Dünyanın hali gelişmiş ülkeleri korkutmuş olmalı ki bu çılgın tüketim ve savurganlığa karşı hükümetleri, sanayicileri ve STK’ları uyarmak, gelişme adına yaratılan kirliliğe karşı doğanın korunması ile ilgili bir şeyler yapma gereksinimi duymuşlar. 05 Haziran 1972 yılında İsveç’in Stockholm kentinde düzenlenen Birleşmiş Milletler Çevre Konferansında 5 Haziran günü Dünya Çevre Günü olarak kabul ediliyor. Bu karar doğrultusunda Birleşmiş Milletler çevre programının önderliğinde her yıl üye devletlerin katılımıyla öncelikli temalar belirlenerek bu temalar çerçevesinde çalışmalar yapılıyor. Örneğin 2007 yılında toplantı Kuzey Kutbunda Norveç’in Tromso şehrinde yapılmış ve o yılki tema ‘Eriyen Buzullar Sıcak Bir Konu Mu?’ olarak belirlenmiş. 2016 yılında ise Angola’nın ev sahipliğinde yapılan toplantıda ana tema ‘Hayat Boyu Vahşi Ol’. 1996 yılındaki toplantı ise İstanbul’da yapılmış. Teması ise ‘Dünyamız Yaşam Alanımız Evimiz’ olmuş.  Son olarak 2025 yılının yani bu yılın teması ‘Plastik Kirliliğinin Sonlandırılması’ olarak seçilmiş. Ev sahibi Güney Kore.

Konu çevre olunca Kyoto İklim Anlaşması ile Paris İklim Anlaşması’ndan söz etmeden geçmek olmaz. Paris İklim Anlaşması, temel olarak Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ne dayanıyor ve Kyoto Protokolü’nün sona erme tarihi olan 2020 sonrası iklim değişikliği rejimini düzenlemeyi ve iklim değişikliği tehlikesine karşı küresel sosyoekonomik dayanıklılığın güçlendirilmesini hedefliyor. Paris İklim Anlaşması’nın uzun dönemli hedefi, endüstriyelleşme öncesi döneme kıyasen küresel sıcaklık artışının 2°C’nin olabildiğince altında (mümkünse 1.5 derece seviyesinde) tutulması. Bu hedef fosil yakıt (petrol, kömür) kullanımının tedricen azaltılarak, yenilenebilir enerjiye yönelinmesini gerektirmekte. Paris İklim Anlaşması’nın hedefi bu şekilde belirlenmiş olsa da, ne yazık ki başta gelişmiş ülkeler olmak üzere bu hedeflere uyulmamakta, kar hırsı ve doğanın sömürüsü son hız devam etmekte. İşte tüm bu konularda farkındalık yaratmak adına harekete geçen Greta Thunberg, 2018 yılında, tüm dünyada yankı bulan ‘Fridays For Future’ (Gelecek İçin Cuma Hareketi) hareketini başlattı. Hareket Türkiye dahil tüm dünyaya yayıldı. Milyonlarca çocuk kendi ülkelerinde iklim için okul grevi başlattı. Thunberg, Stockholm, Helsinki, Brüksel ve Londra’daki iklim mitinglerinde konuştu. Aralık 2018’de Polonya’nın Katowice kentinde düzenlenen Birleşmiş Milletler COP24’e katıldı ve burada Genel Sekretere hitap etti ve viral hale gelen ve dünya çapında milyonlarca kez paylaşılan bir genel kurul konuşması yaptı. Ocak 2019’da Davos’taki Dünya Ekonomik Forumu’na davet edildi ve konuşmaları yine dünya çapında bir etki yarattı. 2018 yılında başlayan bu hareketin en önemli taleplerinden birisi, küresel ısınmanın Paris İklim Anlaşması’nda belirlenen iki derecelik hedeften daha az olacak şekilde sınırlanması için gereken önlemlerin bir an önce alınması.

