1904’te Lozan’da doğmuş, 1980’de Paris’te yaşama veda etmiş, annesi Rus asıllı bir dil profesörü, babası Fransız bir mimar olan Alejo Carpentier, yaşamı boyunca kendisini Küba’lı olarak tanımlamış. Çocukluğu ve ilk gençliği Avrupa’da ve Küba’da geçmiş, 1920’lerde Havana’da mimarlık okumaya başlamış, mimarlık eğitimini yarıda bırakarak gazetecilik yapmış. Müzik ve edebiyatla özellikle ilgilenen genç Alejo, dergi ve gazetelere müzik ve tiyatro eleştirileri yazarken 1927 yılında Küba’da diktatör Geraldo Machado y Morales’e muhalefet ettiği ve demokratik ve anti-emperyalist bir manifestoyu -Azınlıklar Manifestosu- imzaladığı için tutuklanmış. Cezaevinde geçirdiği kırk gün biter bitmez de sahte bir pasaportla Paris’e kaçmış. Carpentier Paris’te gönüllü bir sürgün hayatı yaşarken Bréton, Eluard, Aragon, Prévert, Artaud gibi sürrealistlerle görüşmüş, Neruda ve Austrias ile çalışmalar yapmış, hatta Picasso ile de tanışmış. Eserleri gerek bu tanışıklıklardan gerekse müzik ve edebiyat çalışmalarını sürdürürken Fransa, İspanya, Venezuella, Haiti ve Meksika gibi ülkelere yaptığı seyahatlerden oldukça etkilenmiştir.

Büyülü gerçeklik” akımının güçlü temsilcilerinden Carpentier için önemli seyahatlerden biri 1943 yılında Haiti’ye yaptığı seyahattir. Bu seyahat ve Haiti tarihi ile ilgili okumalardan sonra Carpentier, ‘El Reino de Este Mundo’/ ‘Bu Dünyanın Krallığı’ adlı romanını yazmaya başlamıştır. Haiti devrimini anlattığı bu romanı 1949 yılında Venezuela’da tamamlayan Carpentier romanın ön sözünde Haiti seyahatini şöyle anlatıyor;

“Her adımda büyülü gerçekliğe rastlıyordum. Ama aynı zamanda büyülü gerçekliğin bu varlığının ve varlığını sürdürme koşullarının yalnız Haiti’ye özgü bir ayrıcalık değil henüz oluşumu, örneğin evrensel bir envanteri tamamlanmamış tüm Amerika’ya ait bir miras olduğunu düşünüyordum. “

‘Bu Dünyanın Krallığı’ basılı olduğu sayfalardan taşan görkemli bir metin, sadece gözle, zihinle okunabilecek bir kitap değil.  Büyüsüne inanmadan, kalbini kaptırmadan okuyan için derinliğinde boğulmak, genişliğinde kaybolmak çok mümkün. Örneğin romanda Haiti Kralı Henri Christophe’un saray-kalesinin inşaatının anlatıldığı ‘Boğaları Kurban Etme’ ya da köle isyanının lideri Mackandal’ın infazının anlatıldığı ‘Büyük Uçuş’ başlıklı bölümlerde, Carpentier’in cümlelerini anlamak için okuyan kafa karışıklığıyla yetinmek zorunda kalabilir. Carpentier’in hem büyülü simgelerle hem gerçek bilgilerle yüklü çoğu zaman uzun ve karmaşık cümlelerini çevirmenin de kolay bir iş olmadığını belirtmeliyim. Atölyede Latin Amerika Edebiyatı’ndan öyküler incelediğimiz yıl Carpentier’in Türkçe’ye çevrilmiş bir öyküsünü bulamadığımız için ‘Journey to the Seed’ isimli öyküsünü ‘Tohuma Yolculuk’ adıyla İngilizce’den Türkçe’ye çevirmiştim. (1)  Ertesi yıl yaptığım Küba seyahatinde Havana’da Carpentier’in müze haline getirilmiş evini ziyaret etmiş ve ‘Bu Dünyanın Krallığı’ Türkçe çevirisini müzenin onlarca dilde basılmış Carpentier kitapları koleksiyonuna bırakmıştım. Müze yetkilisi de bana Carpentier’in 1977 yılında Cervantes ödülünü aldığında yaptığı konuşmanın basılı metnini hediye etmişti.

