Ben Judith.
Zannederim, ismim size tanıdık değil, hele de o şanı yüce soyad eşlik etmeden. Vedamı, kendi vedasının kehaneti yapan Virginia, adımı haykırdı sessizliğin derinliklerinden.
Virginia Woolf’tan bahsediyorum, hani ceplerine doldurduğu taşlarla sulara bırakmıştı kendini, ruhunun ağırlıkları yetmezmiş gibi. İşte kendi sözlerini yazmaya cesaret etmiş o kadın, hiç yazılmadığım tarihin sayfalarından çekip çıkardı beni.
Ben Judith Shakespeare’im, William’ın hiç var olmamış kız kardeşiyim. Kardeşinin ışığında var olmuş bir gölge, erkek seslerinin yankısında boğulmuş bir fısıltıyım. Kaybolmaya mahkûm bir hayaletin aksine, göğsünde kelimeler yanan bir kadınım. İğne işi için fazla huzursuz zavallı zihnim ve bir kocanın kavrayışından çok, mürekkebe özlem duyar ellerim.
Virginia’nın ‘Kendine Ait Bir Oda’sında yaşadım ve hayallerinde yazan kadınların. İlham ve cesaret için, tarih sayfalarında kadınları arayan ve yokluktan başka bir şey bulamayan kadınların. O yoklukta gerçeği anladılar: Bir kadındaki yetenek çiçek açmadan önce gömülür ve bir kız çocuğundaki deha, bir armağandan ziyade, bir lanet olarak görülür.
Virginia hayal etti: kardeşim kadar zeki ve kelimelere aç olduğumu. Londra’ya kaçtığımı, kardeşimi kucaklayan tiyatro sahnelerini aradığımı. Ne bulacağımı biliyordu: kilitli kapılar, alaycı bakışlar ve bir kadının bir erkeğin olduğu yerde durabileceği fikrine kahkahalar. Düştüğümü gördü, başlamadan yenildiğimi. Bu dünyanın, hayal kurmaya cesaret eden kadınlara neler verdiğini.
Peki, dünya şimdi nasıl, kadınlar artık tereddüt etmeden mi yazıyor? Yoksa hâlâ sözlerini, zamanın kabul edilebilir örtülerine mi sarıyor? Yazarken omuzlarında yargılanmanın o ağır yükü mü var? Yoksa hâlâ eserlerinin kapaklarında erkeklerin isimleri mi var? Ciddiye alınmak için verdiğimiz savaş bitti mi, yoksa verilen bu mücadele hala susturulmuş kadınların sesini duyurmak için mi?
Virginia’nın hayal ettiği zamanki gibi, umutsuzluğa kapılmam, çünkü o beni hatırladı, daha ben var olmadan. Daha ben var olmadan bilirim, yazan her kadının tuttuğu kalemdeki belirsiz titreyişteyim. Ve kadınlar yazdığı sürece, saklanmadan ve korkmadan, o zaman asla gerçekten, yok olmuş sayılmam.
Ezgi Yavuz
