Magna Carta’dan Sened-i İttifak’a Uzanan Yolun Kısa Tarihi
Magna Carta, Latince’de “büyük sözleşme” anlamına gelir ve tarihin kırılma noktalarından biri olarak kabul edilir. Hukukun, kralın arzularından daha üstün olduğunu ilan eden ve bir hükümdarın kendi yetkilerinden feragat ettiği bu metin, insanlık tarihinde ilk anayasal belge olarak görülür.
İngiltere Kralı Yurtsuz John’un sınırsız yetkilerinden vazgeçmek zorunda kaldığı bu metin, yalnızca İngiltere tarihinin değil, dünya hukuk sistemlerinin de yönünü değiştirmiştir. Bu yazıda iki temel belgeye odaklanacağız:
- 1215 yılında İngiltere’de baronlar tarafından krala dayatılan Magna Carta,
- 1808 yılında Osmanlı’da ayanlarla padişah arasında yapılan Sened-i İttifak.
Bu belgelerin her ikisi de kralların ya da padişahların keyfi yetkilerini sınırlama çabasının ürünüdür. Hukuk devleti, meşruiyet, halk iradesi ve özgürlük mücadelesi açısından dönüm noktası sayılan bu metinleri, hem tarihî bağlamları içinde ele alacak, hem de günümüzle karşılaştırmalı bir okuma yapacağız.
İLK ÜÇ SORU
Yola üç temel soruyla çıkalım:
- Magna Carta ne zaman ve neden imzalandı?
→ 15 Haziran 1215’te, baronların isyanı üzerine, İngiltere Kralı John tarafından imzalandı. Kralın Fransa’daki başarısız savaşlarının faturasını baronlara kesmesi üzerine başlayan bu kriz, 25 baronun bir araya gelip kralı belgeyi imzalamaya zorlamasıyla sonuçlandı.
- Bugün hâlâ yürürlükte olan Magna Carta yasaları var mı?
→ Evet. Özellikle üç madde önemini korur: İngiliz kilisesinin özgürlüğü, şehirlerin kendi yönetim hakkı ve en önemlisi adalet ilkesidir: Suçsuz biri yargılanmadan tutuklanamaz, hapse atılamaz ya da mallarına el konulamaz.
- Magna Carta’nın önemi nedir?
→ Mutlak kraliyet gücüne karşı ilk hukukî karşı duruş olmasıdır. Bu belgeyle, kralın yetkileri sınırlanmış, lordlar kamarasıyla birlikte karar alma süreci başlamıştır. Rönesans’ın, anayasal düzenin ve hatta modern demokrasilerin ilk ışığını taşır.
I. MAGNA CARTA’NIN DOĞUŞU: KRALIN GERİ ADIMI
Magna Carta’ya giden süreç aslında 1066’daki Norman istilasıyla başlar. Norman Dükü William’ın Manş Denizi’ni aşarak İngiltere’yi ele geçirmesiyle birlikte feodal düzen İngiltere’ye taşınır. William, kuzey dışındaki toprakları sadık lordlarına dağıtırken onlardan sadakat yemini alır. Bu düzen zamanla adanın yerli halkı Anglo-Saksonlarla Normanları karıştırır. Ancak William’ın büyük büyük torunu olan Kral John döneminde ortaya çıkan çöküş, Magna Carta’yı doğuracaktır.
1199’da tahta çıkan Kral Yurtsuz John, ağabeyi Aslan Yürekli Richard’ın ölümünden sonra tahta geçmiştir. Ancak yönetim anlayışı halkı, baronları ve kiliseyi kendisine düşman etmiştir. Kurnaz, açgözlü, egoist ve savaşlarda beceriksiz olan bu kral; Fransa’daki başarısız savaşlar sonrası baronlara ağır vergiler salmış, kilisenin işlerine müdahale etmiş, din adamlarının seçimlerinde taraf olmuştur. Papa II. Innocent ile olan kavgası aforoz edilmesine yol açmış, baronların tepkisi ise kaçınılmaz hale gelmiştir.
1214’te Fransa’da aldığı ağır yenilginin ardından ülkeye döndüğünde, baronlar artık açık isyan halindeydi. 17 Mayıs 1215’te Londra’ya yürüyüp şehri işgal ettiler. Şehir halkı da bu harekete büyük destek verdi. Sonuçta kral, 15 Haziran 1215’te baronların hazırladığı belgeyi istemese de imzalamak zorunda kaldı. Belki de imzalamadı; sadece mühür bastı. Yine de bu olay, tarihte bir ilk olarak yerini aldı: Kral ilk kez kendi yetkilerini sınırlandırmayı kabul etti.
