Bugün 4 Ağustos 2025 Pazartesi, kavurucu sıcaklardan birinde, Koşuyolu Mahalle Evi bahçesinde NEYYA Edebiyatın yaz okumalarında gene beraberiz. Sırada yaz programındaki öykülerden gotik ile akraba olan macabre edebiyatın ünlülerinden *Edgar Allan Poe’nun Kızıl Ölümün Maskesi var. Öykünün dondurucu etkisi sıcaklık hissimizi geride bırakıyor. İsabetli bir seçim diye mırıldanırken, dudaklarımızın kenarındaki aşağıya kıvrılmış çizgileri yukarıya yön değiştirmeye zorluyoruz.
1964 yılında filmi de yapılan Kızıl Ölümün Maskesi ilk defa Mayıs 1842‘de Graham’s Magazine’de yayımlandı. Öykü, “iyimser, gözü pek ve akıllı” Prens Prospero’nun kaleye dönüştürülmüş şatosunda geçer. Öykünün girişi olan “Salgın” bölümünde ülkenin içinde bulunduğu korkunç durum anlatılmaktadır. Prospero, sarayının şövalyeleri ve soylu kadınları arasından sağlığı ve neşesi yerinde olan bin tanesini yanına alarak, Kızıl Ölüm olarak anılan ve tüm ülkeyi etkisi altına alan korkunç bir salgından korunmak üzere bu manastıra kapanır. Kızıl Ölüm’ün kurbanlarını yarım saatte öldürdüğü söylenmektedir. Prens ve maiyeti içeri girdikten sonra şatonun kalın ve yüksek duvarları üzerindeki demir kapıların sürgüleri, ocaklar ve balyozlar getirilerek kaynatılır. Böylece dışarıdan birinin içeri girmesi ve umutsuzluğa ya da çılgınlık nöbetine yakalanacak olanların da dışarı çıkması engellenecektir. Prospero ve saray mensupları, halkın çektiği acıları görmezden gelerek, sığındıkları manastırın koruması altında lüks içinde salgının sona ermesini beklerler. Prospero, konuklarını eğlendirmek için manastırın yedi odasını da içine alan bir maskeli balo düzenler. Farklı ve gösterişli kostümleri içinde dans edenlere eşlik eden görkemli bir orkestra da vardır. Salonda her saat başı çalan büyük abanoz bir saat bulunmaktadır. Saatin gürültüyle çaldığı saat başlarında konuklar susar ve orkestra çalmayı bırakır.
Saat gece yarısını çaldığında Prospero, üzerinde kan lekeleriyle kefen benzeri bir kıyafet taşıyan, Kızıl Ölüm’ü çağrıştıran kafatası şeklinde maske takmış birini fark eder. Prens, orada bulunan tüm topluluğun kaçınmaya çalıştığı hastalığı anımsatarak onları küçük düşüren bu kişinin kimliğini öğrenmek ve onu ortadan kaldırmak ister. Odadan odaya yürüyen bu gizemli konuğun karşısında herkesin donup kaldığını gören Prospero, elinde bir hançerle onu kovalar. Altı odadan peş peşe geçerler ve gizemli konuk siyah döşeli yedinci odada durur. Dönüp prensin yüzüne baktığı anda prens düşüp ölür. Korku ve umutsuzluk içindeki konuklar siyah odaya doluşup gizemli konuğun üzerine atılırlar, ancak maskenin ve kostümün içi boştur. Bir anda karşılarındakinin Kızıl Ölüm’ün kendisi olduğunu anlarlar ve tüm konuklar hastalığın belirtileriyle kıvranarak ölmeye başlar. Öykü şu cümle ile sona erer. “Ve Karanlık ve çürüme ve Kızıl Ölüm her şeye, her yere egemen oldu.”
Öykünün yazım özelliklerinden bazılarını şöyle sıralayabiliriz:
Birinci tekil şahıs anlatıcı tarafından her şeyi bilen üçüncü tekil şahıs bakış açısıyla anlatılmış.
Söylem zamanı öykü zamanına göre kısa. Öyküde uzun süreli bir olay birkaç satırla, kısa süreli olay ise sayfalarca anlatılıyor.
Metinler arasılık: Öyküde yer alan bazı karakterlerin isimleri – Prospero – Sheakespear oyunlarından, kimileri de – Hernani – Victor Hugo oyunundan esinlenerek kullanılmış.