Rize Salaçur Deresi

Gerek uluslararası düzenlemeler gerekse ulusal düzenlemelerle çevre hakkı insan hakkı olarak benimsenmiştir.  Nitekim BM Stockholm Bildirisine göre, ‘Özgürlük, eşitlik ve kaliteli bir çevrede onurlu ve yeterli yaşam şartları sağlanmış olarak yaşamak insanların temel haklarıdır.’’  Yine çevre ve sanayi sağlığının her bakımdan iyileştirilmesi ve salgın hastalıkların önlenmesi, tedavisi, kontrolü BM Çevre Hakkı Komisyonu’na üye olan ülkeleri yükümlü kılmıştır. Bu çerçevede ‘Anayasamızın 56. Maddesindeki ‘Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir’ ifadesiyle çevre hakkı anayasal bir hak olarak tanımlanmıştır. Aynı maddenin ikinci fıkrasında, ‘Çevreyi geliştirmenin çevre sağlığını korumanın ve çevre kirlenmesini önlemenin devletin ve vatandaşların ödevi’ olduğu ifade edilmiştir.  Dolayısıyla insanın bireysel çabasının, doğaya saygısının ve yaşamında bu farkındalık içinde tutum almasının öneminin yanı sıra aynı zamanda tüm bu konular bireyin ve devletin anayasadan kaynaklanan yükümlülükleri olarak da düzenlenmiştir.

Ancak uluslararası ve ulusal tüm düzenlemelere karşı uygulamada maalesef kapitalist sistemin kar hırsı ve doğayı kendine sermaye olarak görmesi nedeniyle alınan kararlar karşılık bulamamakta, bu da hem dünyada hem ülkemizde çevre aktivistlerini harekete geçirmektedir. Yukarıda sözünü ettiğimiz Friday For Future Hareketi gibi çeşitli çevre eylemlerinden söz etmek mümkün. Örneğin kimi çevre aktivistleri nehirlerine tüzel kişilik vererek onları korumaya çalışıyor.  2021 yılı başlarında Kanada için bir ilk olarak Magpie Nehri’ne yerel yetkililer tarafından tüzel kişilik verilmiş. Akma hakkı, kirlilikten korunma hakkı ve dava açma hakkı da dahil olmak üzere dokuz hak verilmiş. Magpie dünya çapında canlı varlık olarak tanınan artan sayıdaki nehirlerden sadece birisi. 2018’de de Colombia Yüksek Mahkemesi dünyanın en büyük nehri Amazon’a yasal haklar vermiş. Bu kazanımlarla gelişen doğa hakları hareketi yerel, ulusal ve uluslararası yetkilileri göklerden dağlara kadar doğal özellikleri yasa ile tanımaya, onlara tüzel kişilik veya bağımsız gelişme hakkı vermeye zorluyor.  Türkiye’de de ekoloji örgütleri yakın zamanda TBMM’ni nehirlerin hak sahibi varlıklar olarak tanınacağı önergeyi yasallaştırmaya davet etti. Nehirlerin korunması için onlara tüzel kişilik verilmesi ilk bakışta olumlu bir adım gibi görünse de aslında ‘insan’ merkezli bir bakışın sonucudur.  Oysaki birçok yerli insan doğanın insanla eşit bir varlık olduğu kadim bilgisindedir. Her bitki ve hayvanın bir yaşamı bir ruhu vardır. Birey olarak tanınmayı hak ederler. Kendilerini savunamayan canlıların var ve bu canlılar sayesinde havamız suyumuz hayatımız var oluyor. Tam da burada sormak gerekir. Acaba öncelikle değiştirmemiz gereken şey bakış açımız mıdır?

