Her yıl 10-16 Mayıs tarihleri arasında tüm dünyada kutlanan Engelliler Haftası, toplum olarak farkındalığımızı artırmak, engelli bireylerin hayatına dokunmak ve onların yaşadığı zorlukları anlayabilmek adına büyük bir fırsattır. Bu hafta empati kurma, birlikte çözüm üretme zamanıdır. Gerçek engel bedenlerde değil, anlayışsızlıkta, duyarsızlıkta ve sevgisizliktedir.
Her birey bir engelli adayıdır, diyerek empati gücünü artırmaya çalışıyoruz. Başımıza gelmeden bir şeyleri anlamamız mümkün oluyor mu?
Engelli ifadesi kullanıldığında aklımıza gelen, kişinin görünen bir engelinin olmasıdır. Görmemesi, konuşamaması, vücudunda bir uzvunun eksik olması ya da kullanamayacağı durumda olması kişiyi engelli olarak düşünmemizi sağlıyor.
Aslında engelli olmak demek bedenimizde görünmeyen hastalıkların ya da görünenlerin bizi yaşam içinde ne kadar engellediğidir. Sizin çok sağlıklı gördüğünüz bir bireyin aslında böbrek yetmezliği olabilir ve hayatın içinde yer almasını kısıtlıyordur. Buna benzer birçok hastalık kişinin günlük hayatını etkileyebilir. Bu sebeple engelli olarak anılan her bireyin yaşamda neleri eksik yaşadığını düşünmek gerekli.
Doğduğum günden beri benimle var olan kalp hastalığım artık yaşamın içindeki hareketlerimi kısıtlamaya başladı. Bir kişi iki ya da üç katı merdivenle çıkıp yorulurken ben daha onuncu basamağa gelmeden nefes almakta zorlanıyorum. Hastalığımın bana biçtiği kısıtlamalarını yaşıyorum. Hayatın içinde ilk bakışta göremediğiniz birçok engelli insan var. Ve bu insanların yaşadığı zorluklar var. Bunları sıralarsak;
1. Fiziksel Erişilebilirlik Sorunları
Engelli bireyler için fiziksel ortamların yetersizliği, bağımsız hareket etmelerini ve toplumsal yaşama katılmalarını büyük ölçüde sınırlamaktadır. Türkiye’deki kamu binalarının %70’inden fazlası hâlâ erişilebilirlik standartlarına uygun değildir1. Rampa, asansör, düşük kaldırım, sesli yönlendirme gibi düzenlemelerin eksikliği, özellikle ortopedik ve görme engelli bireyler için günlük yaşamı zorlaştırmaktadır(1).
2. Eğitimde Eşitsizlik
Eğitim, engelli bireylerin toplumsal hayata katılımında belirleyici bir rol oynar. Ancak Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2021 yılı verilerine göre, engelli bireylerin %40’ı ilkokuldan ileriye gidememektedir(2). Okullarda fiziksel engellerin yanında, özel eğitim materyallerinin yetersizliği, uzman eğitmen eksikliği ve sosyal dışlanma gibi etmenler de eğitime erişimi sınırlandırmaktadır.
3. İstihdamda Karşılaşılan Zorluklar
İşgücü piyasasında engelli bireylerin yer alma oranı oldukça düşüktür. TÜİK verilerine göre, engelli bireylerin sadece %22’si istihdam edilmektedir(2). Bu durumun temel nedenleri arasında işverenlerin önyargıları, iş yerlerinin erişilebilir olmaması ve iş tanımlarının engelli bireylere göre uyarlanmamış olması yer almaktadır. Ayrıca, birçok iş yerinde engelli kotası olmasına rağmen, bu kota doldurulmamaktadır.
4. Sağlık Hizmetlerine Ulaşımda Yaşanan Engeller
Engelli bireylerin sağlık hizmetlerinden yararlanma sürecinde de çeşitli güçlükler mevcuttur. Randevu alma sistemleri, ulaşım engelleri ve sağlık kurumlarının fiziksel yapısı bu bireyler için dezavantaj yaratmaktadır. Özellikle kırsal bölgelerde uzman sağlık personeline ulaşmak daha da zorlaşmaktadır(3).
5. Toplumsal Önyargı ve Sosyal Dışlanma
Engelli bireyler, yalnızca fiziksel değil; psikolojik ve toplumsal engellerle de karşılaşmaktadır. Toplumda hâlâ yaygın olan “yardıma muhtaç” ya da “aciz” algısı, engelli bireylerin sosyal hayata katılımını kısıtlamakta ve onları yalnızlaştırmaktadır. Bu durum, zamanla özgüven kaybına ve depresyona yol açabilmektedir(4).
Engelli bireyler, toplumun ayrılmaz bir parçası olmalarına rağmen, çoğu zaman hayatın dışında bırakılıyorlar. Göz ardı ediliyor, yok sayılıyor ya da yalnızca “yardım edilmesi gereken” kişiler olarak görülüyorlar. Oysa onların asıl ihtiyacı, acınmak değil; eşit görülmek. Ne yazık ki toplumun büyük bir kısmı, engelli bireyleri “öteki” olarak konumlandırıyor. Bu durum, fiziksel engellerden daha acı veren bir ruhsal yalnızlığa sebep oluyor.
Bazı insanlar onları konuşmaya değer bulmaz, bazıları ise varlıklarını rahatsız edici görür. İş yerlerinde tercih edilmezler, sosyal hayatta dışlanırlar, okullarda bile tam anlamıyla kabul görmezler. Onlara acıyan gözlerle bakanlar, aslında fark etmeden bir duvar örerler. Ve bu duvar, sandığımızdan çok daha yıkıcıdır.
Ötekileştirme, sadece fiziksel ayrımcılıkla sınırlı değildir. Dilde, davranışta, hatta mimiklerde bile kendini belli eder. “Yapamaz”, “anlamaz”, “zaten engelli” gibi ifadeler, engelli bireyleri toplumsal hayattan uzaklaştıran cümlelerdir. Oysa bu bireyler de öğretmen olabilir, sanatçı olabilir, sporcu olabilir. Engelleri aşmanın ön koşulu, öncelikle onları eşit bireyler olarak görmekle başlar.
Engellilik, bir eksiklik değil; farklılıktır. Ötekileştirme yerine biz olmayı, dışlama yerine dayanışmayı seçersek hepimizin yaşamı daha anlamlı hale gelir.
Zeynep Pınarbaşı

Kaynakça:
1- T.C. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı. (2022). Engelli Hakları İzleme ve Değerlendirme Raporu. https://www.aile.gov.tr
2- Türkiye İstatistik Kurumu. (2021). Engelli Bireyler İstatistikleri. https://www.tuik.gov.tr
3- Birleşmiş Milletler. (2006). Engelli Hakları Sözleşmesi. https://www.un.org/disabilities/
4- Engelsiz Yaşam Vakfı. (2023). Engellilikte Psikososyal Etkiler ve Toplumsal Algılar. https://www.engelsizyasamvakfi.org.tr