Papirus Dergisi Kasım Aralık 2016 sayısında yayımlanmıştır.

Shakespeare yönetenler ve yönetilenlerin hikâyelerine, farklı dramatik türlerde yazmış olduğu birçok eserinde yer vermiştir. Ama politikanın acımasız dünyası ve bu dünyada kaçınılmaz olan iktidar çatışmalarına en yoğun biçimde odaklandığı oyunlar tarih oyunlarıdır. Genel anlamda tarihsel olayları konu alan oyunlar çağrışımını yapsa da, ‘tarih oyunu’ (history plays veya histories) ifadesi Shakespeare alanında yapılan çalışmalarda daha özel bir anlama sahiptir ve Shakespeare ve çağdaşlarının İngiliz tarihini konu alan oyunları için kullanılmaktadır. Örneğin Kral 2. Richard’ın tahttan indirilmesini ve ölümünü konu alan ve Ortaçağ İngiltere’sinde geçen 2. Richard bir tarih oyunu olarak nitelendirilirken, yine bir yöneticiye karşı isyanı konu alan ama Antik Roma’da geçen Julius Caesar trajedi olarak tanımlanmaktadır.

Shakespeare’in oyunları, bu oyunların ilk toplu basımı olan ve Shakespeare’in aynı tiyatro kumpanyasında beraber çalışmış olduğu aktör arkadaşları John Heminges ve Henry Condell tarafından yayına hazırlanan Birinci Folio’da, komediler, tarih oyunları ve trajediler olarak üç kategoriye ayrılmıştır. Bu sınıflandırmada yazarın İngiliz tarihini konu alan on eseri ‘histories’ yani tarih oyunları olarak sınıflandırılmıştır. Bu grupta yer alan eserler, konu olarak birbirini takip eden ve her biri dört oyundan oluşan birinci ve ikinci tetraloji ile Shakespeare’in bu tetralojilerden bağımsız olarak yazmış olduğu Kral John ve kariyerinin son günlerinde büyük olasılıkla John Fletcher ile beraber yazmış olduğu 8. Henry adlı eserleridir.

Shakespeare tarih oyunlarında bir taraftan İngiltere’nin geçmişine damga vurmuş olayları canlandırırken, bir taraftan da, dün ve bugün arasında bir bağ kurarak, yaşadığı dönemin sorunlarına ayna tutmaya çalışmıştır. İngiliz tarihinin politik açıdan son derece hareketli bir döneminde yaşamış olan Shakespeare’in doğduğu 1564 yılında İngiliz tahtında Tudor hanedanından gelen Kraliçe 1. Elizabeth vardı. Elizabeth’in büyükbabası ve bu hanedanın kurucusu olan 7. Henry, otuz yıl süren ve Lancaster ve York hanedanlarının taht mücadelesinden kaynaklanan ve Güller Savaşı (Wars of the Roses) olarak adlandırılan bir iç savaşın ardından tahta gelmişti. York hanedanından gelen Kral 3. Richard’ı 1485 yılında Bosworth Çarpışmasında yenerek tahta çıkan ve anne tarafından Lancaster soyundan gelen Henry Tudor (7. Henry), her ne kadar İngilizlere uzun zamandır bekledikleri barış ortamını tattırmış olsa da, babasının yerine tahta geçen 8. Henry’nin, karısı Aragon’lu Katherine’den ayrılıp, Protestan bir aileden gelen Anne Boleyn ile evlenmeye karar vermesiyle gelişen olaylar zinciri, İngiltere’nin hem iç, hem de dış politikasını alt üst edecekti. Papalığın Aragon’lu Katherine ile evliliğinin feshine izin vermemesi sebebiyle, 1534 yılında çıkardığı bir yasayla (Act of Supremacy) kendisini İngiliz kilisesinin başı ilan eden 8. Henry’nin bu eylemi, İngiltere’nin Papalıktan ve onun temsil ettiği Katolik kilisesinden kopması anlamına geliyordu ve bu kopuşun ardından, İngiltere’nin resmi dini Protestanlık olarak belirlendi. Bu durum, ülkede Protestanlar ve Katolikler arasında yıllarca sürecek çatışmalara yol açmasının yanı sıra, dış politika açısından da önemli sonuçlar doğuracak, İngiltere ile Katolik Avrupa arasında ve özellikle de dönemin en güçlü Katolik ülkesi olan İspanya ile gerilimlere neden olacaktı.

