Ölüyorum. Ne kadar kesin ve aceleci bir cümle. Genç değilim ama henüz yüzümdeki kırışıklıkların sayısı yaşımı geçmedi. Ömrüm boyunca evdeki yatağımdan çok hastane yatağında uykuya dalmış olabilirim. Kendime ait bir odam hiç olmadı. Belki de sürekli değişen hastane odalarının insanıyım. Yuvam burasıdır belki ve her insanın isteyeceği gibi evimde ölüyorumdur. Bu hastaneye ilk getirildiğimde hastanenin başhekimi kırklı yaşlarında bir adamdı. Hastalığımı ilginç bulduğu için ilgilenmek istemişti. Senelerce bu yakışıklı adamı hiç üzmeden hemşireler ne derse yaptım, hangi ilaç verilse içtim. Beş yaşımda küçücük bedenimi ona emanet ettim. Şimdi kırklı yaşlardayım. O ölecek yaşa geldi ama ben ölüyorum. Ölürken de tüm bedenimi morga göndermesi için ona emanet edeceğim.
Yaşamımın sonunu bilerek doğmuşum. Şimdi de bildiklerimin hiçbirinin bir anlamı yok. Hastalığımın bir önemi yok. Bu yüzden de son birkaç senedir soran kimseye hiçbir şey anlatmıyorum. “İçimde beni öldürmek için savaşan biri var.” diyorum sadece.
Şimdi içimdeki bu kişi kazanıyor savaşı. Ona teslim oluyorum. Savaşlarda barışı sağlamak için bazen teslim olursunuz ya, işte tam da öyle yapıyorum. Ben onun için er geç kaybedecek bir düşman, o benim için işgalci bir kuvvet gibiydi. Kalbimin durduğu an benimle toprağın altına gömülecek, ben ölünce yok olacağını bilmesine rağmen benimle son nefesine kadar savaşan bir düşman. Üzerinde sadece çatışmaların ve acıların filizlendiği şu bedenim terk edilmiş bir ülke. Kimisi öldü, kimisi savaştan kaçtı, kimisi hiç geçmedi topraklarımdan.
Şimdi çırılçıplak verimsiz toprağım uzanmış sedyede ölümünü bekliyor. Sedyenin yanındaki koltuk boş. Annem ve babam dışında kimse oturmadı bugüne dek zaten. Onlar ölürken ben de sedyenin yanındaki koltukta oturamadım. Şimdi kimsenin oturmasına gerek yok. Acım gittikçe azaldı, ellerimi tutmasını istediğim kimse yok. Sadece bedenimden soyununca beni taşıyacakları morgun soğukluğunu ve bedenimden çekilecek kanı düşünüyorum. Yaşamım boyunca akıttığım savaş kanlarının önemsizliğini düşünüyorum sonra da. Artık hiç var olmayacak ne çok şey için savaştığımı…
Sabahtan beri odamın kapı aralığından sürekli bakan hemşirelerde bir telaş seziyorum. Odama hızlıca ellerindeki ilaçlarla geliyorlar. Son kez bedenimdeki iğnenin girdiği yerdeki delikleri hissediyorum. Başhekimin alnındaki çizgiler belirginleşiyor birden gözümün önünde. Sonra az evvel yazdıklarımı taşıyan defterim geliyor gözümün önüne. Son gördüklerimin bunlar olacağını anlıyorum. Düşünmeyi ve acı çekmeyi o odada başhekimin kollarında bırakıyorum. Yumuyorum gözlerimi bu odaya ve hayata.
Işıl Gülseren

Işıl Gülseren; ölme hissini çok güzel anlatmışsın hem içinden hem de dıştan bakan biri gibi…Etkilendim, öykülerin çok, ömrün uzun olsun!…
Meleksima Alp
Bir sel gibi dökülmüş anlatı. Teşekkürler ederim