Okuyucu, 21. ve 22. Kantonun özet anlatımı, İlahi Komedya’yı daha önce okumamış olduğunu farz edersek biraz sonra paylaşacağım ödevin ana temalarını daha iyi anlayabilmen içindir.

21. Kanto

Sekizinci daire (Malebolge) beşinci hendek (Malebranche) cehennemde rüşvetçilerin cezalandırıldığı yerdir. Dante ve Vergilius yükseltinin üzerinde durarak karanlık çukuru izler, ateşsiz kazanda kaynayan zift etrafa yayılmaktadır. Burası cehennemde her yerden daha karanlık ve terkedilmiştir. Zift Dante’ye günümüzde sanat merkezi olarak kullanılan Venedik Tersanesini hatırlatır. O zaman dünyanın en güzel gemileri bu tersanede yapılmakta ve gemilerin dibi su almasın diye zift ile kaplanmaktadır. Rüşvet alanları taşıyan kara, nefret dolu sivri omuzlu vahşi zebani kanatlarını açmış olarak koşarak üstlerine doğru gelir, çok korkarlar. Rüşvet alanlar, haksız kazanç sağlayanlar zifte atılır ve aynı bir aşçının kepçeyle yemek karıştırması gibi ellerindeki yabalarla iblisler tarafından zift karıştırılır, ziftin içinden çıkmaya çalışan rüşvetçiler kancaya takılır, milletin cebindeki paraları musallat oldukları için etlerinden et koparılır. Vahşi zebani uçurumun kenarına gelince üstündeki rüşvetçiyi bu çukura atar. Dante saklanır. Vergilius Dante ile birlikte oradan cehennemin başka bölümlerine geçmek için vahşi zebanilerle anlaşamayınca onların rehberi Malacoda “kötü kuyruk” ile görüşmek ister ve buradan geçmek zorunda olduklarını, zarar görmemeleri gerektiğini, kendilerine bu yolda kutsal bir gücün rehberlik ettiğini söyler. Malacoda onların bir manga iblis ile yürümesine izin verir. Ancak yol kapalıdır. Hz İsa’nın çarmıha gerilmesi ile köprü yıkılmıştır, başka bir yol önerir. Onlara bu geçite kadar eşlik edecek olan iblisler; Alichino “eğik kanat”, Calcabrina “kırağı çiğneyen’’. Cagnozzo “pis köpek”, Barbariccia “kıvırcık sakal”, Libicocco “Libyalı”, Draghignazzo “kötü canavar”, Ciriatto “ domuz”, Graffiacane “köpek tırmalayan”, Farfarello “delişmen”, Rubicante “kızılımsı” dır. Cehennemin bölgeleri arasında sınırlar vardır ve iblisler kendi sınırları dışına çıkamazlar.

Dişlerini gıcırdatarak, kaş titreterek bakan iblislerin rehberliğinden Dante rahatsız olsa da Vergilius ona onların hükümlerinin sadece ziftte pişenlere geçeceğini söyler. Ancak bu iblisler ikisinden de hiç hoşlanmamıştır, Geçite kadar onların rehberliği tehditkâr ve güvenilmezdir. Yola çıkarken dişleriyle dillerini ısırarak başkanları Malacoda’dan izin isterler. Başkanları da onlara götünü borazan gibi öttürerek izin verir.

Bu bölüm Dante’nin kendini çok fazla önemseyen bürokratlarla ve toplumsal normlarla dalga geçtiği ve günümüz toplumunda gösteren ve gösterilenleri yerle bir ettiği bölümdür. Asker, manga, düzen, emir, borazan, şan ve gururla ilişkilendirilirken bu bölümde alay konusu olmuştur. Rüşvetçileri cezalandıran iblisler mangası en az onlar kadar tehditkâr ve suçludur. Kimse kimseye güvenmez. Ortam kapalı kapılar ardında yapılan rüşvet pazarlıkları gibi karanlık ve kirlidir. Şeytanların dili sokak ağzıdır. Zebani isimleri ve konuşmaları bilerek bayağıdır.