Toplam altı kere evlenmiş olan 8. Henry’nin ölümünden sonra oğlu 6. Edward çocuk yaşta tahta geçti ve Protestan aristokratların himayesinde hüküm süren Edward’ın krallığı süresince İngiltere’de Protestanlık güç kazandı. Oysa Edward’ın ölümünden sonra tahta geçen ablası Mary, koyu bir Katolikti ve en büyük amacı İngiltere’yi tekrar Katolik bir ülke haline getirip, Papalık ile olan bağları yeniden kurmaktı ve bunu başardı da. Ama bu uzun vadeli bir başarı olmadı çünkü yüzlerce Protestanı diri diri yaktırmasından dolayı ‘Bloody (Kanlı) Mary ismiyle anılan Katolik kraliçenin 1558 yılında ölümünden sonra yerine gelen kız kardeşi Elizabeth, annesi Anne Boleyn gibi Protestandı ve onun tahta çıkışıyla İngiltere’nin resmi dini, bir daha değişmemek üzere Protestanlık olarak belirlendi. Genç kraliçe için kendisini meşru bir kraliçe olarak benimsemeye yanaşmayan Katolik tebaasını kontrol altında tutabilmek hiç kolay olmamıştır. 1569 yılında, Shakespeare daha beş yaşındayken, Kuzey İngiltere’de Katolik aristokratların liderliğini yaptığı büyük bir isyan çıkmıştı kraliçeye karşı. İsyan bastırılmış, isyanın liderleri olan Katolik aristokratlar idam edilmiş, fakat bu idamlara çok sinirlenen Papa 5. Pius, Elizabeth’in aforoz edilmesine karar vermişti. Bu durum, papalığın kışkırtmasının etkisiyle hareket edebilecek olan İngiliz Katolikleri kraliçe için daha tehlikeli bir hale getiriyordu. Son derece usta bir politikacı olan Elizabeth, ablası Mary’ye göre çok daha ılımlı bir politika gütmüş ve halkının iç dünyalarında neye inandıklarıyla ilgilenmek yerine, yönetime itaatkâr bir tavır sergilemelerini beklemiştir onlardan. Elizabeth’in hükümdarlığı sırasında, İngiltere, İspanya’ya karşı büyük bir deniz zaferi kazanmış, önemli bir deniz gücü haline gelmiştir. Hiçbir zaman evlenmemiş olan Elizabeth, ölmeden önce kuzeni İskoçya kralı James’i tahtının varisi olarak belirlemiş ve 1603 yılında ölümüyle Elizabeth dönemi sona ermiş, James dönemi başlamıştır. Katolik ve Protestanlar arasındaki gerilimler James döneminde de devam etmiş, hatta 1605 yılında Katolikler tarafından krala düzenlenecek olan suikast son anda engellenmiştir.

Shakepeare’in 1591–1593 yılları arasında daha kariyerinin ilk yıllarında yazmış olduğu düşünülen birinci tetraloji, üç kısımdan oluşan 6. Henry ile 3. Richard eserlerinden oluşur. 6. Henry eserinin ilk kısmında, İngiltere’nin Fransa ile karşı karşıya geldiği Yüzyıl Savaşlarından bir kesit sunan Shakespeare, eserin ikinci ve üçüncü kısımlarında, Tudor hanedanının tahta gelmesine olanak sağlayan Güller Savaşını konu alır. Lancaster hanedanından gelen iyi niyetli ve dindar kral 6. Henry, politikanın entrikalarla dolu dünyasında ayakta kalmayı başaracak özelliklere sahip olmayan zayıf bir yöneticidir. Tahtta hak iddia eden York dükünün isyanıyla başlayan iç savaş, onun ölümünden sonra da oğulları tarafından sürdürülür ve eserin üçüncü kısmı, Henry’nin ölümü ve York hanedanın zaferiyle biter. Tetralojinin son oyunu olan 3. Richard eserinde ise, taht hırsı için her türlü kötülüğü gözünü kırpmadan yapabilen ve bu uğurda çocuk yaşta yeğenlerini öldürten Kral 3. Richard’ın yaşamı ve 1485 yılında Bosworth Çarpışmasında Henry Tudor tarafından mağlubiyete uğratılması konu alınır.