Magna Carta, Canterbury Başpiskoposu Stephen Langhton tarafından Latince yazılmış ve ancak 300 yıl sonra İngilizceye çevrilmiştir. Aynı İncil gibi, halkın değil; kilise, derebeylik ve kral arasındaki güç ilişkilerini düzenlemeye yönelik bir metindir. “Magna” büyük, “Carta” papirüs anlamındadır. Literatürdeki adıyla: Magna Carta Libertatum, yani “Büyük Özgürlük Fermanı”.
II. BİR METNİN ARDINDAKİ DEVRİM: ETKİLERİ ve YAYILMASI
Magna Carta toplam 63 maddeden oluşuyordu. Ancak bugüne sadece dört kopyası ulaşabilmiştir. İkisi British Museum’da, biri Lincoln Kalesi’nde, diğeri Salisbury Katedrali’ndedir ve halkın ziyaretine açıktır. Orijinal metin kayıptır.
Fermanın içerdiği maddeler beş başlık altında toplanabilir:
- Kiliseyi, şehirlileri ve çeşitli sosyal grupları ilgilendiren haklar,
- Feodal düzende haksızlıkların giderilmesine dair düzenlemeler,
- Adalet sistemine ilişkin ilkeler,
- İdari bozuklukların önlenmesi,
- Yürürlük ve geçerlilik maddeleri.
En temel ve bugün hâlâ geçerli olan üç madde:
- 1. Madde: İngiliz Kilisesi özgürdür; kendi piskoposlarını kendisi seçer.
- 38. Madde: Şehir yönetimine kral müdahale edemez; vergiler yerelce belirlenir.
- 39. Madde: Adil yargılama ilkesi. Bir insan yasal karar olmadan tutuklanamaz, hapse atılamaz, malına el konulamaz, sürgün edilemez.
İşte bu maddeler, yalnızca o dönemin değil, sonraki yüzyılların da temel hukuk ve özgürlük ilkelerini şekillendirdi. Adaletin geciktirilemeyeceği, suç-ceza orantısı gibi ilkeler bu belgede yer aldı. 1381’deki büyük köylü isyanı, bu belgede yer alan hakların genişletilmesine yönelikti. 1688’de anayasal monarşi kuruldu; 1689’da ise İngiliz Haklar Bildirgesi çıkarıldı ve kralın yetkileri parlamento ile paylaşılır hale geldi.
Bu özgürlük ateşi önce 1787’de Amerika’ya sıçradı; İngiliz göçmenlerin yanlarında getirdiği Magna Carta ilkeleri Mayflower Sözleşmesi’ne, oradan da 1776’daki Bağımsızlık Bildirgesi’ne ilham verdi. 1789 Fransız Devrimi’nin de temel taşlarından biri yine bu belgeydi. Eleanor Roosevelt’in hazırladığı 1948 tarihli İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, “Bütün Halkların Magna Carta’sı” olarak anıldı.
Peki ya bizde? Osmanlı toprakları bu ateşle ne zaman tanıştı?
III. SENED-İ İTTİFAK: PADİŞAHIN GERİ ADIMI
Osmanlı İmparatorluğu’nda demokratikleşme hareketleri resmî olarak 1808’deki Sened-i İttifak ile başlar. Bu belge, her ne kadar kısa ömürlü olsa da, Osmanlı’da padişahın yetkilerinin sınırlandığı ilk yazılı girişim olarak tarihe geçmiştir. Ancak bu girişim, İngiltere’deki Magna Carta’dan yaklaşık 600 yıl sonra ve çok farklı bir siyasi atmosferde gerçekleşmiştir.
Osmanlı’da Merkezî Otoritenin Zayıflaması
III. Selim’in reformları bir saray darbesiyle sona ermiş, Kabakçı Mustafa isyanı sonucu tahttan indirilmişti. Yerine geçen IV. Mustafa ise etkisizdi. Bu ortamda sahneye çıkan Alemdar Mustafa Paşa, on bin askeriyle İstanbul’a geldi, IV. Mustafa’yı tahttan indirip II. Mahmut’u tahta geçirdi ve sadrazam oldu.
Ancak devlet artık merkezden yönetilemiyordu. Anadolu ve Rumeli’de ayanlar, yani bölgesel güç odakları fiilen bağımsızlaşmıştı. Yanya’da Tepedelenli Ali Paşa, İşkodra’da Kara Mahmut Paşa, Mısır’da Kavalalı Mehmet Ali Paşa, Rumeli’de Serezli İsmail Paşa gibi güçlü ayanlar, kendi bölgelerinde adeta devletçikler kurmuşlardı.