Validebağ Korusu Anıt Sakız Ağacı

Tüm bu ilgi çekici ve yaratıcı çevre eylemlerine ve hukuksal mücadeleye rağmen dünyada olduğu gibi, ülkemizde de çevrenin talanı olanca hızıyla devam etmekte olup, çevre aktivistleri neredeyse her gün yeni bir ihlalle karşılaşmakta. Doğu Karadeniz’de Fırtına Havzası koruma statüsünün düşürülmemesi ve HES’lere ve madenlere karşı durmak için yaşam savunucuları mahkemelerde ve yaşam alanlarında toprağıyla, taşıyla, ormanıyla, deresiyle, çiçeğiyle, yaban hayatıyla direnişini sürdürürken, Çanakkale Kaz Dağları Ekoloji Platformu da Çanakkale’nin tek içme suyu kaynağı Atikhisar Barajı’nı Koza Madenciliğe karşı korumak için hukuki süreci yürütmekte. İstanbul Anadolu Yakası’nın en büyük ikinci yeşil alan olan Validebağ Korusu yıllardır birinci dereceden doğal tarihi SİT Alanı olma özelliğini korumak için çılgın rant projelerine direnme mücadelesi verdi.  Validebağ Gönüllüleri ile Validebağ Savunması’nın havza halkı ile hep beraber yürüttüğü mücadele sonucunda, Validebağ Korusu  ‘Koru’ olarak yaşamaya devam ediyor.

Ülkemizde ve dünyada çevre hakkı mücadelesinde can kayıpları da yaşandı ne yazık ki. Gazete Oksijen’deki 2022 tarihli bir habere göre, son 10 yılda ikisi Türk 1733 çevre aktivisti öldürüldü.  En son, Artvin Hopa’da ranta karşı ormanı korumak için mücadele eden Reşit Kibar da yaşamını yitirenlerden birisi.

İklim krizinin etkileri son yıllarda çok çarpıcı bir şekilde daha da görünür oldu ve bu gidişat çok endişe verici bir hal aldı. Birkaç örnek vermek gerekirse; 2020 de iklim şartları 30 milyon insanı evlerini terk etmeye zorlamış. Bu sayı savaş ve şiddet nedeniyle yerinden edilenlerin yaklaşık üç katı. 2050 yılına gelindiğinde ise çevre krizi nedeniyle yerinden edilen insan sayısı 200 milyona kadar çıkabileceği tahmin ediliyor.

Sözün özü, İnsanın doğanın bir parçası olmaktan öte, doğanın hakimi olduğu ve her şeyin insan ihtiyaçlarını karşılamak için gerekirse talan edilebileceği inancı ve bu inancı içeren kapitalist sistem devam ettikçe, her gün çevre günü ilan edilse, onlarca anlaşma imzalansa da çevrenin talanı ancak yurttaşların çevre hakkına sahip çıkması yani çevre mücadelesi ile durdurulabilir.

O nedenle 5 Haziran Dünya Çevre Günü yaşam hakkını koruyanların kutlayacakları bir gün. Bu koşullarda mücadele günü. O zaman sözümüzü, bu saldırgan kâr merkezli sermayenin ve onun temsilcisi siyasi iradenin karşısında yurttaşlar olarak anayasal haklarımızı, börtü böceğin, okyanusun, denizin, derelerin, toprağın, suyun, ağaçların, gökyüzünün, kedilerin, köpeklerin, cümle canların haklarını yedirmeyeceğiz. Doğayı korurken yaşamını yitirenleri saygıyla ve minnetle anarak

Kazdağları’ndan

Cerrattepe’ye

Akbelen’den

Dereli’ye

Ormanların sisiyim,

Hayvanların sesiyim

diyerek ve hatta  çok efkarlanırsak, Sait Faik’le selam ederek bitirelim.

‘‘İçime ağlamak geldi, gülmek istedim; tutturdum bir memleket havası, ah anam dedim, dünya güzelmiş be!’’

Validebağ Korusu
Erik Kırlangıçkuyruk Kelebeği , Validebağ Korusu
Korunun sözü olsun

SEMRA CEBECİOĞLU