Her ne kadar Shakespeare’in acemilik dönemine ait olsa da, birinci tetralojiyi oluşturan eserler Shakespeare adının Londra tiyatro çevrelerinde duyulmasını sağlamış, dönemin ünlü yazarlarıyla rekabet edecek pozisyona gelmiş olduğunu kanıtlamıştır. Hatta Shakespeare’e basılı bir metinde ilk atfı içermesi açısından büyük öneme sahip olan Greene’s Groatsworth of Wit başlıklı eserde, 6. Henry‘nin 3. kısmına ait bir satırın parodisinin yer alması bu açıdan ilginçtir. Elde ettiği başarı ona doğru yolda olduğunu hissettirmiş olmalı ki, Shakespeare bu oyunlardan sonra, 1595-1599 yılları arasında tekrar İngiliz tarihine dönerek, Lancaster hanedanının tahta geliş sürecini inceleyen dört oyun yazdı. İkinci tetraloji olarak bilinen bu grup, sırasıyla 1399 yılında kuzeni Henry Bolingbroke tarafından tahttan indirilen Kral Richard’ın hikâyesinin anlatıldığı 2. Richard, 4. Henry olarak tahta çıkan Bolingbroke’un hükümdarlığını konu alan ve iki kısımdan oluşan 4. Henry ve oğlu 5. Henry’nin Fransa ile savaşlarını dramatize eden 5. Henry oyunlarından oluşur.

Shakespeare’in tarih oyunlarında irdelediği en önemli temalardan birisi krala karşı isyan konusudur. 2. Richard eserinin ilk iki perdesinde bize son derece sorumsuz bir kral portresi çizen Richard, bencil ve şımarık davranışları ile etrafındaki aristokratları kendisinden soğutmuştur. Amcası Lancaster dükü John of Gaunt’un oğlu Henry Bolingbroke’u sürgüne gönderip, amcasının ölümünden sonra Bolingbroke’a geçmesi gereken mirasa el koymasından sonra, sürgünden dönen Bolingbroke, kendisini destekleyen aristokratlarla beraber krala isyan eder. İsyan haberleri Richard’ın kulağına ilk geldiğinde, verdiği tepkide endişe ve korkudan eser yoktur. Çünkü ona göre, kral öylesine özel bir konuma sahiptir ki, kralın üzerine taç giyme töreni sırasında sürülmüş olan kutsal yağı, ‘dalgalı, hoyrat denizlerin bütün suları bir araya gelse yine de çıkarmaya yetmez’. Kral tanrının yeryüzündeki temsilcisidir ve ‘dünyevi insanların’ ona karşı çıkma yetkisi yoktur (Richard II, 3. 2. 50-53). 1 Hatta Richard’ın sahip olduğu statüye olan güveni öylesine büyüktür ki, tanrının kendisine melekler göndererek yardım edeceğini söyler. Kralın kutsal pozisyonuna yapılan, belki de anakronistik diyebileceğimiz bu vurgu, aslında Tudor yönetimlerinin çizmeye çalıştığı kral portresine ve kral ve tebaa ilişkisine bir göndermedir. 1534’te 8. Henry’nin İngiltere’yi Papalığın hükmünden koparan karara imza atmasıyla ülkede baş gösteren Katolikler ve Protestanlar arasındaki gerilim ve huzursuzluk ortamında her an bir isyan tehlikesiyle karşı karşıya kalabileceğini bilen Tudor yönetimleri, temeli dine dayanan bir ideoloji yaratarak, kralın otoritesini tanrıdan aldığı düşüncesini empoze etmeye çalışmışlardır halka. Krala isyanın tanrıya isyanla aynı anlama geldiğini ima eden ve Tudor yönetimlerinin resmi ideolojisi sayılabilecek bu düşünce biçimi, 2. Richard eserinde güçlü bir biçimde vurgulanır. Eserin 4. perdesinin 1. sahnesinde, Bolingbroke 4. Henry adıyla tahta çıkmak üzereyken araya girip, canını tehlikeye atarak bu töreni durdurmak isteyen Carlisle Psikoposu, kimsenin tanrının atamış olduğu kralı yargılama yetkisi olmadığını söyleyerek, Bolingbroke ve destekçilerine büyük bir günah işlenmekte olduklarını hatırlatır. Bu öyle büyük bir günahtır ki, nesiller sonrasında bile bedeli ödenmeye devam edecektir. Aslında Bolingbroke da işlediği günahın farkındadır ve aynı sahnede Richard’ın kendisine karşı işlenen günaha dikkat çeken ve muhteşem bir şiirselliğe sahip konuşmalarının karşısında hep susar. Oyunun sonunda ise, Richard’ı öldüren Exton’u ödüllendirmek yerine azarlayıp kovar ve günahlarını affettirmek için Kudüs’e kutsal topraklara gitme isteğini dile getirir. Hatta oğlu 5. Henry bile babasının işlemiş olduğu günahın ağırlığını taşır üzerinde ve ünlü Agincourt Çarpışması öncesinde tanrıya yakararak, ondan sadece bir günlüğüne de olsa, bu günahı göz ardı etmesini ister.

