New York Büyükşehir Belediyesine bağlı Brooklyn merkez ilçede oturan Haydar, o ay gelen su faturasını yüksek bulur. Her duyarlı Amerikan vatandaşının yapacağı gibi belediyeyi arar.

– New York Belediyesi mi?

– Evet buyurun.

– Su idaresini bağlar mısınız?

– Kimle görüşmek istiyorsunuz?

– En yetkili kişiyle görüşmek istiyorum. Umarım yetkiyi tek kişinin elinde toplamışsınızdır.

– Yetkili mi? Hımmm… Bizim şef var Michael ona aktarayım sizi onunla görüşün.

Haydar, ulan sizden hiç umudum yok ama dur bakalım diye söylendikten sonra cevap verir.

-Aktar canım aktar bakalım evet Michael Şef olsun, onunla görüşeyim.

Kısa sürede şef açar telefonu.

-Alo, ben Şef Michael ama bana kısaca Mohito diyebilirsiniz.

– İyi de Mohito, Michael’dan daha kısa değil ki?

– Sorunumuz bu mu beyefendi?

– O elbette değil. Siz kısaca Mohito diyince ben de ondan cesaret aldıydım bayım.

– Hey ahbap konuya girecek misin?

– Tamam, Mohito Şef giriyorum konuya. Şimdi belediyenizin bana göndermiş olduğu fatura elimde.

– Buraya kadar normal. Her ay yollarız biz o faturayı.

– Orası normal de faturadaki 13 m3 su normal değil.

– Neden normal değil ahbap? Su kullanmıyor musunuz? Ayrıca faturanız kaç lira?

– Fatura 20 dolar 5 cent ama konumuz bu değil bayım. Konumuz bizim bu ay 13 m3 su kullanmış olmamız.

– Su bu kullanılır yani banyosu var bulaşığı çamaşırı var.

– Bak birader suyu nasıl kullanacağımızı sizden öğrenecek değiliz.

– Hey hey hey adamım! Cümlen hem laubalilik hem hadsizlik barındırıyor. Biraz da tehditkâr gibi. New York Belediyesinin şerefli bir şefiyle konuştuğunu hatırlatmak isterim.

– Arada hatırlatmanızı rica edeceğim sanırım. Bak şeker kardeşim tane tane anlatıyorum. Bu faturaya göre bizim 5 lt’lik petlerden her gün 87 tane kullanmış olmamız gerekiyor. Sizce bu normal mi?

– Evet, haklısınız galiba. Pek normal görünmüyor.

– Bakın damacana hesabı da yaptım günde 23 damacana tüketmiş olmamız lazım.

– Bak ahbap evet biraz fazla gibi ama farkında olmadan kullanmışsınızdır. Akıtan bir musluk falan vardır belki.

– Bak şerefli şef, muslukların hepsi sağlam. Sifonu bile çok su harcıyor diye değiştirdim. Bak sana şöyle söyleyeyim, biz dört kişilik bir aileyiz ve her gün duş aldığımızı söylersek ki her gün duş almıyoruz yani saçlar kuru ve yıpranmış olduğundan zaten uzmanlar her gün duş önermiyor. Her gün çamaşır ve bulaşık makinasının çalıştığını hesaplasak bile -tamam bulaşık makinası her gün çalışıyor itiraf ediyorum- günde 87 pet etmiyor. Ayda bir ana isale hattında meydana gelen çalışmalardan dolayı çeşmeden su da içmiyoruz. Düşün onu da dışarıdan alıyoruz.  Bizim aile suya düşkündür. Günde 2,5 lt’den aşağı düşmez performansımız. 

-Şimdi dostum, olabiliyor bazen fazla takılmamak lazım.

– Nasıl takılmayayım kardeşim? Ben bizim lanet olasıca su sayacının bozuk olduğunu düşünüyorum ve gelip doğru çalışıp çalışmadığının kontrol edilmesini istiyorum.

