Benim de çobanım mutsuz
Esincini yitirmiş gibi hayattan
Zevk almıyor artık ayaklarının
Toprağa basmasından
Ve hayvanlarının topuklarından
Çünkü annesinin mezarını açtı o,
Çürümüş eti kemiklerinden ayırdı
Kavalını annesinin kemiklerinden yaptı
Ve kavalının deliklerini
Babasından yadigâr kalan
Sedef kakmalı bıçakla açtı.

Benim de çobanım mutsuz
Elma kokusu yüreklendirmiyor
Artık onu
Ve baykuşların ötüşü bölüyor
Geceleri uykusunu
Çünkü gece mavisine boyadı saçlarını
Ve her elmada bıraktı
Kanayan diş etlerine tutunmuş
Otuz iki dişinin barbar ısırığını.

Benim de çobanım mutsuz
Erincini yastığını teyelleyen
Genç kızların parmak uçlarının
Kokusunda unuttu.
Avuçlarına bulaşan kanı
Kınadır diye güneşte kuruttu.
Çünkü inkâr etmedi, gammazlamadı
Onu kimse.
On iki koyun bile bulamadı sürüsüne

Benim de çobanım mutsuz
Kavalının sesinden
Çürümüş etler sarkıyor
Geceleri kavalının sesini duyanlar
Dehşetle çocuklarını saklıyor.
Çünkü bir ölüyü gömmeyi
-Ve unutmayı gömdüğü yerde
Her insan gibi-
Beceremedi
Metruk mezarlarda ıslık çalıp
Kendi kendini lanetledi.

Benim de çobanım mutsuz
Kaval çalıyor sadece, tenekeden bir evde
Yalnız başına ve uykusuz
Sürüsü geri dönemesin diye
Bozuyor eve dönüş yolunu
Haça gerecek kadar bile
Kimse önemsemeyecek hayat boyu
Onu.