Her ne kadar dinsel göndermelere yer verse de, Shakespeare, politikanın acımasız dünyasının temelinde iktidar çatışmaları olduğunu hissettirir bizlere ve bu çatışmalar arasında var olmaya çalışan insanı ön plana çıkarır her şeyden önce. Kazananlar ve kaybedenler bize kendilerini anlatmaya çalışırlar. Anlarız ki, tüm pırıltısına rağmen uğrunda savaşılan taç aslında çok ağır bir yüktür kralın başında. Bazen bir kralın bunu anlaması için gücünü kaybetme noktasına gelmesi gerekir. Daha önce kendisinin tanrının özel koruması altında olduğunu düşünen Richard, Bolingbroke’un iktidarı ele geçirme yolunda kararlı ilerleyişi ve Richard’ın gözdeleri olan Bushy ve Greene’i idam ettirttiği haberlerinden sonra bir anda değişiverir. Etrafında kendisini teselli edip yüreklendirmeye çalışanları, ‘Kimse teselliden bahsetmesin’ diye susturur (3. 2. 140). Bunun yerine hep beraber yere oturup, birbirlerine ‘kralların ölümüyle ilgili acıklı hikâyeler’ anlatmalarını ister (3. 2. 151-52). Verdiği örneklerle, kralların her zaman ölüme yakın yaşadıklarını ifade eder. ‘Bazıları karıları tarafında zehirlenmiş, bazılarıysa, uyurken öldürülmüşlerdir’ (3. 2. 155). Sonra bize belki de ölümün en korkutucu kişiselleştirmelerinden birisini yaparak, onu kralın tacının içinde yaşayan ve kendini çok önemli zanneden kralla alay eden bir soytarıya benzetir. Başında taşıdığı ‘içi boş’ tacın aslında ölümün sarayı olduğunun farkında olmayan kral, kendisini o kadar yenilmez görür ki, neredeyse vücudunun etten değil de, sanki içine bıçak işlemeyen bir metal olan pirinçten yapılmış olduğu hissini taşır (3. 2. 156-64). Ta ki ölüm, bir anda yok edinceye dek onu.

Ne kadar ilginçtir ki, Richard’ın bu farkındalığa erişmesinin en önemli sorumlusu olan Henry Bolingbroke, huzur bulamaz 4. Henry olarak çıktığı Richard’ın tahtında. 4. Henry‘nin birinci kısmı, Galler ve İskoçya sınırlarında meydana gelen çatışmaların haberleriyle başlar. Daha da kötüsü, Henry ile vaktiyle onu Richard’a karşı desteklemiş olan Percy ailesi arasında çıkar çatışmaları başlamış ve bu güçlü aristokrat ailenin isyanıyla beraber bir iç savaş sorunu ortaya çıkmıştır. 4. Henry oyununun ikinci kısmında, yaşlı ve yorgun bir kral olarak gördüğümüz Henry, uykusuzluk çekmektedir. Sahnede yalnız başına kaldığında yaptığı, uykuya yakarış niteliği taşıyan konuşmasında, konforsuz yataklarda yatıyor olmalarına rağmen, uyuyabildiklerini hayal ettiği fakir halka özenir. Çünkü sahip olduğu en zengin koşullara rağmen, başında taşıdığı tacın ağırlığı, kralın huzurlu bir şekilde uyumasına engel teşkil etmektedir. Benzer bir yaklaşıma, 6. Henry eserinin ikinci kısmında rastlarız. İç savaşın ortasında, kendisini savaş meydanının bir köşesine itilmiş bulan iyi yürekli kral 6. Henry, bir çalılığın gölgesinde sürülerini otlatan bir çobanın huzuruna özenir ve bu çalılığın gölgesini sürekli ihanet korkusu içinde yaşayan kralların üzerindeki “zengin işlemeli gölgeliklere” tercih eder (2. 5. 42-45).

