Yok, yapamıyorum. Kulaklıkla müzik dinlemeden yürüyemiyorum. Ne zaman dışarıda tek olsam müzik dinleyerek ilerliyorum. Basit bir alışveriş için dışarı çıktığımda bile illa kulaklığımı takıyorum. Şu anda da dışarıdayım, kulaklarımda müzikle.
Adım başı dört yol ağzı var yaşadığım yerde. Nereden araç çıkacağı belli olmaz. Motorsikletler vızır vızır, trafik kurallarını ihlal ediyorlar. Kazalar son zamanlarda çoğaldı. Böyle bir yerde kulaklıkla yürümek akla sığıyor mu? Ya araçları duymazsam? Bazen birisiyle konuşurken ona bakarız bakmasına da onu dinlemeyiz, aklımız başka yerdedir. Karşımızdaki kişi aşağılanmış hissederek bir tane vurmak ister belki suratımıza. Sen kim oluyorsun da beni dinlemiyorsun? İşte sokakta kulaklıklarla yürüme işi de buna benziyor. Sokağı görüyoruz da dinlemiyoruz. Sokak da aşağılanmış hissedip vurmak istemesin? Sen kim oluyorsun da herkes bu kadar temkinliyken kulaklık takabiliyorsun? Yoksa beni yeterince tehlikeli bulmuyor musun?
(Ters yönden bir motorsiklet geliyordu. İyi ki başımla müziğe ritim tutarken başımı o yöne döndürmüşüm. Bu sayede motorsikleti yeterince uzaktan görmüş oldum. Müzik hayatımı kurtardı. Ama şu kulaklıkları hiç takmasaydım, müziğin beni kurtarmasına gerek kalmayacaktı ki!)
Müziği severim sevmesine de dışarıda kulaklık takmadan yürüyemememin sebebinin müzik aşkından olduğunu düşünmüyorum. Bir kere çalan şarkıları baştan sona, tadına vararak dinleyemiyorum yürürken. Dikkatimi çalan şeyler oluyor sürekli, başta motorsikletler. Müzik ara sıra odağıma oturuyor, ama çoğu zaman geri planda seyrediyor. Ayrıca yürüyüş tarihte düşünmekle ilişkilendirilmiştir, müzik dinlemekle değil. Yürüyüş düşünmeye alan açar demişlerdir, katılıyorum. Gerçekten de yürürken zihnim ister istemez bir düşünceden diğerine savruluyor. Arada da müzikte duruyor. Ama yürürken düşünmek daha fazla keyif veriyor.
Kesik kesik de olsa, dışarıdayken dinlediğim müzik sayesinde coşku ve keder gibi güçlü duygular hissediyorum. Hoşuma gidiyor bu. Bir yerden bir yere hareket halinde değilken, yani iş ve ev gibi kapalı ortamlarda güçlü hislere yer yok. Monoton bir düzen var. Sınırlar var. Herkes yapması gereken şeyleri özel veya farklı bir duyguya kapılmadan yerine getiriyor. Ah huzur! Bir kedi veya bir çocuk yüksek sesle bir bağırış koyverdiğinde rahatsız olunuyor. Bırakın insanlar işini yapsın. Bir yetişkin bağırdığında aşırı tepki verdiği söylenerek devam ediliyor. Devam etmek his kaybının bir özelliğidir. Güçlü hisler hisseden kişi devam edemez, hissi yaşar.
Ama böyle hisleri daha müsait bir an ve ortamda müzik dinleyerek doyasıya yaşayabilecekken, neden dışarıda hareket halindeyken, kalabalık bir caddede karşıdan karşıya geçerken yarım yamalak yaşamak isteyeyim ki? Canım tehlike altındayken şarkıların hakkını nasıl vereyim? Hayır, dışarıda müzik dinlememin sebebi müzik sevdası olamaz.
(Antep fıstığı alacaktım. Karşıya geçeyim.)
Kulaklık takmadan dışarı çıktığımı farz edelim. Yerine göre örneğin korna sesleri, konuşma sesleri, gök gürültüsü duyabilirim. Neden bunları duymamak için daha önce çok kez dinlediğim şarkılara kaçıyorum? Dışarısı kontrolsüz bir ortam. Benim dışımda gelişen, benimle ilgisi olmayan şeylerle dolu. Beni küçük ve önemsiz hissettiriyor. Yapısında ve işleyisinde söz hakkım olmadığı için ait hissetmediğim bir ortam. Dışarıda benim gibi ya da benim hoşuma giden şekilde konuşmayan, gülmeyen, araç kullanmayan insanlar var. Ne kadar tahammülsüzleşmişim bu duruma? Ama tek taraflı tahammülsüzlük olur mu?
Belki de boş duramıyorumdur. “Boş”. Her anı bir etkinlikle doldurmak istiyorumdur. Dışarıda başka bir şey yapmadan sadece ilerlemeyi eksik görüyorumdur. Ne bu panik? 20 dakikalık bir yolculukta müzik dinlediğimde neyi kurtarmış oluyorum? Ya da belki de bu 20 dakikalık sıkıcı yolculuğun hayatımın bir parçası olduğunu kabullenemiyorum. Teknoloji bu sıkıntıdan ne zaman kurtaracak bizi?
Dahası var. Dışarıda müzik dinleyerek yürümemin sebebi içten içe hayatımı değerli bulmamam ve kendime zarar vermeye yönelik eylem arayışında olmam da olabilir. Zaten…
“Merhaba Ali Abi, 200 gram antep fıstığı rica edebilir miyim?”
Artun Mimar

Kendini, kendinin dışında gibi tahlil ederek okuyanı da heyecanla birlikte yürütmek… Kutluyorum….
“Sokak da aşağılanmış hissedip vurmak istemesin?” hem komik hem felsefi. Anlatı bitmesin istedim, edebi deneme lezzeti için yeniden baştan okuyorum.