Alemdar, bu dağınıklığı kontrol altına almak için ayanlarla bir güç birliği yapmak zorunda kaldı. Amacı, ayanları merkezi otoriteye bağlayarak hem yeniçeri tehlikesini dengelemek hem de devletin otoritesini yeniden tesis etmekti.
1808’de Toplanan Güçler ve Belgenin İmzalanması
Alemdar, 29 Eylül 1808’de Rumeli ve Anadolu ayanlarını İstanbul’a davet etti. Bu toplantıya bazı güçlü ayanlar gelmedi (örneğin Tepedelenli Ali Paşa), gelenlerin bir kısmı da belgeyi imzalamadan geri döndü. Ancak yine de belge, vezirler, üst düzey yöneticiler, askerî ocak temsilcileri ve ayanlar tarafından imzalandı. Padişah II. Mahmut da belgeyi onayladı.
Belge içerik olarak, padişahın yetkilerinin bazı alanlarda kısıtlandığını ilan ediyor, ayanların sadakatini güçlendiriyor ve merkezi iktidarın taşradaki kontrolünü yeniden kurmayı hedefliyordu.
Sened-i İttifak’ın İçeriği ve Niteliği
Belge, bazı anayasal nitelikler taşımakla birlikte bir halk hareketi değil, bir iktidar içi mutabakattı. Ayanların talepleri doğrultusunda ortaya çıkmıştı. Osmanlı tarihindeki ilk anayasal belge sayılmasına rağmen, halkın hiçbir katılımı yoktu. Magna Carta’da olduğu gibi, bu da yukarıdan aşağıya bir dayatma ve denge belgesiydi.
Öne çıkan hükümler şunlardı:
- Padişahın yetkileri ilk kez yazılı olarak sınırlandırılmıştı.
- Ayanlara, padişah haksızlık ederse isyan hakkı tanınmıştı.
- Yasama ve yürütme birbirinden ayrılmıştı.
- Vergi ve asker toplamada, ayanlar yetkili kılınmış, ancak bu alanlarda aşırılığa kaçmamaları şart koşulmuştu.
- İstanbul’da çıkabilecek bir isyanda, ayanların padişah izni beklemeden müdahale edebileceği belirtilmişti.
Ancak bu düzen fazla uzun sürmedi. Alemdar, kısa süre sonra bir Yeniçeri isyanında öldürüldü. II. Mahmut, Alemdar’ın ölümünü fırsat bilerek belgeyi ve onu imzalayan ayanları etkisizleştirdi. Sened-i İttifak yalnızca 7–8 ay yürürlükte kaldı ve uygulanamadan ortadan kalktı.
IV. BENZERLİKLER, FARKLAR VE TARİHİN AĞIRLIĞI
Magna Carta ile Sened-i İttifak arasında bazı dikkat çekici benzerlikler olduğu kadar derin farklar da bulunmaktadır.
Benzerlikler:
- Her iki belge de mutlak güce karşı sınırlama getirmeyi amaçlar.
- Vergilerin keyfî biçimde konmasına karşı bir direnç vardır.
- Hukuk devleti fikrinin tohumları bu metinlerde atılır.
- İktidarın toplumun farklı sınıflarıyla paylaşılması fikri ilk kez ortaya çıkar.
Farklar:
- Magna Carta, kurumsal olarak meclise ve anayasaya evrilmişken; Sened-i İttifak uygulanmadan tarihten silinmiştir.
- İngiltere’de 1689’da anayasal monarşi kurulurken, Osmanlı’da meşruti monarşiye geçiş 1876’dadır.
- Magna Carta 800 yıl boyunca etkisini sürdürürken, Sened-i İttifak kısa ömürlü bir denge metni olarak kalmıştır.
- En önemlisi: Magna Carta halk bilinciyle yaşamaya devam etmiştir. Osmanlı’da ise bu bilincin toplumsallaşması 19. yüzyıl sonunu bulur.
Bugün hukuk, demokrasi, halk katılımı ve insan hakları gibi kavramların ne kadar içselleştirildiğini tartışırken, Magna Carta’nın sadece baronlara değil bir halkın hukuk bilincine, Sened-i İttifak’ın ise yalnızca iktidar elitleri arasında kaldığı gerçeğine dikkat kesilmeliyiz.
İngiltere halkı, Magna Carta’yı sahiplendi. Biz ise Sened-i İttifak’ı unuttuk. Aradaki fark belki de yalnızca 600 yıl değil; hukukun halkla bağ kurup kurmaması meselesidir.