22 Kanto

Kanto onları geçide götürecek on zebaninin önderliğinde yürüyüşle başlar. Dante daha önce savaşlarda bulunmuş, yürüyüşlere önderlik eden atlılar, yayalar, yıldızlara bakarak yol alan gemiler görmüştür, çanlar, borazanlar, trampetler, kale duvarlarından verilen işaretleri duymuştur, ilk defa böyle garip bir işaretle ( bir önceki kantoda başkanları Malacoda’nın götünü borazan gibi öttürmesi ile) yola çıkan bir manga görmüştür. Zebanilerin yoldaşlığı tuhaf ve korkunçtur. Denizcilere yaklaşan tehlikeyi haber veren yunuslar gibi ziftten kaçan günahkârların sırtları görünmektedir. Ziftten bir kurbağa gibi başını kaldırmış olan günâhkar “köpek tırmalayan” tarafından su samuru gibi ziftten çıkarılır, bir serseri iken iyi yürekli kral Tebaldo’nun sarayına girmiş, orada para yürütmeyi öğrenmiştir. Domuz lakaplı iblis tarafından ısırılarak derisinden parça koparılırken hala iblislere kafa tutmakta, ziftte kalan arkadaşlarından bahsetmektedir, “onları buraya çağıralım mı” diyerek arkadaşlarına da ihanet eder. Zebanilerin bir anlık karmaşasından yararlanıp ellerinden kaçar. Bu çukur sahtekârlık çukuru olduğu için ne zebanilere ne de günahkârlara güvenilir. Shakespeare tarzı bir anlatımla bu bölüm komik, okuyucuyu rahatlatıcı, abartılı ve aptalcadır, sanki kötülüğün beceriksizliği anlatılmak istenmiştir. Zebaniler öfkeyle günahkârın peşinden koşarlar, ama o hızla ziftin içine dalar, onlar kızgın ziftin üzerinde yavaşlayamadıkları için kanatları yanar. Ördeği kaçıran şahin misali yenilginin öfkesiyle birbirlerine girer, aptalca birbirlerine zarar vermeye devam ederler.

Zayıf güçlüyü yenmiştir.

Yazı Çalışması:

Yaratıcı kısa metin

Bir “kandırma sahnesi” yazın:

Mekân: günümüzden bir yer (resmî daire, banka, okul, hastane, dijital ortam vb.)

Kişiler: biri güçlü, biri zayıfgörünümlü olsun. Zayıf olan, güçlü olanı fark ettirmeden oyuna getirsin

Dante’nin 22. Kanto’daki tonunu düşünün: Abartı, beden dili, küçük düşme, komik ama rahatsız edici bir son.

TIRSAK

“Gününü ye” bize katılmadan önce bu kadar güçlü değildik onu önemsememiştim, ama şimdi on kişilik manganın olmazsa olmazı. Son sepetleme operasyonunda öyle iş çıkardı ki mangaya keyifle aldım. Yemek ile istifa arasında burada görmemizi sağladı. Hem yemekler konusunda uzman bir müttefik her zaman iyidir, yemeğime zehir koymadığı sürece,  zaten bunu hissedersem ilk zehirleyen ben olurum.

Bürokrasi nedir? Bir yük, yukarı çıkanlar için merdiven basamaklarının daimi temizliği. Bu yükü bana tembelliğim hediye etti. Ortadan başlayabilirdim en alttan başladım, ben ortaya geldiğimde herkes erişilmez üstümdü. Onlarla bilgi ile baş edemeyeceğimi biliyorum, tecrübelerim bedenime kazınmış, ya Mangam?

“Bugünde kendini ye”, biz ona kısaca “gününü ye” deriz,  “fazladan kırtlat” “dolap çentikcisi” “çöp kancası” , diğerleriyle tanışırsınız zaten, belki onları tanıyana kadar sizde gidersiniz kendi çöplüğünüze. Size “tıslayan kuyruk” tan da bahsetmem lazım, ne olduğunu anlamadan sizi sokar.

