş serserilerle şarkı söylüyor baban” derdi bana.

Gordius’un oğlu bir zamanlar dokunduğu her şeyi altın yaptığı söylenen Midas bizim kralımızdı ve babam onu Muşkili[1] Mita diye anlatır dururdu. Benim de adımı Mita olarak koymuş olan babama Muşki’nin neresi olduğunu, uçan kuşların ve kâhinlerin kralın kim olacağını nasıl bildiklerini sorduğumda bana, bunları cevaplamak yerine başka hikâyeler anlatırdı.

Bir gece belki de babamın anlattıklarından etkilenerek ben de bir rüya gördüm. Rüyamda, hayatımda hiç görmediğim kadar kalabalık bir ordusu olan İskender adlı sarı saçlı bir komutan uzaklardan gelerek Gordion şehrini almaya çalışıyordu. Kâhinler ona Jüpiter’in tapınağında Gordius’un kağnısının bulunduğunu ve kağnının düğümünü çözen kişinin bütün Asya’nın hükümdarı olacağını söylemişlerdi. İskender kağnının ipini çözemese de kılıcı ile kesiyordu rüyamda. Anneme rüyamı anlattığımda kızıp, “ Yok öyle bir komutan, sen de baban gibi hikâyeler uydurmaya başladın” diye beni azarlamıştı o gün. Babama anlattığımda ise, “Kâhinlere sorsaydık keşke, belki de geleceği gördün sen” demişti bana.

Annem Kybele babamın anlattıkları ile kafamı karıştırdığını düşünür ve ona, “Oğlum bir berber olacak. Onun aklını bunlarla karıştırma” derdi. Babama göre oğlunun ‘mutlu bir çömlekçi’ olmasında hiçbir sakınca yoktu ama annemin gözü biraz daha yükseklerdeydi sanki. Durmadan teyzemin oğlunun nasıl Delphi’deki tapınağa sunular gönderen Kral Midas’ın berberi olduğunu ve sonra hem onun, hem de ailesinin refah içinde yaşadığını bana anlatır dururdu. Annem bir keresinde fırından kırık çıkan çömlekleri bağırarak sokağa fırlatmış ve, “Oğlumun geleceğinin bu çömlek kırıkları gibi olmasını istemiyorum” diye babama bağırmıştı.

Hayatımda hiç kâhin görmemiştim. Bizim Jüpiter tapınağında kâhinler yoktu. Olsa onlara büyüdüğümde babamın istediği gibi bir çömlekçi mi, yoksa annemin istediği gibi bir berber mi olacağımı sorardım. Ben farkına bile varmadan yıllar hızla geçti ve babam Thantallos ile annem Kybele mesleğimin ne olacağı konusunda bitmez tükenmez kavgalarını zafer ile sonuçlandırmak için son kavgalarına başladılar.

Annem eve teyzemi çağırdı ve teyzemin oğlunun bir saray berberi olarak kazandıklarını, teyzemin Kral Midas’ın berberi olan oğlunu ne kadar sevdiğini, onun evinde torbalar dolusu altın bulunduğunu filan anlatmaya başladı. Ancak teyzem her ne kadar annemi desteklemeye çalışsa da, sarayda hamur yoğrulan ve bira mayalanan mekânların yanındaki dokuma atölyesinde kıymetli kumaşlar -teyzem bunlara ‘brokar’ diyordu- giysiler, halıların üretildiğini ve burada çalışarak desenli kumaşlar dokumamın benim için çok yararlı olabileceğini de anlatıyordu. Bir keresinde Gordion Sarayı’ndaki dokuma atölyelerinde, Delphi tapınağındaki bir heykele giydirilmek üzere neredeyse küçük bir tarla büyüklüğünde değerli, desenli bir kumaş bile üretmişlerdi.

Tuhaftı ama ben bunların hiçbiri ile ilgilenmiyor, tapınağın merdivenlerine bazen babam ile birlikte gidip onun arkadaşları ile “Şu çimenlikte otlayan eşeğin, koca kıllı kulakları var” diyen o aptal bir şarkıyı söylüyordum. Bana göre hayat ne Midas’ın saçlarını kesmek, ne çömlek yapmak, ne de değerli kumaşlar dokumak ile ilgili bir şey değildi. Babamın bana da bira içirdiğini öğrenen annem, “Babası hiç olmazsa kırık dökük de olsa sırlı çömlekler üretiyor. Bu salak onu da yapamayacak, serseri olacak galiba” diye teyzeme dert yanmaya başladı. Teyzem de her zaman olduğu gibi kardeşine ne kadar haklı olduğunu söyledi.

