Nehirler göçtü, göller küstü,
Toprak ellerimizin açtığı yaradan kanayamaz oldu.
Gökyüzü kir tuttu, zehir tuttu ve kustu.
Bulutlar insandan hallice temiz su için yalvarır oldu.
Ama asıl susuzluk dışarıda değil,
İnsanın kalbindeydi çoktan.
Sevgi çekildi damarlarından,
Açgözlülük kurdu tahtını,
Bencillik gölgesini serdi.
Kuru bir dal gibi çatırdadı vicdan,
Hiçbir kök tutunamadı karanlıkta.
Biz sandık ki suyu kaybettik,
Oysa kaybolan baştan beri bizdik.
Fabrikalar yükseldi, bacalar duman saçtı,
Ama daha acı olan insanlığın katletmesiydi doğayı.
Doğayı öldürdük ve yendik sandık,
Ama kendi içimizde kaybolduk önce.
Her çöp, her zehirli akıntı,
Bir yansıma sadece:
O aç gözlü elin, o bencil düşüncenin,
İçimizde oluşturduğu zafer hissinin somutlaşmış hali.
Ağaçlar eğildi, yapraklar döküldü, ormanlar yandı, nehirler susadı, ama en kurak yer hâlâ insanın yüreği.
Ve gelecek…
Gelecek, susuzluğun bedelini ödeyecek.
Biz harcadıkça eksilen suların farkına varamadık,
Ama çocuklar o yokluğu yaşayarak hissedecek.
Sevgiyle beslenmeyen bir kalp,
Ne gökyüzünü sulayabilir,
Ne toprağa hayat verebilir.
Açgözlülükle, bencillikle büyüyen susuzluk,
Önce o kuraklık çözülmeli, doğadaki değil.
İlker Karaaslan

Muhteşem 👏👏
Seçilen konu çok güzel!…👍👏