Üçüncü başkandan da geçen gün kurtulduk bu sefer kadın olduğu için açıkçası varlığımızdan daha kolay şüphelenir diye düşünmüştüm ama daha “fazladan kırtlat“ın marifetlerini çözemeden gitmişti. Gizli dosyalar, belgeler, görev talimatları. Ahhh insanların teki çift, çifti üçüz, üçüzü dördü yapma merakları, bir takım dosyacıkta bizde olsun ne olur? “Fazladan kırtlat”a, “varı yok et “ diye yeni bir manga elemanı eklemek istedim, birkaç karıştırma olayından sonra ondan ne istediğimi anladı. Bazı asıllar sadece tekdir ve öyle kalmaları gerekir, yokluklarında yaratılan sorun bizim işimiz, fazladan kırtlatın vardan yok et ek görev tanımı sırasında bir takım kayıplarımız olsa da artık işini öğrendiğini farz ediyorum.

Kutsal mutfak, alerjiler, ishaller cenneti, duruma göre hastalık yarat;  hastalığı koy tencerene kepçeyle karıştır,  kaynat. Şirket doktorunun gizli kişisel dolabı, sekreteri “çıyan göz”

Son istifa olayında “gününü ye” ile birlikte çalışıp şirket toplantısını mahvettiler. Nede olsa en akıllı beyinler bile bağırsaklarından gelen bağırtılara ve gitti gidecek hissine engel olamaz değil mi?

Bazen bizi aşmak isteyenler olabiliyor; parlak zekasına, uzun mesai saatlerine güvenenler, mangamla onları ait oldukları yere çamurumuza tekrar batırırız, en iyisi balçığın içinden biraz çıktıkları zaman işlerini bitirmektir, kiminin de çamurdan çıkmasına izin verir herkesin gözünün önünde paramparça ederiz, rüşvet aldığımızı söyleyen en büyük rüşvetçi olur, sahtekar olduğumuzu söyleyen en büyük sahtekar. Hem her kim olursa olsun saklanacak bir şeyi,  mutlaka vardır, Ben onlardan birisi yok edildiğinde yerine sadece çıyan bir göz daha ararım, buna kimin sahip olduğu beni hiç ilgilendirmez, ondan daha da kötüsü daha da iyidir.

Siyahlarla inşa edilmiş holding etraftaki diğer siyah ve koyu kahverengi binalardan ayrılmadığı için bir korku değil ama bir huzursuzluk yarattı içimde, beni görünce sırtını dönen çalışanlar sırtını denizden çıkararak tehlikeyi haber veren yunuslara andırıyor, garip bir gerginlik hissediyorum ve gözetleniyorum hissi, sanki devam edip giden tiz seslerle diş gıcırdatmalar ve tıslama sesleri birbirine karışıyor ama bu neden olsun ki? Yanılmıyorsam ayak sürümeler, dosya çekiştirmeleri, dolap açma, iğne, raptiye sesleri olmalı bunlar. Bana gösterilen odaya ilerlerken sabah daha ciddi bir kıyafet seçmediğime pişman oldum,  bu katran yığınından yapılmış gibi duran bina benim spor beyaz slim fit takım elbisemi tehdit eder gibi, en ufak bir toz üzerime yapışacak orada etraftaki siyahla karışacak yağlı kara bu lekeyi her tarafıma dağıtacak sanki, içim sıkıldı boğazım daraldı, kendimi ufacık hissettiğim bir anda onu gördüm, esmer, çok gösterişliydi. Topuklu ayakkabıları, üstünde vatkalı çok şık bir blazer ceket vardı, güçlü yürüyüşleri zaman zaman ceketini havalandırıyor, üzerinde kanatlar varmış gibi bir hava yaratıyordu. Elimi sıkan tırnakları aşırı uzundu ve pençe gibi parmaklarımı kavradı, ürpererek elimi çektim, benden hoşlanmamıştı hissettim, omuzlarına gelen boyum yüzünde sinsi bir gülümseme yarattı, sonra peşine takıldım uzun koridorda.

İsmi “ Kötü Kuyruk “, illegal hiyerarşik yapımızı o sağlar,  benim yardımcım,  yeni başkanla birlikte odama girmek üzereler. Her yere yetişir ve gerektiği zaman kuyruğuyla herkesi ait olduğu kata gönderir. Herkes 51. Katta oturmak zorunda değil; zemin katı, yerin altı, yerin dibi, dibin dibi.  Gün ışığına çıkmak için dokuz kat yukarı çıkanlar bile var, Ben kulemden şehri yönetiyorum, Her zaman karanlıkla güç birleştirilir oysa gün ışığıyla kara gücü birleştirmek daha keyiflidir ve ayrıca daha Tepegöz’ le tanışmadınız. Hapishaneler, akıl hastaneleri gibi sadece her an izlendiğini bilmek bile insanı çıldırtabilir.