Carpentier, ‘Bu Dünyanın Krallığı’ romanında gerçek mekânlar, tarihi kişilikler ve olaylardan bahsetmekte, romanın başında genç bir köle olan Ti-Noel’in yaşamı ile koşut olarak olay örgüsünü geliştirmektedir. 1496’da Christoph Colomb’un kardeşi Bartolomeo tarafından kurulan Haiti Adası’ndaki Santo Domingo (2) şehri 1700’lerin ikinci yarısında Fransız yerleşimcilerin hakimiyeti altındadır. Bu zengin ve acımasız “efendiler”in geniş ve verimli topraklarında, romanda “suyun öteki yanı” olarak tanımlanan Afrika’dan, vatanlarından koparılıp getirilmiş köleler çalışmaktadır. Köleleri örgütleyen Mackandal ve onun 1758’de yakılarak öldürülmesi, 1791 köle ayaklanması, 1811’de Haiti Kralı olan Henri Christhope ve inşa ettirdiği Sans Souci Sarayı’na gömülmesiyle sonu gelen krallık, bağımsızlık ilanı ve cumhuriyetin kurulması tarihteki gerçek olaylardır. Tüm bunlar olurken Mackandal bedenini yakan alevlerden uçarak kurtulmakta, duvara gömdürdüğü rahip bir anda Kral’ın karşısında belirivermekte, Ti-Noel “cumhuriyetçi melezlerden” kaçmak için kuş olup uçmaktadır. Afrika’da yüzyıllardır çalan kutsal davulların korkunç gürültüsü Karayipler’de duyulmaktadır.

Öte yandan hem Afrika’nın hem Güney Amerika’nın hem de Avrupalı yerleşimcilerin dinleri, kültürleri, tanrıları, inançları, dansları, yiyecekleri, renkleri, dilleri, ilişkileri çok katmanlı bir yaşam mozaiği oluşturmuştur Haiti’de. Bu çeşitlilik içinde herkese söz hakkı tanır Carpentier; Napolyon’un kız kardeşi Pauline Bonaparte’ın yaşadığı zevkleri ve acıları da görürüz, sadık kölesinin sevgisi ve bunalımlarını da. Bir kaz sürüsündeki otoriter hiyerarşi de yer bulur kendisine Ti-Noel’in hayatında, efendisinin son eşi Paris tiyatrolarının eski oyuncusu bayan Floridor da. Bu tarihi ve büyülü geçitten hem de köle olarak geçen Ti-Noel romanın sonunda “onca ter, dayak ve ayaklanma yüzünden bir deri bir kemik kalmış omuzlarına, yerkürenin taşlarıyla yüklü evrensel bir yorgunluk” içinde yaşlanmıştır. Yine de yeri bu dünyadır.

“Dertlerden beli bükülmüş, sefalet içinde bile gülebilen, onca derdinin arasında âşık olmaya yetenekli insan, yüceliğini, en yüksek değerini yalnızca Bu Dünyanın Krallığı’nda bulabilir.”

Carpentier, 1959 yılında Fidel Castro’nun komünist devriminden sonra tekrar Küba’ya döndü. Burada Devlet Yayın Evi’nde çalıştı ve barok stilde yazdığı ‘Katedralde Patlama’ kitabı üzerine çalıştı ve 1962 yılında yayınladı. Bu kitap Fransız Devrimi’nin Yeni Dünya’daki etkilerini anlatmaktaydı.  Bu kitabı okuduktan sonra Marquez’in, Yüzyıllık Yalnızlık kitabının ilk taslağını atıp, sıfırdan yeniden yazmaya başladığı söylenir. Carpentier 1966 yılında Paris’e Küba Kültür Ateşesi olarak döner. Bundan sonraki hayatını Paris’te geçirir. İspanya’nın en önemli edebiyat ödülü olan Cervantes’i kazanır. Kanserle savaşırken son romanı Arp ve Gölge’yi bitirir. 1980 yılında Paris’te, Bu Dünyanın Krallığı’ndan ayrılır. Küba’ya son yolculuğu Havana Kolon Mezarlığı’na olur.  

Kırmızı Başlıklı Corona

  • Papirüs dergisi Kasım-Aralık 2015 sayısında bir kısmı yayımlanmıştır.
  • Santo Domingo bugün Dominik Cumhuriyeti’nin başkentidir.