Öykünün sembolik evreninin kurulduğu en önemli imge yedi salon:” Hristiyanlıktaki yedi sayısı üzerinden yaşam döngüsü güneşin doğuşundan batışına maviden siyaha doğru salonlarla ilerliyordu. Salonlar, her yirmi otuz metrede bir keskin dönemeçlerle, düzensiz bir şekilde konumlandırılmıştı. Sağda ve solda, her duvarın ortasında bulunan uzun ve dar bir gotik pencere karanlık bir koridora bakıyordu. Pencerelerin renkli camları açıldıkları salonun hakim rengi ile uyum içindeydi. Söz gelimi ikinci salonun gotik penceresinin renkli camları, mor renkteki süsleri ve döşemesine uygun olarak mor renkliydi. Üçüncü salon yeşil, dördüncü turuncu, beşinci beyaz, altıncı menekşe rengiydi. Yedinci salon ise tavanından duvarlarına ve döşemesiyle sıkı sıkıya bir siyah kadife kumaşla kaplanmıştı. Sadece bu salonda camların rengi koyu kan kırmızısıydı. Ve batıdaki bu salonun kan rengi camlarından kapkara döşemelere vuran yalazların korkunç etkisinin yarattığı yabanıllık, çok az kişiye bu salona adım atma cesareti veriyordu. “
Metnin diğer sembolü de saat başı çıkardığı sesle davetlileri kötü bir ruh haline sokan abanoz saat, zamanın geçip ölümün yaklaştığını haber veriyor.
Kırmızı ve siyah da gotik edebiyatın renk temaları olarak metinde yerini alıyor.
Kızıl Ölümün Maskesi öyküsü Poe’nun görünenin ötesinde derin anlamlar barındıran alegorik anlatımının önemli bir örneği olarak da yorumlanabiliyor.
Bahçedeki tentenin altından bir görünüp bir kaybolan güneş, ince belli bardaklardaki çaylarımızı koyulturken sohbetimiz de hararetlendi. Sheakespear’in ne çok edebiyatçıya ilham kaynağı olduğundan bahsederken Prospero’ya da veryansın ettik. Bazılarımız maiyetindeki bin kişiyi de sorumlu tuttu. Öykünün kan donduran anlatısı bize kötülükleri yeniden yeniden hissettirdi. Beş yıl önce yaşanan Covit 19 pandemisinden ve tarihteki ölümcül diğer salgın hastalıklardan konuştuk. Ölüm’ün yaşamın tek anlamı olduğu; asıl olanın ölüm olduğu ve benzeri cümleler kurduk. Hepimiz birbirimize bakarak Zincirlikuyu kabristanının girişindeki şu ifadeyi hatırlayıp, tekrarladık. “Her canlı bir gün ölümü tadacaktır.” Bugünkü buluşma da sona erdi, üstelik fotoğraf bile çekmeyi unuttuk!
*Edgar Allan Poe (19 Ocak 1809 – 7 Ekim 1849), Amerikalı şair, yazar, editör ve edebiyat eleştirmeni. Çoğunlukla şiir ve kısa öykü yazdı. Özellikle gizem ve macabre öyküleri ile tanınır. Yaşamını yalnızca yazdıkları ile sürdürmeye çabalayan ilk tanınmış Amerikan yazarı olan Poe’nun yaşamı ve kariyeri ekonomik güçlükler içinde geçmiştir.Poe Boston‘da oyuncu anne-babanın ikinci çocuğu olarak doğdu. 1810 yılında babası ailesini terk etti ve bir yıl sonra annesi öldü. Böylece yetim kalan Poe’yu Richmond, Virginia‘lı John ve Frances Allan çifti evlerine aldı. Resmî olarak evlat edinmemelerine karşın 1829’a kadar, aralıklı gel gitlerle onlarla birlikte yaşadı. Poe Virginia Üniversitesi‘ne bir yıl devam ettikten sonra parasızlıktan okulu bırakmak zorunda kaldı. Takma ad kullanarak 1827 yılında orduya katıldı. Yalnızca “Bir Bostonlu” olarak imzaladığı Timurlenk ve Diğer Şiirler 1827’de yayımlandı, böylece aynı dönemde yayımcılık kariyeri de başladı.
Poe ve eserleri dünya çapında edebiyat üzerinde etkili olmasının yanı sıra edebiyat dışında kozmoloji ve kriptografi üzerinde de etkisini gösterdi. Poe ve eserlerine edebiyat, müzik, film, televizyon ve popüler kültürün tüm alanlarında sıkça karşılaşılmaktadır. Yaşadığı evlerin bazıları müze hâline dönüştürüldü. Mystery Writers of America (Amerika Gizem Yazarları) gizem türü edebiyat dalında seçkin eserlere yıllık olarak Edgar Ödülü vermektedir.

Çok güzel bir değerlendirme olmuş.👍👏