Ursula K. Le Guin, çeviren Gürol Koca, Metis Yayınları, 2009,
Latium kralı Latinus’un kızı Lavinia barışçıl bir zamanda özgürce büyüyen bir prensestir. Annesi Amata, yerel bir kral ve yeğeni olan Turnus’u ideal damat olarak görür ama Turnus’un karakteri kötüdür, Lavinia ona ne saygı duyabilir ne de onu sevebilir. Lavinia büyüdükçe ruhsal olarak da büyür tıpkı babası gibi yerel tanrılarla iletişim kurar. Albunea’nın kutsal ormanlarına yaptığı bir yolculukta, Lavinia fiziksel bedeni yüzyıllar sonra bir geminin güvertesinde ölmekte olan Romalı şair Vergilius’un ruhuyla karşılaşır. Şair, yarattığı kişiyle konuşur ve Lavinia’yı destansı şiirinde önemsiz ve sessiz bir role indirgediği için yanlış yaptığını fark eder. Vergilius, Lavinia’ya bir yabancıyla evlenmeye mahkûm olduğunu, bu evliliğin büyük bir savaşa yol açacağını ama Roma’nın yükseleceğini anlatır. Bu yabancı, Truva Savaşı’nın ünlü savaşçısı Aeneas’tır ve yakında sürgündeki halkıyla birlikte yeni bir krallık kurmak için İtalya kıyılarına ayak basacaktır.
Lavinia, Vergilius’un sözlerini ve kaderini kabul eder. Lavinia’nın şairin ruhuyla konuşması ve sunakta Lavinia’nın başının ateş alması gibi kehanetler babasını da etkiler. Kızını Turnus’a vermeyecektir. Aeneas’ın oğlu Ascanius bir geyiği vurarak Latinler ve Truvalılar arasında savaş çıkmasına neden olur. Turnus ve Aeneas orduları arasında çıkan ve adamların birbirlerini acımasız ve hain yollarla katlettiği savaş, Aeneas’ın Turnus’u öldürmesiyle sona erer.
Aeneas’ı gerçekten seven Lavinia, onunla evlenir ve ona bir oğul doğurur, adını Silvius koyarlar. Kısa ama mutlu evliliği Aeneas’ın ölümüyle biter. Ascanius’la arasındaki çatışmadan dolayı Lavinia ormanda oğluyla beraber yaşar, sürgünde oğlunun kral olma yaşının gelmesini bekler. Ascanius, iktidarı saygı duyulan ve sevilen bir kral olan Silvius’a devreder. Lavinia yaşlanana kadar Lavinium’da yaşar, ölmez bir baykuşa dönüşür.

Ursula K. Le Guin (1929-2018) tüm zamanların en önemli bilimkurgu/fantezi yazarlarından biri hatta kendi jenerasyonunun tartışmasız en iyisi. Feminist bakış açısıyla yaklaştığı toplumsal cinsiyet çalışmaları Le Guin’in fokuslandığı alan.
Lavinia romanında Le Guin, bronz çağı İtalya’sının belirsiz dünyasını, hissedilebilen ve tadına bakılabilen, kahinlerin ve tanrıların etkisinin açıkça hissedildiği, insanların doğa güçleriyle tam uyum içinde yaşadığı bir yer olarak oluşturmuş. Yazarın Romalıların günlük yaşamı ve dini inançları hakkında çok fazla araştırma yaptığı ve onların dünyasına dair çok inandırıcı bir vizyon yarattığı açık. Anlatımı biraz yavaş ama bir peri masalının büyüleyici atmosferini yaratabilmiş.
Lavinia’nın Albunea ormanlarında şair Vergilius’un gölgesiyle buluşmasını kurgulayan Le Guin, kimin varlığının daha ‘gerçek’ olduğunu da gündeme getiriyor; ölü erkek şair mi, anlatıyı aktaran kadın karakter mi. Önemli bir diğer amaç ise Lavinia’nın “sesini yükseltmek”, hikayenin kadın tarafını anlatmak, erkek kahramanlık destanına müdahale etmek.
Lavinia etrafındakileri iyi analiz eden, yoğun düşünen bir anlatıcı. Sesi sakin ve hatta soğuk, hikaye boyunca kendinden emin bir şekilde akıyor. Lavinia’nın sesi, kendisiyle barışık ve etrafındakilerin iyiliğine kendini adamış bir kadının sesi. Le Guin’in seçtiği anlatım biçimi lirik değil. Lavinia, nostaljik, ağıtlı tona sahip pastoral bir roman. Anlatı kırsal, doğaya yakın, asla diyarına ya da imparatorlukların ve erkek gücünün kontrolden çıktığı bir dünyaya yönelik değil. Le Guin şiirin ilahi mekanizmasını ortadan kaldırıyor, Vergilius burada hayalet gibi olmaktan çok edebi bir ruh. Ataerkil toplumun sunduğu ve kabul gören eril dili reddeden Ursula K. Le Guin, Lavinia’yı destandan çıkarıp alıyor, sesini veriyor, sözünü söyletiyor.
Nil Saydan