Ah o olmaz olası sınırlar! Akıl hastaneleri ve hapishaneler oradan çıkamayan insanlar içindir ama bizim görüş alanımız sürekli hareket eden insanlar,  bu sınırı genişletmek için binamızın tepesine verici üzerine verici takıyoruz,  bu kez de şehrin sınırları sınırımız oldu.

Büyük bir kapı ve beni gülen yüzüyle karşılayan yeni yardımcım, doğal hareketleri olan, rahat bir bayan. Nefes aldığımı hissettim, sıcak ve samimiydi gevşedim, rahatladım ben de.

Sadece azı dişleri çok büyük ve rahatsız ediciydi, onları göstermemek için gülümsemeyi yavan yavan yüzüne yaydığını fark ettim.

Gösterge, gösterilen

Sıcaklık, gevşeme.

Uzun sıcak kahve eşliğinde muhabbet, sınır birlikteliği.

Daha önce rüşvet verilen yerlerde bulunmuş, her tür hileler, haksızlıklar karşısında geri adım atmamıştım, yardımcımla bu konularda anlaşmış olmak çok güzel, uzun süredir şirkette olan tüm bürokrasiyi bilen herkes tarafından sevilen birisi olduğu izlenimine kapıldım. Bana daha geçen gün gizli bilgileri ortalarda konuşan birini nasıl işten attığında bahsetti, ben de olsam aynı yolu izler,  aynı sonuca varırdım. Bu şekilde birlikte çalıştığımız arkadaşlarımdan bahsettim, benim gibi tecrübeli birçok arkadaşım var, yardımları gerekirse onlarla işbirliği yapabileceğimi söyledim. Odamı gösterdi ve sadece bana ait olması gereken şeyleri bana teslim etti.

Tatlı yüz tıslamaya başlamıştı. Kanatlı ceket özensizce koltuğun üzerine atılmış, topuklu ayakkabının teki masanın üzerindeki sümenin üzerine saplanmıştı, sanki her şey ortamı kirletme yarışına girmiş, bayat parfüm kokusu odanın dingin havasını sarmıştı.

-Ne bu yani, bu mu başımızda duracak?

-Hangi salak ilk gün işe beyaz takım elbise ile gelir ki?

-Hem zaten erkek, gerçi kadınları hiç tercih etmezdim.

Gülen ağzı botoksun etkisiyle çirkin bir hal aldı ve bir süre ağzını toparlamak için uğraştı.

“Fazladan kırtlat” ın şirket mutfağından aşırdıklarıyla yeni müdürün odasındaydılar, şirkette hak etmeyene fazla bir şey yoktu ama hakkı yenebilecek birisi her zaman bulunurdu.

-Salak, bu odanın sadece kendine ait olduğunu sanıyor

-Yarın bir iki zımbırtısını getirecekmiş, yerleşmeden gider inşallah.

Şu diplomalara bak, yarın duvara da asar,  onların yerine masadan aldığı bir kağıdı borazan gibi öttürdü,  kahkahalar birbirine karıştı.

-Kıskandın galiba dedi birisi.

-İstediğim belgeyi alırım, sen yeter ki fiyatını söyle dedi, şimdi kağıdı götüne tutmuştu.

-Okurken kurumuş kalmış, beyni çürümüştür böylelerinin.

Evli miymiş ııı, boşanmış mı hayır, gay mı? E biraz benziyor, zayıf yönü nedir acaba? Çakal gibi parlayan yedi çift göz, omuzlarını dikleştirip kuyruklarını dikleştirdiler, sonra kuyrukları birbirine değip aynı hazla sallandı aynı yöne, zift karası bina geceye gömülmüştü.

Erkeği almıyorlardı bu toplantılara, o erkek erkeğe muhabbet için fırsatını kolluyordu, varlığıydı öğrendiği bilgilerin önemi.

Abajurun ışığı yüzünü gölgelemişti, okuduğu kitabı sehpanın üzerine bıraktı, kitaplığına uzanıp sabırsız gözlerle kitabını aradı, buldu açtığı sayfayı sabırsızlıkla okudu, bulduğu kitabı eskisinin yanına bıraktı.  Düşünceli düşünceli ışığı söndürüp beyaz koridordan yatak odasına doğru ilerledi.

