Mor dağların gölgesinin düştüğü sakin göllerden yansıyan sessiz melodisiyle küçük taşların üzerinden atlayan, büyük taşların arasından geçen derenin şırıltısı huzur verirken, yükseklerden kendini cesaretle bırakan şelalenin görkemli gümbürtüsü insanı ürkütür. Söğüt gölgesinde saz çalan aşığın yanık sesi, hayvanlarını sularken çobanın çaldığı kavalın firaklı nağmesi; doğadaki büyük orkestranın verdiği muhteşem konserden başka nedir ki…

            Raflardaki kitaplara göz atanlar onların başları dik, vakur bir şekilde yan yana durduklarını görür. Yaklaşıp can kulağıyla dinlerlerse kendi aralarında fısıltıyla konuştuklarını işitebilir. Kendilerinde bulunan düşünceleri birbirleriyle paylaşmaktadırlar. İçerikleri ve yazarları farklı olsa da aralarında bir sorun yoktur. Bir bütün halinde varlıklarını sürdürürler. Ve bu durumdan memnundurlar. Farklılıklar uyum halindedir. Onlar okurlarına huzur veren, mutlu eden düşünsel bir senfonik orkestranın elemanlarıdır. Bu sessizliğin sesini sanki bir mabette olduğu gibi ruhunda duyanlara ne mutlu…

            Tohumların atılacağı toprak sürülüp kabartılmıştır. Aşığına kavuşan maşuk gibi buluşurlar zamanı gelince. Yağmurların, karların altında sabırla  bekleyen cevher baharla birlikte yeşillenir. Yaz başında boy atar, bir ay içinde altın sarısı olur. Dolgun başaklar sabah yeliyle ahenk içinde sallanırken neşeli bir türkü tuttururlar. Bu sesler ancak şükranla başakları okşayan emekçiler tarafından işitilir. Sonra değirmende un, teknede hamur olur. Tandır başında yazmasını omzuna atmış ter içindeki taze gelin bir taraftan bebeğinin beşiğini sallarken diğer eliyle pişen yufka ekmeği çeker alır. Beşiğin gıcırtısı ateşin çıtırtısına karışır. Belki farkına varılmayan, adı konmamış bu sesler olağan, sakin bir konçertonun doğal melodisine dönüşür. Minnet, güven ve huzurun buluştuğu an…

            Güneş, rüzgâr, yağmur, kar hiç bir ayırım yapmaz. Bütün ağaçlar eşit olarak nasibini alır. Doğanın adaleti budur. Yan yana, sakince, uyum içinde semaya uzanırlar. Kimlikleri farklıdır. Yaprakları, çiçekleri, meyveleri farklıdır. Bunu asla sorun etmezler. Dalları birbirine değer, yapraklar arkadaştır. Esen yelle şakalaşırlar. Hatta gölgeleri bile neşe içinde oynaşır. Yek diğerini incitmez. Üstünlük taslamaz. Birlikte güz mevsiminde sararıp dökülürler. Yaprakları dökülmeyen, her daim yeşil olan zeytini, çamı, defneyi kıskanmazlar.  (Partisyondaki “la” notası “fa” notasını kıskanır mı? Ya da “mi”nin “do”yu kıskandığı işitilmiş, görülmüş şey midir? Hiç sanmam.) Belki bir iç geçirme, imrenme… O kadar…  Ötekiler de kibirlenmezler. Havaya karışan kokuları, uçuşan polenleri, renkli ve lezzetli meyveleriyle muazzam bir evren ortaya koyarlar. Seyredenlerin ruhuna ferahlık veren renk ahenk bir şölen.  Görsel bir orkestra dense yeridir. Şimdi lütfen gözlerimizi kapatın, derin bir nefes alın, bu güzel melodiyi ruhunuzda hissedin.

            Kaç yıldır yan yana, hangisi önce yapılmış, mimarı, ustası kimdir? Bilen yok. Lakin onlar sessizce, birbirlerine destek olarak beraberliklerini sürdürüyorlar. İki kadim dost misali. Biri ahşaptır. Kışın mangal yanar. Ağustos sıcağında önlü arkalı pencereler, kapılar açılır bir nebze serinlemek için. Diğeri kagir, kalın duvarlı, yaz kış serin olur. Kışın döküm sobada taş kömürü yakılır. Ahşap merdivenin gıcırtısı canlılıktır. Diğerinde taş basamaklardaki terlik sesi zor işitilir. Her iki mekânda da pişen yemeklerin iştah açıcı  kokusu birbirine karışır. Komşuluk hakkı unutulmaz.

