Kasımın son günleri olsa da hava ilkbaharı kıskandıracak kadar taze ve yumuşaktı. Bambaşkalık şehrin iliklerine dek yayılmıştı.

Bu atmosferin etkisindeki İstanbul’da, o gün hiç trafik kazası olmamış; sürücüler bağırıp, küfretmemişlerdi. Yayalar kırmızı ışıkta sabırla beklemişti. Kediler ve köpekler için bile sokaklar güvenli olmuştu. Köprüaltı çocukları yaşamlarında ilk defa pantolonlarının kemerlerini gün boyunca kontrol etmemişlerdi.

Asansörden çıktığında, yeni taşınan yan komşusunun kapısından içeri girdiğini gördü. Yüzünü seçememişti. Kendisi gibi uzun boylu, ince yapılı kadının mor renkli saçlarını görünce insanın kendini nasıl böyle rezil edebileceğini düşündü. Cömert bahşişler verdiği apartman görevlisi Mehmet’ten, nasılsa yeni komşusu hakkında tüm bilgileri alırdı.

Bir an önce duşa girmek için aceleyle evinin kapısını açtı. Ilık suyun altına kendini bıraktığında bu ay da istediği satışı yaparsa, o lüks sitenin akıllı dairelerinden birini kiralayabileceğini düşündü. Bornozunu giyerken bitişikten gelen köpek havlamasını duydu. Akıllı evine geçtiğinde böyle sesleri duymayacaktı. Demek ki mor saçlı komşusunun bir de köpeği vardı. Bu hoşuna gitmemişti. En temiz görünüşlüsü bile çok pis kokardı. Zaten kokuyla arası epeydir sorunluydu. Birçok kişiye sıradan, hatta iyi gelenleri bile onun midesini bulandırırdı. Uzun zamandır kendi kokusu da ona kötü geliyordu. İş yerindeyken tuvalette en az beş defa koltuk altlarını sabunluyor, yine de istediği gibi kokamıyordu. En son sevdiğini hatırladığı koku anneannesininkiydi. Yaşlı kadın ona ne zaman sarılsa, burnunu harika bir çiğ börek kokusu sarardı. Köpek hala havlıyordu ancak bu kez acı çekiyormuş gibi inleme sesleri de çıkarmaya başlamıştı. Bir akıllı eve çıksa… İç çamaşırlarını giyerken aklına Selim geldi. Hayvanlar denince ondan başkası düşünülemezdi. Üstelik karizmatik ve varlıklıydı. Fena da kokmuyordu. Onun gözüne girmek için bu çok doğru bir hamle olacaktı. Mor saçlı komşu ve inleyen köpek kesin ilgisini çekecekti.

Gülümseyerek eline aldığı cep telefonunu gülümseyerek kapattı. İki saat sonra Selim onu almaya gelecekti. Aceleyle saçlarını kuruttu, şekil verdi. Makyajını yaparken köpeğin inlemeleri neredeyse yalvarmaya dönmüştü. O sırada zilin çaldığını duydu. Kapıya yaklaşıp göz deliğinden baktı. Mor saçlı kadın sırtı dönük biçimde kapısının önünde duruyordu. Sessiz adımlarla gerisin geri döndü. Yarım kalan makyajına devam etti. Yatak odasındaki boy aynasından gözlerini alamıyordu. Giydiği elbiseye çok para vermesine değmişti doğrusu. Güzelliğini ve cazibesini ön plana çıkarmış, basenlerini daha ince göstermişti. Bitişikten bu kez de ağlama sesleri geldiğini duydu. Köpeği önce dövüp sonra da pişmanlıktan ağlayan komşunun sesini hiç duyurmayacaktı akıllı ev. Yeni aldığı ayakkabılarını da giydi ve son kez aynadaki görüntüsüne baktı. Bu akşam Selim’in başını tam döndürecekti.

Kapıyı çekerken yan dairenin kapısı açıldı. Mor saçlı kadın gözleri kan çanağına dönmüş halde ona doğru yürüdü. Bir an göz göze geldiler. Perişan durumdaki kadın hıçkırarak başını onun omzuna yasladı.

Komşusunun kendine ikizi kadar benzemesinin şaşkınlığıyla sarsıldı. Sayıklar gibi konuşan kadın; köpeğinin az önce öldüğünü, yardım istemek için ona geldiğini ama onun zili duymadığını söylüyordu. Mor saçların arasından yayılan çiğ börek kokusu burun kemiğini sızlatıyor, onu kıskıvrak bağlıyordu. Kısa süren duraksamadan sonra silkindi. Sert bir hareketle kadından uzaklaştı. Üzüldüğünü söyleyerek, asansöre doğru yürüdü. Aynada, gözyaşlarından bozulan makyajını düzeltti. Hala harika görünüyordu.

Dışarı çıktığında iki taksici birbirlerinin boğazına yapışmış, küfürler savuruyorlardı. Gözlerinin olması gereken yerler sadece iki çukurdan ibaret olan yavru bir kedi, bacaklarına süründü. Sert bir hareketle hayvanı yana savurdu. Yakın bir yerlerden duyulan çocuk haykırışlarını, içinden söylediği çok popüler şarkıyla bastırdı. İleride onu bekleyen son model spor arabaya doğru kendinden emin adımlarla yürüdü.

Gülayşen Erayda