Günlerdir, sunum yapacağım bu lanet toplantıya hazırlanıyorum. Kendimi patronlara göstermek için inanılmaz bir fırsat. Bir şeyden çok anladıklarını da sanmıyorum. Baba parası ile kurulmuş bir firmanın zengin çocukları işte. Hepsi parayla yurt dışında okutulmuş. Oysa ben beynimin hakkıyla kazandım üniversiteyi, dereceyle de bitirdim. Uykusuz günlerim çok olmuştur. Sırf daha iyi yerlerde çalışabileyim, daha çok para kazanabileyim diye. İşte buradayım. Birazdan beni dinleyecekler, kahvelerini yudumlarken anlamış gibi birbirlerine bakıp gözleriyle onay verecekler. Aman neyse versinler de ben de bir an önce terfimi alayım. Onlarla aşık atmanın imkanı yok nasılsa.
İşte geliyorlar. Arzu Hanım her zamanki gibi koyu renk döpiyesini giymiş, saçları arkadan topuz yapılmış. Mustafa Bey sağ yanında. Yine pahalı bir takım var üzerinde. Kol düğmeleri ise ben buradayım diye bağırıyor. Can Bey de sol tarafında. Evin haylaz oğlu. Dünya yansa umurunda değil. Gece kulüplerinden çıkmıyor. Yanımdan geçerken bana göz kırpıyor. Son olarak Hale geliyor, arkalarından. En küçükleri. Onun hakkında fazla bir bilgim yok, ama güzel kız Allah için. Herkes masanın çevresinde yerlerine oturuyor. Çaycı Nihal Hanım da kuru pastalar ve kahveleri getirince masanın dekoru tamamlanmış oluyor.
‘’Na’ber Sinan hazır mısın sunuma?’’ diye Mustafa Bey toplantıyı başlatıyor.
‘’Hazırım Mustafa Bey, önünüzdeki dosyalarda da belirttiğim gibi‘’ ile başlayıp, sunuma geçiyorum. O kadar hararetli anlatıyorum ki…
Plazanın camında kendimi görüyorum. Fakat ben duruyorum. Bu komik suratları yapan da kim? Elimi kaldırıyorum, o bana nanik yapıyor. İstemsiz gülüyorum.
“İyi misiniz Sinan Bey?’’ diye soruyor Arzu Hanım.
“Affedersiniz, dışarıda birini görür gibi oldum da.’’
“25. katta mı? Biraz ara verelim isterseniz. İyi görünmüyorsunuz.’’
İzin isteyerek tuvalete koşuyorum, yüzümü yıkamaya. Serin suları yüzüme çırpmak iyi geliyor. Aynada kendime bakarken, yine o çıkıyor karşıma. Ellerimle gözlerimi ovuşturuyorum. O elini burnuna sokuyor. İçim kalkıyor. Suratıma iki kere küçük şamar atıyorum sanki bozuk televizyonu onarırmış gibi. İşe yarıyor ve o gidiyor. Ben de fırsattan istifade koşarcasına toplantıya dönüyorum. Herkes, meraklı gözlerle bana bakıyor.
“İyiyim, heyecandan sanırım tansiyonum yükseldi,’’ diye bir yalan atıyorum. Zira bunun açıklanabilir bir durumu yok. Yıldırım hızıyla sunumumu bitiriyorum. Camdaki gariplikler sunum boyunca devam ediyor. Oralı olmuyorum.
Mesai bitiminde, çantamı alıp evime gitmek üzere arabama bindiğimde yalnız olmadığımı fark ediyorum. Gayri ihtiyari ‘in aşağı’ diyorum. Tınmıyor. Kapıyı açıyorum, kovar gibi… Oralı olmuyor. Çevremdekiler dönüp dönüp bakmaya başlıyor. Bunalıyorum. Arabaya bindiğim gibi radyoyu açıyorum. Yüksek sesle dinlemeye başlıyorum. Baktım bizimki dans ediyor. Birkaç kere laf atıyorum. Fakat yol boyunca hiç konuşmuyor. Eve geliyorum. Üstümdekileri çıkarıp, günlük giysilerimi giyiyorum. Yemeğimi hazırlıyorum. Masaya oturuyorum. Bakıyorum vitrin aynasında… karşıma geçmiş midesini ovuşturuyor. Tabağıma bakıyorum, hepsi yenmiş.
Gidip tekrar yemek koyuyorum tabağa. Bu sefer tabağıma ilişmiyor. Karnımı doyurabiliyorum. Annem arıyor telefonla, nasılsın diye. Cevap verecekken yüzüm gözüm yamulmaya başlıyor. Kelimeler saçma sapan çıkıyor ağızımdan. Hemen yanımdaki el aynası ile bakıyorum yüzüme. El sallayıp, pişkin pişkin gülüyor. Elleriyle ağzımı kulağıma götürmeye çalışıyor, onu bırakıp burnumu sağa sola eğiyor. Annem ‘’oğlum iyi misin?’’ diye soruyor sürekli. Hatlarda sorun olduğunu, sonra kendisini arayacağımı söyleyip telefonu kapatıyorum. Tekrar üzerimi giyinip, dışarı çıkıyorum. Belki de sunuma bu kadar stresli hazırlanmam yüzünden beynim bana bir oyun oynuyor diye düşünüyorum. Bir kadeh içki iyi gelebilir. Sahildeki barlardan birine giriyorum. Sert bir içki istiyorum. Tek yudumda bitiriyorum. Sonra bir tane ve bir tane daha. Süper. Kimsecikler yok ağzımı gözümü buruşturan, nanik yapan. Tamam diyorum, demek ki bu şerefsiz beynin bir oyunu bu. Evime giriyorum, tuvaletimi yapıyorum, pijamalarımı giyiyorum, yatağa girerken gözüm istemsiz gardrobun aynasına takılıyor. Suratında pis bir gülümseme, elinde ise parlayan bir bıçak var. Çaresizliğime küfrediyorum.
Pınar Cebeci

Pınar hanım hikayenizi okumadım, yaşadım kaleminize sağlık🌺🎵
Öykünüzü çok beğendim.Kaleminize sağlık okuru bol olsun.
Bayıldım. Kalemine sağlık.