Bir Görgü Tanığı Gibi Yalan Söylüyorlar
Geçen yıl NEYYA atölyede Homeros’un Odysseia’sını inceledikten sonra eve dönüş teması kapsamında Julian Barnes’ın iki romanını okuduk. Julian Barnes’ın “Aşk Vesaire” (2000) romanı, “Seni Sevmiyorum” (1991)’un devamı olarak eve dönüş temasını daha karmaşıklaştırdı. İlk kitapta Stuart, Oliver ve Gillian arasındaki ilişkiler bir çatışma sahnesi gibiyken, ikinci kitap bir anlamda geçmişin mirasını sorgulama ve dönüşlerin duygusal etkilerini keşfetme hikayesiydi.
Odysseia’da eve dönüş, yalnızca fiziksel bir yolculuk değil, aynı zamanda kimliğin ve aidiyetin yeniden kazanılması hikayesidir. “Aşk Vesaire” bu bağlamda modern bir Odysseia anlatısıdır denebilir. Karakterler fiziksel olarak geri dönseler de, duygusal olarak istediklerine ulaşamazlar.
“Aşk Vesaire”den dokuz yıl önce yayımlanan Julian Barnes’ın “Seni Sevmiyorum” romanı, sıradan bir aşk üçgeninden daha fazlasıdır. Üç karakterin birbirleriyle kesişen hayatları, gerçeği anlatmaktan ziyade yeniden inşa etmeye çalışan anlatılarıyla derinleşir. Stuart, Oliver ve Gillian, yalnızca kendi hikayelerini değil, aynı zamanda bir toplumun duygusal ve ahlaki çatışmalarını da yansıtır.
Oliver karakteri alaycı, karmaşık ve yönlendirici bir entelektüeldir. Onun dili, sıkça Fransızca ve Latince göndermelerle süslüdür. Görünüşte güçlü bir karakter olsa bile bastırılmış bir güvensizliğin ağırlığını taşır. Stuart’ı küçümsemesi, aslında kendi eksikliklerini maskeleme çabasıdır.
Stuart ise sıradan bir bankacıdır ve bu sıradanlığı onun en karmaşık özelliğidir. Sessizliği ve basitliği, hem bir güç hem zayıflık olarak okunabilir. Gillian’ın gözünde güvenilir bir insan, Oliver’ın gözünde yetersizliğin sembolüdür.
Gillian’ın çocukluğunda yaşadığı travmalar, babasının onu ve annesini terk edişi, onun karakterini ve seçimlerini belirler. Tablo restorasyonu işindeki becerisi, geçmişle yüzleşme ve kendi hikayesini yeniden oluşturma çabasını işaret eder.
“Seni Sevmiyorum” Stuart’ın hikayeyi doğrudan okura anlatmasıyla başlar. İlk sayfalarda Stuart, Oliver ve Gillian’ın bir araya geliş hikayesini ve aralarındaki dinamikleri kendi bakışından aktarır. Ardından, Oliver ve Gillian’ın sesleri devreye girince, olayların farklı boyutlarını okur olarak keşfederiz.
Stuart ve Oliver, okul yıllarından beri arkadaş olan iki zıt karakterdir. Stuart’ın sakin ve basit yaşam tarzı, Oliver’ın hareketli ve gösterişli kişiliğiyle tezat oluşturur. Oliver’ın, Stuart üzerindeki etkisi, hem etkileme odaklı bir arkadaşlık hem de zayıf bir rekabet ilişkisi olarak şekillenir.
Gillian, bir sanat restoratörü olarak hikayeye katılır. Hem Stuart hem de Oliver, Gillian’a farklı şekillerde ilgi duyar. Stuart onunla evlenir, ancak Oliver, Gillian’ın dikkatini çekmek ve onu kazanmak için kurnaz ve cesur bir mücadeleye girişir.
Gillian, Stuart ile evlenmesine rağmen, Oliver’a karşı güçlü bir çekim hisseder. Stuart, karısının kendisinden uzaklaştığını fark etmeye başlar, ancak Oliver’ın Gillian’a olan ilgisini göremez. Oliver, Gillian’a olan aşkını ilan eder ve Stuart’ı saf dışı bırakma hamleleri yoğunlaşır. Gillian iki erkek arasında sıkışmış bir kadına dönüşür; geçmişte yaşadıkları ve güvensizlikleri seçimlerinde rol oynar. Artık Oliver’la beraberdir. Bu durum, Stuart’ın duygusal bir çöküş yaşamasına neden olur.
Stuart, “Seni Sevmiyorum”un sonunda “kaybeden” gibi görünse de, “Aşk Vesaire”de yeniden sahneye çıkar. Tıpkı Odysseus gibi, geçmişte kaybettiği toprakları (bu durumda Gillian’ı) geri almak için Amerika’dan geri döner ve bir mücadeleye girişir. Ancak Stuart’ın dönüşü, zaferden çok, geçmişin hayaletleriyle yüzleşme çabasıdır.
Sadece Oliver ve Gillian’ın hayatını değil, kendi kimliğini de sorgular. Bu noktada, Odysseus’un İthaka’ya dönüşünde Penelope ve Telemakhos ile yeniden bağ kurma çabasıyla paralellik kurulabilir.
Oliver, Stuart’ın tam zıttı olarak, her zaman hareket halinde gibi görünse de duygusal anlamda aynıdır. Onun “eve dönüşü” bir tür içsel yolculuktur ki genellikle kara mizah ve içsel tatminsizlikle örtülüdür.
