Taşların tüm yolu irili ufaklı kapladığı dar bir yolda kafamın içinde yankılanan müzik eşliğinde yürüyorum. Siyah beyaz tüm yola dağılmış, kendilerine yıllardır değişmeyen bir yer edinmiş daha küçük çakıl taşları ise tıpkı benim dünyadaki varoluş çabam gibi yalnız hisseden taşlar olarak, yerlerini kaybetmemeye çalışarak, alttaki toprağa sımsıkı sarılmışlar ve kendilerini yaşatmaya çalışıyorlar. Şimdi ilerleyen yaşıma rağmen hala nasıl tam yol devam edebildiğimi sorguluyorum.

       20’li yaşlarımda biri bana bir davadan asla vazgeçmeyeceğimi söyleseydi, buna inanmazdım. Ancak 30 yılı aşkın süredir, zihnimde çalan müziğin olağan ritmiyle yoluma devam ediyorum. Yıllardır süren arayışlarımın sonunda bulduğum kapıyı günlerdir gözetliyorum. Evden ayrıldıktan sonra geçen onca yıla rağmen, bu davayı sonlandıracağıma olan inancım hiç tükenmedi. Ruhumun huzura ereceğine o kadar eminim ki bu düşünce beni ayakta tutuyor. Kafamda yıllarca canlı tuttuğum müziğin ritmi bana daha iyi odaklanmam gerektiğini hatırlatırcasına kahküllerimden düşen yağmur tanelerine karışıyor. O, saçlarımı bu denli kısa kestiğinden beri asla değiştirmedim saçımı. Aynada kendime her baktığımda bu gün için, bu günün hafifliğini hissedeceğimi bildiğim için, o acı anını asla unutmamak için direndim. Bir maskenin altında tek bir ana kavuşmak için yaşadım. Ve işte bugün günlerdir değiştirmediğim kot elbisem ve onun hiç sevmediği kırmızı topuklu ayakkabılarım ile birlikte saatlerce izlediğim evinin önünde, yıllardır aklımdan silinmeyen kan kırmızısı arabasının karşısında dikiliyorum. Her şeye şahit olacak birkaç kuş ve asla sahiplenmeme izin vermediği kedilerim ile birlikte…  Gözlem dışında pek hava almaya fırsat bulamayan Rosy ve Vilma mırıldanarak her şeye şahit olacak. Canımı sıkan tek şey onlar kuşlara mırıldanırken çok dikkat çekecek olmamız. Elimde taşıdığım kocaman bir balta olması dışında da bir sorun yok tabii ki…

       Evin tam karşısında durup dışarı çıkmasını bekledim. Saatlerce bekledim, asla kıpırdamadan. Rüzgar da bizlere yolumuzun zorluklarını hatırlatırcasına sert etkisi ile sufle veriyordu. Uğultusu bizi destekliyor ve doğru yolda olduğumuzu vurguluyordu. Kapı aralandı. Günlerdir beklediğim ya da beklememe değeceğini hissettiğin o an geldi. Aniden etrafıma bakmaya başladım, şahit istemiyordum. Baltayı hedefe odaklanarak kaldırmıştım ki o an bu yaşıma tanık olan saatim bedenimden yağ gibi kayarcasına yere düştü. Ama onunla ilgilenecek zamanım yoktu. Hızlı olmalıydım. Gerginliğim arttı, elimdeki balta doğru anı beklercesine hazırdı. Kafamda başa saran müziğin sonuna geliniyor, son yükseliş, bir darbe ve müzik bitiyor. İkinci darbe ve son ses… Her şey yerle bir.

       Alkış sesleri eşliğinde etrafıma bakıyorum. Parmaklarımın etrafındaki kanlar damla damla akıyor. Tüm bedenim ıslak. Saatime baktım, kana bulanmış ve zaman durmuş. Cansız bedeni tam karşımda. Kuş cıvıltısına boş birkaç ev ve yıkıntıların görüntüsü karışmış. Vilma ve Rosy koşarak bana yaklaşıyor. Kırmızı topuklu ayakkabılarım kedilerimin yaladığı kanların içinde kayboluyor. Kırmızı arabanın parçaları her yere dağılmış. Gözlerim kapanırken alkış sesleri yükseliyor ve kararmakta olan havanın ihtişamı yansıyor. Ertesi gün gazetelerin manşetlerini zihnimde tasarlıyorum…
“Araba patlaması ve ölümcül darbe… İki ceset, bir aile faciası.”