Tam da babamın bana, “Çömlekçi olacaksan sana çömleklerin dışına sürülen sırın nasıl yapıldığını öğretirim” dediği gün bizim eve Gordion’daki bütün berberlerin ustası geldi. Ustaların ustası yaşlı berber evlenen kızı için babamdan değerli çömlekler satın almak istiyordu. Annem ile teyzem hemen bunu fırsat bilip adama ucuza sattıkları çömlekleri bizim eşek ile adamın evine taşıma işini bana yıktılar.

Yaşlı ustanın evinde yapılacak o kadar çok iş ve berberliği öğrenmeye gelen gençlerden oluşan öyle bir kalabalık vardı ki, ben bir daha bizim eve dönemedim. Ustanın evinin önünden gelip geçen herkes, bizim gibi acemi berberlere bedava tıraş olmak için gelirler, biz de onları tıraş ederek pratik yapmış olurduk. Yaşlı ustanın oğlunun olmaması nedeniyle usta beni oğlu gibi görmeye başladığı için ben kısa zamanda berberlik sanatını öğrendim. Ustam benim yaptığım tıraşları öve öve bitiremiyor ama ben bu işten net bir kâr da sağlayamıyordum.

Babam Thantallos bir gün beni gördüğünde, “Tam çömleğin sırrını öğrenecektin, annen ile teyzenin aklına uyup kıl kırpmanın peşine düştün. Hiç olmazsa para kazansan canım yanmayacak” dedi. Artık iyi bir berberdim ama ustanın mekânında yoldan gelip geçenleri bedava tıraş etmekten başka bir hünerim de yoktu doğrusu.

Bir gün kader benim de yüzüme güldü. Ustam o gün saraya gitmişti, akşamüstü döndüğünde heyecanla bana, “Haydi yaşadın. Kralımız Midas’ın berberi ölmüş, berber istediler saraydan, ben de seni söyledim” dedi.  Tuhaftı ama annem ile teyzemi bitmez tükenmez yaslara gömecek olan bir şey gerçekleşmiş ve teyzemin berber oğlunun ölümü ile bana o gün sarayın kapıları açılmıştı. Teyzemin oğlunun cenazesine bile gidemeden o gün beni Midas’ın huzuruna çıkardılar.

Sarayı, içindeki eşyaları ve Kral Midas’ı gördüğümde aklımdan Jüpiter tapınağının kapısına kağnısını bağlayan ve kiralık öküzlerle çalışan onun babası Gordius geldi. Ben de fakirlerin de zengin ve kral olabileceğini anlatan bir hikâyenin içine düşmüş gibiydim sanki. Kısa bir süre sonra babası kağnısını tapınağın kapısına bağlayan fakir Gordius’un oğlu dokunduğu altın olan Kral Midas ile karşılaşacaktım. Çömlekçinin oğlu Mita’nın kaderi buydu işte.

Kral Midas’ı sarayın büyük salonunda gördüğümde kafasında tuhaf bir şapka vardı ve kulakları görünmüyordu. Sonra beni Kral’ın bir hizmetkârı alıp tıraş için gerekli araçların olduğu aynalı bir odaya götürdü. Odada berberlikle ilgili ne varsa hepsi altındandı. Ben ağzı açık bunları seyrederken, hizmetkâr artık bir saray çalışanı olduğumu ve sarayda her ne görürsem göreyim asla dışarıda kimseye anlatmamın yasak olduğunu, bunun hayatıma bile mal olabileceğini bana uzun uzadıya anlattı. Ardından bana sayısız yeminler ettirdikten sonra Kral Midas odaya geldi. O kadar şaşkındım ki, hizmetkâr bana Kral’ın kafasındaki şapkayı çıkarıp tıraşa başlamam için birkaç kez işaret etmek zorunda kaldı.