Gillian, ikinci kitapta da sessizliğini büyük ölçüde korur. Stuart ve Oliver arasındaki çatışmanın pasif bir gözlemcisi gibi görünse de, kendi seçimlerini ve geçmişteki travmalarını anlamaya çalışır. Penelope’den farklı olarak, Gillian kimseyi beklemiyor; kendi yolculuğunu inşa etmeye çalışıyordur.
“Aşk Vesaire”, geçmişin her zaman yeniden yazılabilir olduğunu ve bu yeniden yazımın karakterler üzerindeki etkilerini vurgular. Stuart, Oliver ve Gillian üçlüsünden her biri geçmişin yükünü taşır. Eve dönüş, fiziksel yeniden bir araya gelişten çok, geçmişle yüzleşme ve kayıpları anlamlandırma çabasıdır. Kim olduklarını yeniden tanımlamaya çalışırlar. Tıpkı Odysseus’un İthaka’ya dönüşünde karşılaştığı değişiklikler gibi, Stuart’ın dönüşü de beklenenden çok farklıdır. Oliver ve Gillian’ın ilişkisinde çatlaklar vardır, ancak Stuart’ın geri dönüşü bu çatlakları onarmaktan ziyade belirginleştirir.
Kadın bakış açısıyla Barnes’ın Gillian karakteri ile Homeros’un Penelopesi’ni karşı karşıya getirelim. Penelope, Odysseia boyunca zekası ve sabrıyla aktif bir figürdür. Özellikle kefen dokuma hikayesi, onun direnişinin ve stratejik zekasının bir sembolüdür. Taliplerini oyalamak için gündüz dokuyup gece söktüğü kefen, Penelope’nin Odysseus’a sadakati kadar, kendi yaşamını kontrol altına alma çabasını da temsil eder. Bu süreçte Penelope, hem zaman kazanır hem karşısındaki erkekleri zekasıyla alt eder. Penelope, sadece Odysseus’un dönmesini bekleyen bir eş değildir. O, bu süreçte kendi kaderine yön vermek için sürekli olarak mücadele eder. Beklemek, onun için pasif bir eylem değil, stratejik bir dirençtir.
Gillian, “Seni Sevmiyorum” ve “Aşk Vesaire”de, sessizliği ve çekingenliğiyle dikkat çeker. Ancak bu pasif duruş, erkek karakterler üzerinde büyük bir etki yaratır. Stuart ve Oliver arasındaki çatışmanın temelinde Gillian’ın varlığı yatar. Her iki erkek de onun sevgisini kazanmak için mücadele eder, ancak Gillian hiçbir zaman bu mücadelede açıkça taraf tutmaz. Gillian’ın hikayesi, bir direniş hikayesi olmaktan çok, içsel bir yolculuktur. Babasının terk edişi ve geçmişte yaşadığı hayal kırıklıkları, onun kararlarını ve erkeklere olan yaklaşımını şekillendirir. Gillian, Penelope gibi etkili bir taktik geliştirmese de varlığıyla olayların akışını belirler.
Penelope’nin zekası ve kararlılığı, onun kaderini kontrol altına almasını sağlar. Gillian, daha çok olayların içinde sürüklenendir. Onun sessizliği ve çekingenliği, kontrolü dışındaki olayların akışına şekil verir. Peki, Gillian’ın bu pasifliği, modern bir Penelope yorumu olarak değerlendirilebilir mi?
Konuyla bağlantılı olarak Neyya Atölye’de incelediğimiz diğer bir kitap, Margaret Atwood’un Penelope (2005) adlı romanıydı. Atwood, bu eserinde klasik anlatıyı ters yüz ederek, Penelope’nin hikâyesini kendi bakış açısından, modern bir üslupla ve feminist bir yorumla anlatır.
Atwood’un Penelope’sinde, Homeros’un Odysseia’sıyla arasındaki ilişkiyi ve Penelope’nin karakterini modern bir yorumla ele alması, Julian Barnes’ın Gillian’ı ve Aşk Vesaire gibi modern romanlarla karşılaştırıldığında oldukça ilgi çekicidir.
Atwood, Penelope’yi Odysseia’daki pasif bir eşten ziyade, kendi hikayesini anlatan bir kadın olarak resmeder. Roman, Penelope’nin ölümden sonra kendi hikayesini yeniden yazması üzerine kuruludur. Bu, klasik anlatıya eleştirel bir bakış açısı kazandırır. Atwood, Penelope’nin hikayesini kadın bakış açısıyla derinleştirir ve onu güçlü, zeki, ancak toplumsal baskılar altında ezilmiş bir karakter olarak tasvir eder. Onun zekası ve yöntemleri bu mücadeleyi şekillendirir. Gillian, modern bir kadındır, ancak toplumsal rollerin ve kişisel travmaların etkisi altındadır. Babasının terk edişi ve ilişkilerindeki çatışmalar, onun kimlik arayışını yansıtır.
Atwood’un Penelope’si, Gillian’a göre çok daha aktif bir özne olarak tasvir edilmiştir. Ancak her iki karakter de, yaşadıkları dünyada kadın olmanın zorluklarını ve erkekler arasında varolma mücadelelerini temsil eder. Penelope, zekasıyla bu mücadeleyi kazanırken, Gillian’ın hikayesi, bir arayış ve çözülme hikayesi olarak kalır.
Peki Gillian, Atwood’un Penelope’si gibi kendi hikayesini yazabilen bir karakter olsaydı, roman nasıl şekillenirdi?
Nükhet Eren
Kısa not: Odysseia’nın Penelope’li bölümlerini – 1.-2.-4.-17.-20.-21.-23.- sesli olarak pazartesi14.com adresinde bulabilirsiniz.
