Tekrarlardan ibaret hayatıma bedenimi iteklemek için kirpiklerimi araladığımda karşımdaydı, kımıltısız, sessiz. Annem babam hayatta olsa çığlığı basardım. Gözlerimi kapayıp açtım, duvardan aşağı kayıp gitmişti.
Grok; parlak bir kömür kadar siyah, 2 cm çapında örümceklerin benim ülkemde yaşamadığını söyledi. Bu durumda evi didik didik etmek ya da ilaçlatmak gerekmez, rahatlıyorum. Hem yaşasa bile zehirli değilmiş. Yine de görür görmez onu öldürmediğime pişman oluyorum.
Duvardaki tırnak izlerini örümceğe benzetmiş de olabilirim. Küçük kızımın canı sıkıldıkça hırpaladığı duvarlardan biri en nihayetinde. Mavi boyalar çizik içinde yer yer dökülen mavilerin altındaki sıvalar kanırtılmış; ince, düzensiz, siyah helezonlara dönüşmüş. Fakat gözlerimi açtığımda soluk bile almadan kımıltısız hali capcanlı duruyor, zihnimde. Kalbim hop etmişti, o kısacık anda.
Sonraki günlerde hiç unutmadım. Var olma olasılığı ürpertici, yokluğu daha fena.
Sevdiğim herkese anlattım o sabahı, var olmasını dilediler, yokluğu daha fenaymış. Kimisi korkmayım diye “rüya görmüşsündür,” dedi. Rüyalarımın çoğu çıkar. Öyleyse bir şeyin habercisi bu kömür karası zenci parlaklığındaki örümcek.
Artık adını bile koydum; zenci. Çünkü Grok’un demesi ana vatanı Afrika’ymış. Oradan geldi belki orkide topraklarıyla, olaydan bir gün önce saksıları değiştirmiştim şimdi tomurcuklarla dolu. Pembe, mor, beyaz açacaklar, renk cümbüşü başlayacak. Kızım talan etmesin diye sıraladığım kitaplığın üstünden selamlaşıyoruz onlarla, her sabah. Keyifler yerinde mi? diye soruyorum.
Zenciyi unutmuyorum ama hakkında pek konuşmuyorum da. Sevdiklerim istemiyor ondan bahsetmemi. Şizofreniyi soruyorum Grok “soya çekim,” diyor. Annem babam hayatta olsa öğrenirdim.
Zaten fazla vakit bulamıyorum eskisi gibi aylak düşüncelere, sevdiklerimle sohbetlere, her akşam çıkıyorum sokaklara, evde minik kızım yalnız, mamasını kaplara koyuyorum gerisi ona kalmış halleder, tasalanmıyorum çok iştahlı olmasa sorun ederdim tabii ki. Yakalasa zenciyi bile yer.
Her akşam gitmesen biraz dinlensen, kimyasal sonuçta, zararlı, diyorlar. Gözü çıkanları, kolu bacağı kırılanları, astım krizinden hastaneye kaldırılanları anlatıyorlar, korkma diyorlar, kime? Sanki kendilerine, der gibiler. Benim için endişeleniyorlar sevdiklerim. Her akşam soluyorsun kimyasallar zararlı, kafa yapar, diyorlar, gülerek olayı hafife almış gibi yaparak. Korkmasınlar diye; ben hiç zihin bulanıklığı yaşamıyorum ki, başka konularda gayet netim, diyorum. Bir tek zenci var mı yok mu? Ara sıra düşünüyorum, emin olamıyorum, yokluğu daha fena.
Afrika’dan gelmiştir belki de biz Afrika olmuşuzdur. Gözden çıkarılan, kaderine terk edilen, dünyanın umursamadığı, o kadar zenginliğin üstünde oturduğu halde sefaletten müzdarip Afrika’yızdır. Onu bile olamayız, diyorlar, bizde ne gezer o madenler. Kömür madenlerimizi düşünüyorum, parlak siyah. Aklıma başka gelmiyor. Sahi neyimiz var bizim, sevgili ülkem? Ama bu kez farklı gibi; bana benzeyenler var gibi.
Her akşam dışarıda olmak, kalabalığa karışmak iyi geliyor. Köklenemeyeceklerini çok iyi biliyorum ama incecik sızıyorlar yüreğime, inanmak, güvenmek gibi insani duygular. İzin veriyorum, bir süreliğine. Çünkü sabahları uyanmak böyle kolaylaşıyor. Bir süreliğine neşeli seslere karışıyorum, sokaklarda çınlıyoruz.
Zıpla
Zıpla
Zıplıyorum ve ilerliyorum. Zıplayalım mı küçük zenci? Zıplayarak ilerliyorum.
Zıpla
Zıpla
İlerliyoruz, bana benzeyenlerle birlikteyiz, zıplıyoruz. Yolumuzun üstündeki alt geçite giriyoruz. Akustik çok iyiymiş burada, bağırmaktan ve zıplamaktan keyif alarak ilerliyorum. O da öyle kayıvermiştir duvardan aşağı, ben gözlerimi açıp kapayıncaya kadar. Aksi halde fena, daha fena. Kulaklarım sağır oluyor seslerden, benimki de karışıyor aralarına, hep bir ağızdan tek ve gür bir ses olup hep beraber çınlıyoruz alt geçitte. Birden zenciyi görüyorum, onu, onları ne kadar çoklar, annem babam hayatta olsa çığlığı basardım. Kol kola girmiş, yan yana dizilmişler karşımızda. Gerçek olmamasını diliyorum bu kez, aksi daha fena, yaklaşıyor ve yüzümün ortasına böcek ilacı sıkıyor zencilerden biri, ama ama ben sıkacaktım size diyorum. Gözlerimi açıp kapatıyorum, hep oradalar.
Ayşenur Baran

İnsanın bedenden , onun ihtiyaçlarından ibaret olmadığını hatırlatan zencilerimiz elbette var ruhlarımızın kara deliklerinde … İnsan olmak kolay mı ? Kolay diyebilecek varsa şapka çıkarmak lazım 🤗