            Keyifli akşamlar; birinden gelen ud ve kanun, diğerinden gelen piyano, keman sesiyle anlaşılır. Pişen aşure, haşlanan renkli yumurtalarla karşılık bulur. Çocuklar aynı sokakta oynar, aynı okula giderler. Büyükler bazen ayak üstü, bazen pencerelerden sohbet ederler. Sakız gibi yıkanmış çamaşırlar bahçeye asılır.

            Zaman geçer, askerden dönenler sarılıp koklanır. Yorgun fakat mutludurlar, sevdiklerine kavuşmuşlardır. Anne yemeğini yedikten sonra tertemiz döşekte bebekler gibi uykuya dalarlar. Gözün aydın komşu… Sonra mahalle arkadaşları, hatıralar, sohbetler, şakalaşmalar, kahkahalar.

            Zaman yine geçer. Damat ya da gelin olarak evden ayrılanlar olur. Gözyaşları sevinçtendir. Allah mesut etsin, bir yastıkta kocasınlar temenni ve duaları dudaklardan dökülür. Bakarsın bir gün evlerden birinde ağlayan bebek sesi mutluluğun işaretidir. Nazar boncuklu çeyrek altın bebeğin omzuna iliştirilir. Uzun ömürlü, bahtı açık olsun temennileri. Ne zahmet ettiniz, teşekkür ederiz. Darısı başınıza. Zaman su gibi akar. Sonra mezuniyetler, diplomalar.

            Hasta ziyaretleri unutulmaz. Bir görevdir. Limon kolonyası ya da bir demet çiçekle birlikte acil şifa dilekleri içtenlikle söylenir. Eve çıktığında komşu evden hasta çorbası gelir. Ne zahmeti…

            Loş mekânda sessiz bir kalabalık. Gün ışığının aydınlattığı vitraylar bir renk armonisi yaratmıştır. Başlar öne eğilmiş, dudaklar kilitli. İnsanlarda derin bir tefekkür hakimdir. Huzurlu bir ortam. Birden işitilen gür bir ses herkesi daldığı alemden ayırır. Derinden gelen müzik sesi ilahilerin gittikçe artan coşkusuyla canlanır. Uyumlu, görkemli bir yakarış kubbeye doğru yükselir. Artık başlar dik, gözler parlaktır. Kalpler huşu içinde çarpmaktadır. Bu heyecanlı rahatlamayla birlikteliğin verdiği cesaret ve güç görkemli bir şekilde tüm mabedi kaplar. Eller yukarı kalkar, bir niyaz anı gelmiştir. Bir süre sonra sönümlenen bu ulvi an yerini şükür, tevekkül, sadakat ve teslimiyete bırakır. Başlar yeniden yavaşça öne eğilir, eller birleşir. Kıpırdayan dudaklardan dökülen dualarla kusurların affı niyaz edilir. Yaşamın kutsallığı ve mucizesi yeniden idrak edilir.

            Tören bittiğinde insanlar yarına dair güzel umutlarla dağılır. Mabedin çevresindeki servilerin uzayan gölgesi hiç ayırım yapmaz. Sonsuza kadar uyuyacak olanların kabirlerini serinletir. Kabristandaki sıra dışı sessizlik her tarafı kaplamıştır. Bırakılan çiçekler, toprağa dökülen su, güzel hatıralar yeniden zihnimizde canlanır.

            Biraz daha zaman geçer. Bu defa büyüklerden biri hiç gelmemek üzere evden ayrılır. Demir alma günü gelmiştir. Ağıtlar, sel olan gözyaşları, teselliler, suskunluklar. Kıpırdayan dudaklarda rahmet fısıltıları… Tören sonrası yenen yemekte gidenin hatıraları yeniden sükûn içinde anlatılır.  Zaman hükmünü icra etmekte, devran dönmektedir. Ağustos rapsodisi duyarlı ruhlarda bir kez daha işitilir.

Nezir Suyugül