Sabah sümenin üzerindeki ufak derin izini inceledi, dün burada olmadığına yemin edebilirdi, odasında yenilenen havanın içinde bir şey vardı sanki ekşi, sert, durağan, çözemedi. Manganın beklediği gibi diplomalarını duvara asmadı, onu heyecanlandıran şey ötesi, berisi, gerisi idi. Yapıla yapıla kanıksanan ilişkiler ve bunların belgeleri değil, görülmeyen sezilen gerçekler, belgesiz ama dünya kurulduğundan bu yana hep gelişen, usulca büyüyen o kırılgan taze sezgi filizi.

“Hayat dediğin ne ki:

Yürüyen bir gölge, bir zavallı kukla bu sahnede:

Bir saat boy gösterip, boyun kırıp gidecek!

Bir daha duyulmayacak artık sesi.”

Aradan geçen aylar boyunca sezgilerim ve aklım arasında kaldım, sezgisel olarak vardığım sonuçlar vardı ana bunları kendime bile ispatlayamıyordum. Kimse gülmüyordu bu şirkette, sanki herkes tanımlanmamış ve tamamlanmamış bir cezanın içindeydi, benim yardımcım ve onun da yardımcısı dolaşırken bana sırtını dönen insanlar sanki görünmezlik çukurunda yok oluyorlardı, 

Beyaz kıyafetlerim beni bile rahatsız etmeye başladı, balçığa saplanıyormuş hissi veren siyah kıyafetler giymeye başladım.

Geçen gün odama gitmek için farklı bir yol denerken güvenlik görevlisi o geçitin uzun zamandır kapalı olduğunu, çok sevdikleri neredeyse işten çok ruhani liderleri olan bir başkanlarının orada kalp krizi geçirip öldüğünü söyledi, ona saygıdan kapatmışlar girişi, oysa yardımcımı geçen gün o kapıdan girerken gördüğüme yemin edebilirim.

Mangamda güvenlik görevlisini atlayacak kadar salak değilim herhalde, sizi onunla tanıştırayım, “güvenme bana”, “gününü ye”nin kocası. Diğer tüm yollarım gibi Tepegöz ‘e giden yolumu da o korur.

Odamın nahoş konularına cips sosları karışmaya başladı, yardımcımın odasından geldiğini farz ediyorum.

Çekmecemde dokunulmuşluk hissi, bu nasıl açıklanır?

Yemek yerken üzerimde beni izleyen bakışlar, ama neden?

Glutensiz ürünler tercih ettiğim halde vücudumda alerjik kaşıntılar arttıkça arttı,

Buruşuk fotokopi kağıtları?

Yankılanan telefonum?

-Neyin var bugün Kötü Kuyruk? İyi bir haberin olmadığı kesin

-Yine üst makamlar için yeni elemanlar, yeni tehditler!

-Bizimki hiç birimizden şüphelenmedi hala, konuyu ona mı açsak belki vardır tanıdığı, onun arkadaşı onun gibidir, ha bir salak ha iki salak! Geçen gün telefonda ne konuştuğunu biliyor musun? Annesi sanırım, gülmekten yerlere yattık.

Dur ben bi gireyim aklına.

Çok güvenilir ve dürüst müyüm, dürüstmüşüm. Şirketin benim gibilere ihtiyacı varmış. Tam da benim özelliklerime sahip olanlar için şirket yeni pozisyonlar açılmış.

Neden olmasın, sezgi fidanları dal budak olamadı ki bunca yıl.

Arkadaşımla uyumumuzun şirkete büyük bir katkısı oldu, diplomaları, başarı sertifikaları fazla bile geldi bu şirkete.

