İlber Ortaylı ile karşılaşmalarım birkaç ayrı zamana yayılıyor. Sanıyorum onunla yüz yüze gelmiş olmak, pek çok kişi için benzer biçimde hafızada yer eden bir deneyimdi, çünkü yalnız kitaplarıyla ya da televizyon programlarıyla değil, bulunduğu her mekânda dikkat çeken bir varlığı vardı.

İlk karşılaşmam Topkapı Sarayı’nda oldu. Sarayın girişinde sağ tarafta güzel bir oda vardı. Yanlış hatırlamıyorsam İran tarihi ya da İran edebiyatı üzerine bir konuşma yapılıyordu, konukları da vardı. Ayrıntıları bugün net biçimde anımsamıyorum ama onu zaten televizyondan tanıyorduk, her hafta yaptığı programlardan sesi eve kadar giriyordu. Yüz yüze gördüğümde ise ilk dikkatimi çeken, zekâsının canlılığı ve entelektüel alanının genişliği olmuştu. Doğrusu büyük bir hayranlık uyandırmıştı bende.

İkinci karşılaşmam Alev Alatlı ile birlikteydi. Ortaköy ya da Beşiktaş tarafında bir yerdeydi, başlık sanırım Rusya üzerineydi. Orada Alev Alatlı’nın belli noktalarda takıntı diyebileceğim görüşleri vardı. İlber Ortaylı’nın ise karşı olduğu yerlerde bile sözü yumuşatarak, nezaketini bozmadan cevap verdiğini hatırlıyorum. Hatta girişte Alev Alatlı yüksek sesle “İlber n’aber” diye seslenmişti. O sesleniş arkadaşımın diline aylarca takılmış, aramızda küçük bir espriye dönüşmüştü.

Üçüncü karşılaşmam Edremit Kitap Fuarı’nda oldu. Akşam saatlerinde konuşmacıydı. Ben de o gün imza için oradaydım. İnanılmaz bir kalabalık vardı. Gerçekten insanlar onu çok seviyordu. Elinde bastonuyla çıkışa ilerlerken çevresinde en az elli kişi vardı, herkes bir şey sormaya, fotoğraf çektirmeye çalışıyordu. Açıkçası bir popstar gibiydi.

Sonraki karşılaşmam TÜYAP Kitap Fuarı’nda oldu. Lavabo çıkışında küçük bir çocuk annesiyle birlikteydi. Beş altı yaşlarındaydı. Annesi sürekli “Çabuk ol, İlber dedeyi kaçırdık” diyordu. Bu söz çok ilgimi çekmişti. Sonra annesi, çocuğun onu televizyondan tanıdığını, gerçekten dede gibi gördüğünü söyledi. Merak edip salona girdim. Büyük konferans salonu ağzına kadar doluydu; insanlar ayaktaydı ve onu dinliyordu. Kitap fuarının en çarpıcı görüntülerinden biriydi bu. Popülerliğinin ne kadar yükseldiğini orada açıkça görmüştüm.

En son geçen yıl Koç Üniversitesi Hastanesi ortopedi bölümünde karşılaştım. Yine bastonuyla yürüyordu, yanında iki doktor vardı. Bekleyenler arasında onu tanıyanlar hafifçe selam veriyordu. Ben de aynı şekilde selamladım. Zarafetle geçti. O sırada eliyle ilgili bir sağlık sorunu nedeniyle orada bulunduğunu öğrenmiştim.

Benim hayatımdan da zaman zaman geçti İlber Ortaylı, bir saray odasından, bir salon girişinden, bir fuar kalabalığından, bir hastane koridorundan. Her defasında çevresinde kendiliğinden oluşan bir dikkat halkası vardı. Bilgisi kadar sesi, sesi kadar varlığı hafızada kalıyordu. Dün aramızdan ayrıldı, geride yalnız tarih anlatıları değil, çok sayıda insanın belleğinde yüz yüze karşılaşılmış canlı bir iz bırakarak.

Nükhet Eren