Tarih oyunlarında öne çıkan bir başka konu da savaştır. Shakespeare savaşın anlamını ve etkilerini bize değişik perspektiflerden yansıtır. 4. Henry oyununda kral ve Percy ailesi arasındaki savaş, aristokratlar arası bir güç çatışmasıdır. Percy ailesinin lideri olan Northumberland dükünün oğlu Hotspur (Sıcakmahmuz) lakaplı Henry Percy’e göre, savaşta kazanılan şan ve şeref insanın sahip olabileceği en büyük değerlerdir. Kahramanlık olgusu onun için o kadar önemlidir ki, Shrewbury Çarpışmasında kralın güçlü ordusu karşısında kendisini tehlikeye atmaktan korktuğu için oğlunu feda etmekten çekinmeyen babası kurnaz Northumberland tarafından savaş meydanında yalnız bırakıldığında, ölüme gideceğini bile bile heyecanla koşar savaşmaya. Hatta rakibi Prens Henry tarafından yenilgiye uğradığında, ölmeden önce yaptığı konuşmada, ona gerçekte acı verenin vücuduna aldığı yaralardan çok yenilmişlik duygusu olduğunu ifade eder.

Oysa aynı savaş meydanında bulunan ve kralın ordusunda savaşması gereken Sir John Falstaff için, savaş kahramanı olmanın getireceği şan ve şeref hiçbir anlam taşımaz. 4. Henry oyunlarında, Prens Henry’nin yakın çevresinde yer alan Sir John Falstaff, Shakespeare’in komik karakterleri arasında belki de en sevilenidir. Şövalye unvanına sahip olmasına rağmen, şövalyelik idealinin temelinde yatan kahramanlık olgusuyla uzaktan yakından ilgisi olmayan bu yaşlı adamın dünya görüşü hayatı tüm zevkleriyle yaşamak üzerine kurulmuştur. Shrewsbury Çarpışmasında, her ne kadar bir tabur askerin lideri olarak görev yapması gerekliyse de, kendini korumak ve bu savaştan yara bere almadan kurtulmak için gerekirse ölü taklidi bile yapar. Çarpışma başlamak üzereyken yaptığı ünlü konuşmasında, savaşta kazanılan şerefin ne anlama geldiğini irdeleyen Falstaff, savaşın insan vücudunda yol açacağı acılar ve kayıplar karşısında, hiçbir güce sahip olmayan bu kavramın içi boş bir kelimeden başka bir şey olmadığını ifade eder. Soyut ve somutu yanyana getirip karşılaştıran bu yaklaşım, insan hayatının yanında tüm kavramların önemini yitirdiğini hissettirir insana. Falstaff’ı bu kadar önemli kılan, belki de soyut kavramların gizlemeye çalıştığı somut gerçekleri görebilme yetisidir. Komik bir karakter olmasının kendisine verdiği özgürlükten yararlanarak gördüklerini büyük bir açık sözlülükle ifade etmekten de çekinmez.