– Böyle bir hizmetimiz yok. Yani sayacınızı kontrol edebilecek cihaz yok bizde. Ben size şöyle bir şey önereyim, bence siz o sayacı sökün bir tamirciye götürün. Yani kiracıysanız ev sahibinize söyleyin o söksün.

– Tanrı aşkına belediyenin su şefinin bana önerdiğine bak. New York Belediyesiyle görüşüyorum değil mi? Yani yanlışlıkla devlet tiyatrolarını falan aradım herhalde.

– Son kez söylüyorum ahbap belediye burası.

– Ne olur son kez olmasın bir daha söyle.

– New York Belediyesi!

– Bir daha.

– New York Belediyesi!

– Ben de siziiii!

– Bull shit! Ne yaşadık biz ahbap?

– Önemli olan bizim yaşadıklarımız değil. Olaya odaklan şef. Emin misin oranın belediye olduğuna? Öyle olsa sayaç kontrol cihazınız olurdu değil mi?

– Ahbap karışık sinyaller veriyorsun. Niyetini anlayamıyorum.

– Sayaç diyorum sayaç. O tek kanallı kafan hangi frekansta çekiyorsa ayarlayalım.

– Neden bu kadar gerginsin adamım relaks. Bak anlatıyorum. Eskiden vardı bir tane sayaç kontrol cihazımız. Tamire Manhattan’a yolladık. Sonra takip eden olmadı kaldı işte öyle.

– İyi de hafız, tamir bakım ve kira ücreti adı altında para alıyorsunuz?

– Hafız nereden çıktı meeen? Göçmen misin? Türkiye mi yoksa. Deve var mı sizin orada?

Haydar aslına rücu etmektedir. Ancak aslı karışıktır.

– La havle!

– Ooo Arabica. Ehlen ehlen.

– Şef eğlenceni bölüyorum ama tamir bakım ve kira ücreti diyorduk.

– Hah o mu? Siz onu sabit ücret gibi düşünün.

– Ulu tanrım! Niye öyle düşüneyim kardeşim? O lanet olasıca faturada tamir bakım ve kira ücreti var ama ben onu öyle düşünmeyeceğim ha!  Niye diye sormaya korkuyorum şu an. Ayrıca kira bedeli ne birader? Sayaç bizzat kendimin yani, ayrıca hamdolsun ev sahibiyim. Krediler düşükken mortgage ile almıştım. Borcu yeni bitti ve o sayacı para vererek bizzat ben kendim taktırdım.

– Bazen oluyor işte böyle şeyler. Takılmamak lazım. Bakın bayım bu işler öyle telefonla falan olacak şeyler değil. Bir gün belediyeye uğrayın kahvemizi için donatımızı yiyin. Yüz yüze konuşalım olur mu?

– Demek face to face diyorsun Michael kardeş ama gerek yok.  

– Yine de yolunuz düşerse buyurun. Bizim ofis ek binada. Amerikanolarımızı içerken devam ederiz konuya.

– Konuşmalar güvenlik için kayıt altına alınıyor değil mi?

– Of course. Güvenlik deyince biz.

– Bak şefim, sana değil ama belediyeye iki çift lafım var. Koskoca belediyesiniz. Paranız pulunuz her şeyiniz var. Binlerce kişi çalışıyor emrinizde. Yakışır mı size yapmadığınız bir hizmet için para kesmeye. Çekin bizim cebimizden elinizi. Sen büyük patron, fabrikalar sahibi New York Belediyesi. Özgürlükler ülkesi. Sen mi büyüksün? Hayır, ben büyüğüm, ben, Haydar Usta! Sen benim yanımda bir hiçsin, anlıyor musun, bir hiç! Gözümde pul kadar bile değerin yok!

Haydar, dıt dıt dıt sesiyle telefonun kesildiğini anlar. Yan odadan karısı Dürgül seslenir.

-Haydar! Haydar! Yine Amerika’ya mı sesleniyorsun? Duydular mı bari bu defa. Bak bu emeklilik sana yaramadı. Gel sofraya tarhana soğumadan. Üstü kabuk bağlayınca sevmiyorsun.

Ayşe Türkay Yiğit