Çalıların dalları ve yaprakları
akşam göğe doğru keskin bir şekilde beliriyor,
güneş ışığı her ne kadar hâlâ
bahçelerin ötesindeki birkaç pencereyi aydınlatsa da
yavaş yavaş kararıyor ortalık,
bunu kelimelerle anlatmak isterdim,
ama bir türlü bulamıyorum onları,
beyaz kağıda kalemle çizmeyi,
ve birkaç fırça darbesiyle boyamayı tercih ediyorum.
Sokağın sesleri çoktan dindi
ve köpeği olan yaşlı adam
ortalıkta pek görünmüyor
köpeğini gezdirmesine artık gerek yok
Gün içinde onu kaldırımda
yalnız yürürken gördüm.
HANNIE ROUWELER, HOLLANDA
Ithaca Vakfı No 812 Şiirin dağıtımı: Germain Droogenbroodt
Türkçeleyen: Dr. Barbaros İrdelmen
SILHOUETTES IN THE EVENING
The branches and leaves of shrubs
stand out sharply against the evening sky,
it slowly grows darker, although sunlight still
shines on a few windows across the gardens.
I would like to describe it in words,
however, I somehow can’t find them,
I prefer to draw with a pencil on white paper,
and paint with a few strokes of a brush.
The street sounds have already subsided,
and the old man with his dog
is nowhere to be seen. He no longer needs to walk his dog.
During the day, I saw him walking alone on the sidewalk.
HANNIE ROUWELER
The Netherlands
Distribution of the poem: Germain Droogenbroodt
See Poetry without Borders
Excellent poetry from all over the world in more than 40 languages
in English, Spanish, Dutch, Albanian, Arabic, Armenian, Bangla, Bosnian, Bulgarian, Catalan, Chinese, Farsi, Filipino, French, German, Greek, Galician, Hebrew, Hindi, Icelandic, Indonesian, Irish (Gaelic), Italian, Japanese, Kiswahili, Korean, Kurdish, Macedonian, Malay, Nepalese, Polish, Portuguese, Romanian, Russian, Sardinian, Serbian, Sicilian, Turkish, Urdu, Uzbek, Maithili (India and Nepal) and Tamil
http://www.point-editions.com
(2.1) Biyografi
Hannie Rouweler (13 Haziran 1951’de Goor, Overijssel’de doğdu) Hollandalı bir şairdir.[1][2] Ağırlıklı olarak Protestan olan Goor köyünde, yedi çocuklu bir Roma Katolik ailesinin çocuğu olarak dünyaya geldi. 15 yaşında yazmaya başladığını söylese de, ilk şiir koleksiyonu Regendruppels op het water’ı (“Sudaki Yağmur Damlaları”) 1988’de yayınlamadan önce otuzlu yaşlarının sonlarına kadar bekledi.
Regendruppels op het water’dan bu yana 20 kitap daha yayınladı ve günümüz Hollanda şiirinin önde gelen isimlerinden biri olarak kabul ediliyor. 1981’de Amsterdam’da kızı doğdu.
2008 yılında antolojiler, bireysel şiir kitapları ve çeviriler yayınlayan Demer Uitgeverij/Demer Press adlı e-yayınevini kurdu.
Hannie, Robert Burns’ün doğum günü kutlamaları için uluslararası şairler topluluğunun bir parçası olarak Hollanda, Belçika, İrlanda, İspanya, Norveç, Dumfries ve İskoçya’da performans sergiledi.
2004-2012 yılları arasında Belçika’da yaşadı. 2013 yılında Hollanda’ya, Leusden’e geri döndü.
Yayınlanmış eserler
Regendruppels op het water (1988)
Langs de vloedlijn (1989),
Onder een glasplaat (1990)
Langs de Rand (1990)
Steen en huid (1992)
Reiziger naar het word (1993)
Rivieren ve Ravijnen (1995)
Ankerplaats (1995)
Tekens van tijd (1996)
Bewegingen (1997)
Van de Dag’ın markalaşmasında (1999)
Ufuk Çizgisi (2000)
Uiterwaarden (2003)
Vogel op steen (2005)
Bloemlezing: Rozen verwelken, bloemen (2006)
Wolken, Ankers (2008)
Nieuwe Gedichten (2009)
Een reis langs en wit (2011)
Diepenbeek’te Avondluchten (2011)
Fransızca, İspanyolca, İngilizce, Lehçe, Romence çeviriler (şiir kitapları).
(2.2 )Yorum:
Sakin bir akşam manzarası anlatıyor gibi dursa da şiir alt katmanda yalnızlık, geçicilik ve ifade edememe duygusu taşıyor.
Şiirin başında doğa ve ışık üzerinden bir geçiş var: “çalıların dalları ve yaprakları / akşam göğe doğru keskin bir şekilde beliriyor” dizesiyle ışık azalırken görüntü netleşiyor. Sanki dış dünya kararırken iç gözlem açılıyor.
“bunu kelimelerle anlatmak isterdim, / ama bir türlü bulamıyorum onları”
Burada şiirin en güçlü taraflarından biri var. Şair, sözcüklerin yetersizliğini kabul ediyor. Bunun yerine “çizmeyi” ve “boyamayı” tercih etmesi, görsel sanatların kelimeden daha doğrudan olduğuna dair bir sezgi taşıyor. Yani şiir aynı zamanda sanatlar arası bir gerilim kuruyor: şiir mi resim mi?
“Sokağın sesleri çoktan dindi” ile dış dünya sessizleşiyor. Sonra yaşlı adam ve köpek motifi geliyor. Başta sıradan bir gözlem gibi duruyor ama finaldeki:
“Gün içinde onu kaldırımda / yalnız yürürken gördüm.” dizesi şiirin duygusal ağırlığını taşıyor. Önce “köpeğini gezdirmesine artık gerek yok” denmesi, okura köpeğin artık olmadığı hissini veriyor. Bu açıkça söylenmiyor; eksilme sezdiriliyor. Böylece şiir bir anda akşam manzarasından kayıp ve yaşlılık temasına kayıyor.
Bence şiirin en başarılı yanı, dramatik olmadan hüzün yaratması. Büyük sözler yok; küçük gözlemlerle duygu kuruluyor, günün bitişiyle birlikte görünür olan yalnızlıklar.
