Bugün bizim günümüz.
Bugün kadınların günü.
Bugün 8 Mart.

Bu tarih, 169 yıl önce, 1857’de ABD’de 40 bin kadın dokuma işçisinin işten çıkarılmalarını ve düşük ücretleri protesto ettiği gündür. Kadınlar ilk kez bu tarihte greve gittiler, çalıştıkları fabrikayı işgal ettiler ve bunun sonucunda şiddetli bir polis müdahalesiyle karşılaştılar. Müdahale sırasında çıkan yangında 128 kadın ne yazık ki yanarak yaşamını yitirdi.

53 yıl sonra, 1910’da Alman sosyalist ve kadın hakları savunucusu Clara Zetkin, Kopenhag’da II. Enternasyonal’e bağlı sosyalist kadınların düzenlediği Uluslararası Kadınlar Konferansı’nda bir öneride bulundu: “8 Mart bu kadınların günü olsun,” dedi.

1975 Dünya Kadınlar Yılı’nda ise Birleşmiş Milletler, 8 Mart’ı “Dünya Kadınlar Günü” olarak kabul etti. O günden beri kadınlar; cinsiyetler arasında ezme–ezilme ilişkisinin olmadığı, şiddetsiz ve sömürüsüz bir dünya için sokağa çıkıyor, günlerini mücadeleyle kutluyor.

1921’den 1984’e kadar ülkemizde kesintili olarak kutlanan 8 Mart’ı yine coşkuyla karşılıyoruz.

Dünyanın her yerinde kadınlar sokaklarda, meydanlarda rengârenk seslerini duyuruyor; şarkılarını, şiirlerini söylüyor ve taleplerini haykırıyor.

2025 yılını dünyada ve Türkiye’de ne yazık ki bıçak sırtı gelişmelerle geride bıraktık. 2026’nın tüm halklar için daha adil, daha eşit, şiddetsiz bir yıl olmasını umut etmiştik. Ancak dünyanın farklı coğrafyalarında yeniden yükselen savaş dili bir kez daha sarsıyor bizi. NEYYA EDEBİYAT ve PAZARTESİ14 olarak bu gelişmelere tüm dikkatimizle odaklanmayı sürdürüyoruz.

Biliyoruz ki her savaş, öncelikle savaşın öznesi olmayan kadınları ve çocukları etkiliyor. Ancak yine biliyoruz ki savaşsız, sömürüsüz, adil, eşit ve özgür bir dünyanın öznesi de kadınlar olacak. Çünkü yaşam kadınlarla dönüşüyor, edebiyatla iyileşiyor.

Her kadın, her yerde sözünü söylemeye devam ediyor ve edecek.

Ürettikleriyle beslendiğimiz, çoğaldığımız kadın edebiyatçılara dair sözümüz olduğu gibi; ekonomik ve teknolojik savaşlarla katliamlara neden olan, toplumsal belleğimizi sakatlayan, kanatan erkek egemen, faşist, zorba kapitalist sistemlere de sözümüz var.

Öldüren, yok sayan, ikincilleştiren sisteme karşı; öteki olan, dışarıda bırakılmış her şey ve herkes için ortak bir “dil” üretme çabasını taşıyor, “savaşa hayır” diyoruz.

8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde toplumsal yaşamın her alanında “ben” oluyoruz, “biz”. Edebiyatın ve şiirin eril söylemine karşı, dişil söylemle var olan ve var eden kadın yazınının ortak deneyiminde çoğalıyoruz.

Kadın deneyimiyle geçmişten bugüne taşıdığımız ortak hafıza pratiğimizle derinleşiyoruz.

“…Uzağında da değiliz öfkenin…”

Özenle ve mücadele ederek kurduğumuz, sarıp sarmaladığımız hayatlarımızı savaşlara ve erkek şiddetine kurban vermek istemiyoruz.

Kadın düşmanı, patriarkal, gerici, faşist erkek egemen sisteme karşı öfkemizi şiirlerimizle, öykülerimizle, romanlarımızla haykırıyoruz.

Korkmuyoruz.
Susmuyoruz.
Yılmıyoruz.
“Biz” oluyoruz.
“Ben” oluyoruz.

Çoğalıyoruz…

Yaşasın halkların kardeşliği.
Yaşasın 8 Mart Birlik, Dayanışma ve Mücadele Günü.
Yaşasın Dünya Kadınlar Günü.
Yaşasın kadın mücadelesi.