Sizce güzel film nedir? En son ne zaman güzel bir film izlediniz?

Bu soruların yanıtları kişiden kişiye değişebilir, ancak genellikle güzel bir film, izleyiciyi derinden etkileyen, düşündüren ya da ruhuna dokunan bir yan taşır. Peki, gişe filmlerini bir kenara bırakırsak, bağımsız sinemada neden artık cesur, yaratıcı ve gerçekten etkileyici örneklere rastlamıyoruz?

Son yıllarda, aynı temaların etrafında dolanan, benzer anlatılar üreten bir sinema anlayışıyla karşılaşıyoruz. İnsan ruhunun kötücül yanlarını anlatan “buhran sineması” adeta bir tür haline geldi. Yönetmenler, bu tarz filmlerle kendilerine güvenli bir alan yaratmış gibi görünüyorlar. Ancak bu konuları gerçekten özgürce mi seçiyorlar?

Özgürlük ve Film Üretimi

Film yapanları özgürce hayal ettiklerini üretebildiklerini düşünmüyorum. Yönetmenlerin hikâye seçimlerinde aslında göründükleri kadar özgür olmadıklarını söylemek mümkün. Çünkü sinema, oldukça pahalı bir sanat dalı. Bir filmi hayata geçirmek için ciddi bir finansmana ihtiyaç var ve bu noktada sinema endüstrisi devreye giriyor. Sinema endüstrisi birçok aracı kullanarak yönetmenlere doğrudan ya da dolaylı olarak müdahale ederek tür, hikâye ve temalara şekil verebiliyor.

Fonlar, ödüller, festivaller ve destek mekanizmaları, bir filmin içeriğini ve söylemini dolaylı şekilde etkiliyor. Özellikle proje geliştirme destekleri adı verilen süreçlerde, daha senaryo aşamasında müdahaleler başlıyor. Türkiye’de Köprüde Buluşmalar ve Antalya Film Forum gibi platformlar ya da uluslararası büyük festivallerin endüstri bölümleri, yönetmen ve senaristleri finansman kaynaklarıyla buluşturuyor. Ancak bu süreçte, ödül ve desteklere uygun olabilmek adına projeler şekillenmek zorunda kalıyor. Böylece hikayeler, yaratıcı özgürlüğün sınırları dışına itilmiş oluyor.

Festivallerdeki Suskunluk

Festivaller, filmler için görünürlük açısından kritik bir öneme sahip, ancak onların da politik ve ekonomik bağlamları var. 17-23 Kasım 2024 tarihlerinde 28. Tallinn Film Festivali’ne ve 9-17 Aralık 2024 tarihlerinde 11. Uluslararası Duhok Film Festivaline katılma fırsatım oldu. Her festivalin kendine has bir karakteri olduğunu düşünüyorum. Bu karakterlerini programları, seçtikleri filmler, verdikleri ödüller ve etkinliklerle gösteriyorlar. Tüm faaliyetlerinde kendilerini destekleyen resmî kurumlar ve ana sponsorların politikaları ile çelişmeyecek şekilde davranıyorlar.

Örneğin, Avrupa’da Ukrayna’daki savaşa duyarlılık gösterip Filistin’i görmezden gelen ikiyüzlü politikaların, Tallinn Film Festivali’ne de yansıdığını gözlemledim. 28. Tallinn Film Festivali’nin teması ‘Ukrayna’nın yanında durmak’ idi. Bu festivalin ana sponsoru Estonya Devleti idi. Festivalde hiç Filistin ile ilgili film yoktu. Duhok Film Festivali’nde seçilen 107 filmin hiçbirinde Filistin teması bulunmaması, buna karşın Ukrayna filmlerine yer verilmesi dikkat çekiciydi. Mütevazı olarak adlandıracağım, muhalif kimliği olanların buluştuğu bu festivalde de Filistinli sinemacılara görememek üzücü idi. Duhok Film Festivalinin ana sponsorunun ABD ile oldukça iyi ilişkileri olan Kürdistan Bölgesel Yönetimi olduğunu hatırlatmak gerekiyor.

Türkiye’de ise 7-14 Ekim 2023 tarihleri arasında yapılması planlanan 60. Antalya Film Festivali’nde yaşananlar, festivallerin bağımlılık ilişkilerinin boyutunu gözler önüne serdi. 60. Antalya Film Festivali’nin yarışma seçkisine alınan Kanun Hükmü isimli belgesel, Adalet Bakanlığı’nın Antalya Büyükşehir Belediyesi’ne yaptığı dolaylı baskı nedeniyle seçkiden çıkarıldı. Hiçbir resmi yasaklama kararı olmamasına rağmen, Antalya Büyükşehir Belediyesi bir filme sansür uyguladı. Sinemacıların güçlü tepkisi sonucu Belediye festivali iptal etti. Bu olay sansürün yalnızca devlet eliyle değil, festivallerin kendi mekanizmalarıyla da gerçekleştiğini gösterdi.

Aynı yıl gerçekleştirilen Ankara Film Festivali ve Uçan Süpürge gibi diğer festivaller de Kanun Hükmü filmini programlarına almadı. Bunun nedeni, hem destek aldıkları Kültür Bakanlığı’ndan hem de sponsorlarından gelecek tepkilerden çekinmeleriydi. Bu durum, 2012 yılında 34. İstanbul Film Festivali’nde Bakur filminin sansürlenmesini ve 2014 yılında 51. Antalya Film Festivali’nde ‘Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek’ filminin sansüre uğramasını hatırlatıyor.

Sansüre karşı direnebilen festivaller ise oldukça sınırlı. Örneğin, bağımsız bir festival olan 19. Uluslararası İşçi Filmleri Festivali, Kanun Hükmü belgeselini programına aldı. Hiçbir devlet ve sponsor desteği almaması sayesinde dolaylı baskılara uğramadı. Ancak bu kez devlet savcılık aracılığıyla filme doğrudan yasak getirdi.

Suskunluğu Bozmak

Sinema, sanat ve edebiyat günümüzde ne yazık ki yeterince cesur ve üretken değil. Bu, toplumsal muhalefetten yeterince beslenemeyen bir sanat ortamının sonucudur. Ancak sinema, edebiyat ve diğer sanat dallarına göre daha dezavantajlı bir konumda. Çünkü sinema, endüstriye ve kapitalist ilişkilere en çok bağımlı olan sanat dalıdır.

Bu bağımlılık, sinemanın suskunluğunu bozmasını oldukça zorlaştırıyor. Ancak cesur yönetmenler, bağımsız festivaller ve güçlü bir toplumsal muhalefet, bu suskunluğu kırmanın anahtarı olabilir.

Önder Özdemir