Umberto Eco, ‘Anlatı Ormanlarında Altı Gezinti’ kitabının ilk bölümünde bahseder ‘Slyvie’den, “bugüne dek yazılmış kitapların en güzellerinden biri” olarak ve kitap boyunca “Gerard de Nerval’in Slyvie’sine sık sık başvuracağım” der. (1) Atölye çalışmalarımız sırasında anlatı ormanında peşine takıldığımız Eco, edebiyatçı kimliği ile birlikte düşünür ve teorisyen yanını da ortaya koyduğu bu kitapla ‘Slyvie’ ile tanışmamıza da vesile oldu. Bazen uzun bir öykü bazen kısa bir roman olarak nitelendirilen bir aşk öyküsüdür ‘Slyvie’; anlatıcının âşık olduğu kesindir, ama aşkının öznesi değişir durur anlatı boyunca. Çocukluk aşkı Slyvie mi gençliğinde sadece bir kez görüp unutamadığı Adrienne mi yoksa yetişkinliğinde peşinden koştuğu Aurélia mı? Çocukluğunun en güzel günlerinin geçtiğini anlattığı, uzun ve canlı doğa betimlemeleri ile okuyucuyu da göllerinin kıyılarında, yemyeşil ormanlarında, duvarları sarmaşık kaplı şatoların bahçelerindeki bahar şenliklerinde gezdirdiği Valois kırsalı mıdır yoksa anlatıcının kalbini titreten? Hepsi birdir belki de.

Anlatıda belirsizlikler sadece bu kadarla kalmıyor. Anlatıcının aktardıklarını kronolojik bir sıraya koymak neredeyse olanaksız. Yarı uyanık görülen düşlerin, yolculuk sırasında hatırlanan anıların ne kadarının gerçek olduğu da belirsiz. Okuyucu, durgun bir denizde arada bir esen hafif rüzgârın yönüne göre tatlı tatlı salınan bir sandal gibi gidip gelmektedir anlatıcının yaşamında; sanki zaman doğrusal ilerlemiyormuş gibi. Yazma zamanından oldukça eski bir zamanda başlar anlatı, düşler ve anılarla daha da gerilere gider, tekrar ilerler ve yazma zamanına doğru yaklaşır. Tarihi okuyucuya tam olarak bildirilen tek olay, Adrienne’in manastırda “1832’ye doğru” ölümüdür ve geçmişteki bir olayı anlatan bu cümle aynı zamanda öykünün bitiş cümlesidir. Marcel Proust’un, Gerard de Nerval’i 19. yüzyılın en önemli yazarlarından biri olarak gördüğü ve özellikle ‘Slyvie’ öyküsünde ‘zamanın kaybedilmesi ve yeniden kazanılması’ temasına hayran kaldığını okuyunca hiç şaşırmadım. (2) İlk cildi 1913’te basılan Proust’un ‘Kayıp Zamanın İzinde’ serisini düşününce yazarın, 1853’te basılan ‘Slyvie’den bu derece etkilenmesi oldukça anlamlı geldi bana.
Diğer taraftan anlatının içinde sıkça karşılaştığımız romantik ve bence çok etkileyici doğa betimlemeleri de masalsı, buğulu, sisli bir hava yaratıyor. Sanki bir tülün arkasından görebiliyoruz bize anlatılan öyküyü.

Bu büyüleyici hikâyenin yazarı 1808 Paris doğumlu Gerard de Nerval, iki yaşındayken ölen annesinin ve Napolyon’un ordusunda doktor olarak savaş meydanlarında bulunan babasının yokluğunda dayısının Valois’daki şatosunda büyür. Valois, tıpkı ‘Ateşin Kızları’ kitabında olduğu gibi pek çok eserinin de mekanı olmuştur. Paris’te eğitim gören Nerval 16 yaşında ilk şiirini yazar ve 18 yaşında iken yazdıkları yayımlanmaya başlar. 19 yaşında, kısıtlı Almanca bilgisi ile iddialı bir işe girişen Nerval, Goethe’nin Faust’unu çevirmeye başlar. Hatalarına rağmen oldukça başarılı bulunan çeviri 1828’de yayımlanır ve Nerval, Fransız romantik hareketinin lideri Victor Hugo’nun evine davet edilecek kadar edebiyat çevrelerinin dikkatini çeker. Romantik akımın en güçlü temsilcilerinden kabul edilen Nerval, 1855 yılındaki intiharına kadar çeviri, şiir, öykü, roman, köşe yazıları ve gezi yazıları olmak üzere pek çok eser vermiştir.
Annesini hiç görmemiş, tanımamış olması Gerard de Nerval için yaşam boyu süren bir üzüntü kaynağı olmuş. Kendisinin bu konudaki “Annemle hiç tanışmadım, resimleri kaybolmuş ya da çalınmıştı.” “Hayatımın biricik yıldızı ölmüştü.” (3) ifadeleri, ‘Slyvie’ gibi pek çok eserinde aşkla tariflediği kadınların bu erken kayıpla bağlantısını da düşündürüyor. Hem duygusal hem mali açıdan oldukça çalkantılı bir yaşam sürdüren Nerval; 1841, 1842 ve 1852 yıllarında sinir buhranları geçirmiş ve her seferinde hastanede tedavi altına alınması gerekmiş. Bu buhranlar sırasında gördüğü halüsinasyonlar/rüyalar/anılar hem ‘Slyvie’ hem de ‘Rüya ve Yaşam’ eserlerine esin kaynağı olmuş ve bu eserler büyük oranda hastanede yazılmış. (4)
1854-55 yıllarında yıllarına gelindiğinde geçirdiği krizler sebebiyle sürekli hastaneye yatıp çıkan, bir taraftan da yoksullukla baş etmeye çalışan Nerval, 1855 yılında soğuk bir Paris gecesinde Vieille-Lantern sokağında bir pencere demirine asılı halde bulunmuş.
(5)

Umberto Eco ‘Slyvie’i yirmi yıldır defalarca okuduğunu, her virgülünü, yazarının kurduğu her oyunu artık bildiğini söylüyor. (6) Eco, ‘Slyvie’ ormanında defalarca kaybolmuş ve her seferinde bu büyülü eserden büyük bir okuma keyfi almış. Eseri henüz iki kez okudum ama büyüsüyle beni de sadık okurları arasına kattığını rahatlıkla söyleyebilirim. ‘Ateşin Kızları’ başlığı altında basılan ikinci eser olan ‘Rüya ve Yaşam’ ise Nerval’in rüyaları ve bilinç dışında okuru çıkardığı nefes kesici yolculukla, içinde sonsuza dek kaybolmaktan kaçınmayacağım metin. ‘Ateşin Kızları’ Nerval’in tüm eserlerini okumaya çağırıyor beni.

Ayşegül Ayman

(1) Umberto Eco, Anlatı Ormanlarında Altı Gezinti,Can Yayınları, 2016, Çeviri: Kemal Atakay
(2) Wikipedia’ya katkı verenler, Gerard de Nerval, Wikipedia, 05.12.2019, Web.28.02.2020
(3) Safoora Torkladani, Pyeaam Abbasi, Dream: A Brief Comparative Study of Nerval and Keats, University of Isfahan, 2015
(4) a.g.e
(5) La rue de la vieille lanterne: The Suicide of Gérard de Nerval, Gustave Doré,
(6) Umberto Eco, Anlatı Ormanlarında Altı Gezinti,Can Yayınları, 2016, Çeviri: Kemal Atakay