Kralın kafasından o tuhaf şapkayı çıkardığım an anladım babamların neden, “Şu çimenlikte otlayan eşeğin, koca kıllı kulakları var” şarkısına çok güldüklerini. Gerçekten Kral Midas’ın aynı eşek kulağı gibi asimetrik, koca kıllı kulakları vardı. O andan itibaren inanın tıraşı nasıl yaptığımı hiç ama hiç hatırlamıyorum. Koca kıllı kulakları tıraş ederken usturayı kaydıracağım diye ödüm patladı. Gidip tapınağın merdivenlerinde oturanlara gördüklerimi anlatsam başıma neler geleceğini düşünerek tıraşı korku içinde sürdürdüm.

Her ne olursa olsun sarayda işler zor ama sarayın parası güzeldi. Bu nedenle günler günleri, aylar ayları izledi. Bir gün babam bana, “Beyimiz çömleğin sırını beğenmedi, sarayın sırlar dünyasına daldı” diyerek yüzünde bir gülümseme ile nedense, “Şu çimenlikte otlayan eşeğin, koca kıllı kulakları var” şarkısını söyleye söyleye çömleklerinin başına doğru yürüdü. Ben artık sarayın berberi Mita’ydım. Eve babama ve anneme sarayda dokunan kumaşlardan hediye getirmek için gelmiştim. Ben de babama sadece gülümsedim, o kadar.

Aylar bana bol para ve beynimde sakladığım sır nedeniyle karnımın şişliğini getirdi sonra. Annem bunun farkına varıp beni bir kenara çekti ve dedi ki, “Belli ki senin bir sırrın var ve bu artık karnını şişiriyor. Bunun kolayı var. Git sazlıkların orada derin bir çukur aç ve sırrını o çukura söyle, içini boşalt. O zaman karnının şişi iner sen de rahat edersin.”

Vakit geçirmeden hemen sazlıkların oraya koştum. Orada o kadar çok açılıp kapatılmış çukur vardı ki, oraları tam bir köstebek tarlası görünümündeydi. Anlaşılan herkes her şeyi biliyor ama söyleyip başını derde sokmamak için çukur açıp çukur kapatıyordu. Bir ara güya bu sazlıklardan yapılan kavalların, “Şu çimenlikte otlayan eşeğin, koca kıllı kulakları var” şarkısını üflediği bile söylenmişti tapınağın merdivenlerinde. İşsizlikten şikayet edenlere ise Kral’ın adamları, “Sazlıklara gidip çukur açıp çukur kapatın” önerisini yapıyorlardı. Çukuru açıp etrafı kolaçan ettikten sonra bağırdım, “Midas’ın eşek gibi kulakları var!” sonra da hızla çukuru kapatıp saraya döndüm. Karnımın şişi o gece indi, rahatladım.

Çömleğe sır nasıl yapılacağını öğrenseydim belki de daha rahat edecektim. Ustamın yanında kalsaydım, herkesi bedavaya tıraş edip yaşlı bir fakir olarak ölecektim. Dokuma atölyesinde çalışsam, değerli kumaşlardan çalarak atölyeyi yöneten adamın sırlarına ortak olup dertlenecektim. Ne kadar çok kapatılmış çukur vardı sazlıkların orada, ne kadar çok dert, ne kadar çok sır, ne kadar çok işsizlik vardı bu dünyada.

O akşam ben de Jüpiter tapınağının merdivenlerine oturup oradakilerle birlikte, “Şu çimenlikte otlayan eşeğin, koca kıllı kulakları var” şarkısını söyledim babamın arkadaşları ile birlikte. Bira da içtim biraz. Onlardan biri bana dedi ki, “Sen daha yüksek sesle söyle çünkü senin hepimizden çok ihtiyacın var…”

Adam doğal olarak beni de kendi gibi bildiği için bunu söylemişti. Nereden bilsindi benim bir süre önce dokumacıların olduğu bölümü çalıştıran ve kumaşlarla ilgili her türlü hileyi yapan, kazandığı paraların bir kısmını cebine atan adam ile yakın arkadaş olduğumu. Nereden bilsindi onun verdiği akılla köstebek tarlası gibi görünen yerleri satın aldığımı ve bundan sonra çukur açıp kapatacaklardan para alacağımı…

Necmi Gürsakal


[1]  Van Gölü‘nün güneybatısında yer alan Antik Ermeni bölgesi ve diğer Muş vilayeti isimlerini Muşki’den almış olabilir (Vikipedia).