bu ülke sabit değil
adını çoktan unuttuğum bir kadının
çeyiz sandığındaki gibi
iç içe konmuş dikişsiz geçmişler
bozulmuş diller
eğrilmiş harfler

bir belirsizlikte
batıdan değil, doğudan da değil
geçiyoruz hep
hiçbir yere varmadan

bu toprak
kendi sesini yutmuş bir ülke gibi
fay dolu
üstü kaygan
altı kırık

ben bazen yürürken
ayaklarımın altından
başka bir zaman geçiyor
bir isyanın bastırıldığı gün
bir kadının susturulduğu an
bir çocuğun öldürüldüğü tarih

vicdan, burada
bir duvar yazısı değil
bir hayvan gibi
yaralı dolaşır bedenimde
tanımadığım kadınların sesini taşırım
göremedikleri çocukları
söyleyemedikleri şarkıları

Benjamin der ki

Geçmiş yıkım üzerine kurulmuştur
tarih, parçalanmıştır
ama biz
parçaları toplamaya değil,
içimizde taşımaya yazgılıyız
çünkü her kelimemiz
bir fay çizgisi üzerinde
titreyerek durur

ben bu şiiri
göçük altından çıkarıyorum
bir annenin
bir kadın öğrencinin
bir pazar yerinde düşen çığlığın
tam ortasından

ben,
bedeni eksik
gönlü fazla
bir kadınım

ve bu ülke
bana hâlâ sormadı:
“Sen nasılsın?”
Ben de cevap vermedim.
Sadece yazdım.

Vicdan yer tutmaz

bir organ gibi değildir
ama yer kaplar
oturmaz hiçbir sandalyeye
ama sırtına oturur
omurgana işler

gece
uykunu bölen şey
acıdan çok
vicdandır
bir sesi
susmuşken duyman
bir çığlığı
sen atmadan işitmen

vicdan
ne dini
ne ideolojiyi
ne devletin kutsalını bilir
ama bir bakış
bir el hareketi
bir çocuğun sessiz kalışı
onu çağırır

ben bu ülkede
vicdanımı bir çanta gibi taşıyorum
sorulmadı bana
ama ben anlattım
ne zaman sustum
işte o zaman içimden
bir fay attı

hatıra değil bu
bir yeri olmayan
ama her yerde dolaşan
sürgün bir bilinç hali

Benjamin’in tarih meleği geriye bakar
ama rüzgâr onu geleceğe sürükler
bizim vicdanımız
hiçbir yöne tam dönemez
çünkü hep yer değiştirir
çünkü bu ülkenin tarihi
sabitlenmez
çünkü bu ülkenin kadını
ne unutur
ne konuşabilir

ben yazıyorum
çünkü bedenim eksik
çünkü dilim kesik
çünkü vicdanım
yer bulamıyor artık
sadece yazıda durabiliyor

Nükhet Eren