Yan güverteden vapurun göğsüne başımı yasladım. Saçlarımın rüzgârda havalanan aralığından denizi, güneşi ve yaklaşan adayı seyrettim. Saçlarım bir perde gibi dünyayla aramda havalanırken, aklımda eve dönmemekten başka bir şey yoktu. Saçlarımı toplamadım, gözlerime sızan müphem dünyayı çırılçıplak görmek istemiyordum. İskeleden iner inmez bir sigara yaktım. Aslında vapuru uğurlamaktı isteğim ama güneşle birlikte batan vapura el sallamadım. Vedalaşmaların kalanı olmayı sevmezdim. Yine de deniz, ada ve ben yalnız bırakılmıştık sonunda. Adayı karşıma aldım. Sıcacık bir el gibi beni yola itiyordu güneş ışığı ardımdan. Bir adım attım. Ne zaman yol bir yokuşa çıksa içimde köpüren denizi dindiremiyordum. O elin beni ittiği sokağa attım kendimi. Pedal çeviren sevgililer, elindeki dondurmanın afili fotoğrafını çeken kızlar, Sezen’in begonvilleri, adalıların sessizce eve dönüşü, kedilerin bir veteriner önündeki akşam yemeği sofrası ve siyah kısa elbisemle ben sokaktaydık. Hepimiz, tazecik bir gençlik aşkı gibi sokağın kalbindeki boşluğu dolduruyorduk. Bense kalbimin boşluğuna dağılmış kırık parçalarını yapıştırıp bir şarap kadehi yapmak istiyordum. Ben yürüdükçe uzakta görünen bir ışığa çekildi bedenim. Yolun sonunda sarı, loş ışıklı bir restorana girdim. Sokaklar birbirine benzemeye başlayınca, yolun bittiğini anlayınca ben hep bir içeri arar kapılardan geçerdim. Şimdi de bilmediğim, hiç geçmediğim bir kapının eşiğindeydim. İçerdeki insanlar hep bir kalabalığın parçası, bir kahkahanın sesiydi. Rezervasyon defterindeki isim listesini görünce bir an geri dönmek istedim. Yaşamımın bir dakika sonrasını planlayamazken, insanların rezervasyonlu masalarındaki eğlenceleri canımı sıkmıştı. Etrafıma bakındım ve kapıdan geri dönecekken yanıma uzun boylu, bıyıklı, yakışıklı bir adam yaklaştı. 

“Rezervasyonsuz geldim, bir kadeh şarap içip kalkacağım.” Deyiverdim.
“Sizi bara alabiliriz” dedi.

“E peki ama benim hayatım bir bar masası mı?” diye soramıyordum. Ben de yürüdüm bıyıklının arkasından. Zaten sormaya da cevabını duymaya da lüzum yoktu. Benim hayatım hep bir bar masasıdır. Kısa diyaloglar, kesik bakışlar.
  Bir kâse yeşil zeytin rica ettim. Rosé şarap, yeşil zeytin ve ben, bar masasında ıssız bir adaya bırakılmış gibiydik. İnsan kalabalığına sırtımı vermiştim.  Yüzüm, yalnızca barmene ve şişelerin arasından yansıyan suratıma dönüktü. Son vapura kadar bir kadeh şarap içip kalkacaktım. Yavaşça kadehimdeki şarabı dalgalandırdım. Kokusu burnumun ucunu yakınca bir yudum aldım. Tadı güzeldi, ikinci kadehi düşünmeye başladım. İkinci kadeh, son vapuru kaçırırdı. Hem iki kadeh şarapla sarhoş olabilirdim. “Sarhoş olmak bir kez daha ayılmaktır” diye saçmalarım zaman zaman. “Ben ayılmak istemiyordum” diye de devam ederim söze. Bu sefer içimden saçmaladım. İnce Winston sigaramı yaktım, soluğumdan çıkan dumanı aynada seyrettim. Duman dağılınca da barmene çevirdim kafamı. Barmen kokteylleri incelikle hazırlıyordu, üzerindeki köpükler sönmeden masalara ulaşsın diye garsonlara seslendi. Gözleri, bir türlü gelmeyen garsonu telaşla izliyordu. Ben de onun telaşını izledim bir süre, sonra tuzlu zeytinleri ve kadehimde bitmekte olan şarabı. Son yudumu aldım ve bir kadeh daha rica ettim. “Sarhoş olmak bir kez daha ayılmaktır” diye saçma sapan cümleler kurmadım bu sefer. Barmen mavi, süslü bir kokteyl uzattı. “Bu da nereden çıktı canım?”  Demedim. Elimdeki bardağa usulca dokundum ve bir yudum aldım. Bu kokteyl vapura yetişme ihtimalimi sekteye uğratır mı diye düşünürken, barmen düşüncelerimi dağıttı. Müdavim miydim? Beni daha önce görmüş olabilir miydi? Nerede oturuyordum? Ne iş yapıyordum? Bu arada ismim neydi? Ve neden 22.30 vapura yetişmek için bu kadar acele ediyordum? Gece evime dönmek zorunda mıydım?”  Hepsine cevap verdim ama son sorular beni güldürmüştü.
“Vapurum gece on iki ’den sonra balkabağına dönüşecek.” Demedim. Benim yerime İsmet Özel cevap verdi; “Eve dönmek kendime sarkıntılık etmekten başka nedir ki?” dedim.
Barmen bir süre sessiz kaldı. “Tekrar etmemi ister misin?” dedim. Cümleyi yüksek sesle tek seferde söyledi. Hafızası çok iyiydi. Biten bardağıma baktım. Herhalde eve döneceğimi de hatırlıyordur diye düşündüm. Sigaramı çantamın dehlizine fırlattım. Bar taburesine yapışan bacaklarımı kurtardım ve hesabı ödeyip çıktım. İskeleye koşmadım, zamanında oradaydım. Arkama bakmadım, kendim dışında unuttuğum hiçbir şey için geri dönmezdim. Vapura binmek için bir adım attım. Eve dönmemek için geldiğim yerden evime dönüyordum. Kendime sarkıntılık etmeyi seviyordum. İsmet Özel’e biraz öfkeli biraz da mahcuptum. Bu kadar güzel bir dizeyi benden önce yazdığı ve tüm eve dönüşlerimde bu dizeye sığındığım için.




Işıl Gülseren