Yine ne var, Kötü Kuyruk, bıkmıştı bu kadından, tam ortalık dikensiz gül bahçesi olmuşken, birikmiş işleri bu salaklara yaptırmışken kurtulalım bunlardan, bu kadar maaşı tanıdıklarım var, niye bunlara kaptırıyoruz diye tutturmuştu, yermişim gibi onların başarı belgelerini birbiri ardına sıralıyordu, o belgeleri nasıl aldığını neresine koyduğumu bilmezmişim gibi, alışkanlık onlardan da kötü bir bok kokusu yayılıyordu sanki her yere, refleksle, iğrenerek ittim belgeler yığınını, uzun pençe tırnaklarını etimi koparacak gibi uzattı, son anda vazgeçip kağıt yığınına sapladı, uzun azı dişlerimi gösterip homurdandım ben de, tam birbirimize girerken iki kafadar, önümüzden kahkahalarla geçip yönetim kurulu odasına daldılar, birimize bakıp daldık odaya. Ne zamandır kimseyi ısırmamış, deşmemiş, kol, bacak koparmamıştık. Onun tırnaklarında, benim dişlerimde ne zamandır taze et kokusu yoktu. Geri dönüp dolma kalemimi aldım, yaba yerine çatallı uç. İstifalarını yazarken lazım olur, şahitli saldırı.

Hızla toplantı odasına dalıp kameralardan Tepegöz’e tanıdık bir bakış attılar, ancak odada tıslayan kuyruğu gören Kötü Kuyruk geriye doğru bir adım attı, yönetim toplantısı öncesi bu erkek birlikteliğinden hoşlanmamıştı. Erkekler topluluğu şaşkın şaşkın onlara bakarken tıslayan yüz olanca hışmıyla erkeklerin üzerine yürüyüp camın önündeki bronz başarı ödüllerinden birisini yere doğru fırlatırken, şehrin kuzey doğusu ile ilgilenen Tepegöz kamerayı 51. kata zoomladı, hır çıkarılmış, zift karanlık ve yapışkan damgasını basmak için yer arıyordu.

Ayakkabı sümenin üzerine fırlatılmış, bu kez topuğu sümenin üzerinde ufak bir delik açmıştı, takmıyorlardı, sevgilisiyle kahkahalarla gülüyor, defalarca kamera görüntülerini izliyor, dondurup bazı görüntülere baktıkça daha keyif alıyorlardı. Erkeklerden yana olduğu anlaşılınca “Kötü Kuyruk” tıslayan kuyruğun tepesine çıkmış onu uzun tırnaklarıyla yolarken, “tatlı yüz” azı dişlerini uzatıp tıslarken, sevgilisini saldıranlara karşı korumaya çalışan ikinci başkan, Kötü Kuyruğun kaba uzun elleri, sevgilinin zarif narin bakışı. Ahhh işte bu yüzden sevemedim kadınları! Ekranı tekrar dondurdu, kadın azı dişleriyle sinsi kuyruğu dişliyordu şimdi.

Bronz heykelin alçı parçaları etrafa saçılmış, belgeler yırtılmıştı. Şimdi oturup yenilerini hazırlayıp, sahte imzalar çakma, yeni bronz heykeller yapma zamanıydı.

“Gününü ye”nin gluten saldırısından sonra onu yakalamak zor olmamış ( ne de olsa vücut salgıları en değerli müttefiktir.) ‘’gününü ye” nin işten çıkarılma tehditi “güvenme bana” ya sıçramış o “Tepegöz”ü ihbar ederek işinde kalabilmişti. “Yoktan var et” sahte belgeler düzenlemiş, zaten alışkın oldukları imzaları basmışlardı altına, “çöp kancası” çöpteki buruşuk kanıtları toplamış, “fitne fücur” manga takımında ortalığı birbirine katmıştı.

“Sen boş ver şimdi bunları” dedi, yanındakini okşarken. Gecenin karanlığında “gülen yüz”ün özel odasında ondan kalan kıyafetlerin, topuklu ayakkabıların birini giyip birini çıkarıyorlardı, giyilmeyen beyaz elbiselere iğrenerek baktılar, ne kadar beyazsa o kadar kara, kara zaten karaydı. Onların iri ve dolgun bedenlerinin iddialı çamaşırları üstlerinden dökülünce canları sıkıldı, yerde onları seyreden sezgi fidanına bi tekme savurdular.

“Bir aptalın anlattığı bir masal

(ödev)

bu:

(hayat gibi )

Kuru gürültüler, deli saçmalıklarıyla dolu.”

Macbeth

Shakespeare

Şaheser Yılmaz

Şaheser Yılmaz