Bize savaş olgusunu hem yöneten, hem de yönetilenlerin bakış açısından gösterir Shakespeare. Aristokrasi tarafından savaşa sürüklenen sıradan askerlerin açısından bakıldığında, savaş bir kahramanlık oyunu değildir. Yeri doldurulamayacak kayıpların verildiği bir kaostur. 6. Henry oyununun üçüncü kısmında, savaş meydanında yanlışlıkla babasını öldürmüş bir oğul ve oğlunu öldürmüş bir babanın acılarına tanık oluruz. Savaşın sivil halk üzerindeki yıkımına da değinir Shakespeare. Tarih oyunları içerisinde savaş temasına en yoğun olarak odaklanan, ikinci tetralojinin son oyunu 5. Henry’de, Harfleur kuşatması sırasında şehrin kapılarında İngilizlere direnerek teslim olmayı reddeden Fransızlara Kral Henry’nin yaptığı tehdit dolu konuşma da savaşın dehşet verici gerçeklerini en açık biçimde gözler önüne serer. Eğer teslim olmazlarsa, askerler şehre hücum edecek ve bu aşamadan sonra Henry’nin onları durdurması hiçbir şekilde mümkün olmayacaktır. Şiddet ve öfke duygularıyla gözü dönmüş askerler şehre girdiklerinde, genç kızlara tecavüz edecek, yaşlıları sakallarından tutup başlarını duvarlara vurarak, bebekleriyse mızrakların ucuna geçirip, annelerinin gözleri önünde katledeceklerdir. Bu korkunç tabloyu çizen Henry, her ne kadar bir savaş kahramanı olarak bitirse de oyunu, savaşın acımasızlığının bu dehşet verici tasvirleri, kahramanlık destanlarının geri planında yatan gerçekleri gösterir bize.

5. Henry’i bu savaşı başlatmaya motive eden sebepler de Shakespeare’in dikkatimizi çekmek istediği bir konudur. Henry, atalarından 3. Edward’ın anne tarafından Fransız kraliyet ailesiyle olan akrabalık bağı sebebiyle, Fransız tahtında hak  iddia etmektedir ve etrafıyla paylaştığı savaş nedeni budur. Fakat bunun ötesinde bir strateji içermektedir bu savaş kararı ve Henry aslında ölüm döşeğindeki babasının ona vermiş olduğu bir öğüdü harfiyen yerine getirmektedir. 4. Henry‘nin ikinci kısmında, sorumsuz hayat biçimiyle onu hayal kırıklığına uğratmış olan oğluyla sonunda barışan 4. Henry, ona insanların yönetimle ilgili konularla ilgilenmelerine engel olmak için zihinlerini dış meselelerle meşgul etmesini öğütler. Yani dış savaşın, halkın iç politikaya olan ilgisini başka yöne çekmek için mükemmel bir yöntem olarak kullanılabileceğini ima etmiş olur böylece.

5. Henry oyununda, her perde öncesinde yer alan ‘koro’ ise, bu savaşı bir kahramanlık destanı olarak tanımlamak çabasındadır. Henry’nin savaşçı yönünü göklere çıkarır ve onun cesaretiyle halkına bir ilham kaynağı olduğundan bahseder. Gerçekten de Henry, Harfleur çıkartması öncesinde, ‘sevgili arkadaşlar’ ifadesiyle hitap ettiği askerlerini motive edecek bir karizmaya ve güçlü bir manipülasyon yeteneğine sahiptir (3. 1. 1). Hepsinin Büyük İskender kadar kahraman babaların çocukları olduğunu söyleyerek övgüler yağdırır askerlerine. Agincourt Çarpışması öncesinde de, koro bize, güçlü Fransız ordusu karşısında kazanmaları pek muhtemel görünmeyen yorgun İngiliz askerlerinin ümitsiz bekleyişleri sırasında, kralın onlara yaptığı ziyaretten bahseder. Kral, ‘alçakgönüllü gülümseyişi’ ile selamlayıp, ‘kardeşler’ ve ‘arkadaşlar’ gibi sıcak ifadelerle hitap ettiği askerlerin korkularını güneş gibi eritir. (4. 0. 33-45). Oysa ki koronun konuşmasını takip eden ilk sahne bize farklı bir tablo çizer. Bu sahnede kıyafet değiştirip kimliğini gizleyen Henry, askerlerle onlardan birisiymiş gibi sohbet eder. Konuştuğu askerlerin kendilerini bekleyen savaştan sağ çıkacaklarına dair umutları yoktur. Üstelik kralın savaş sebebinin kabul edilebilirliğine dair de kuşkuları vardır. Bu askerlerden birisine göre, kral savaşa sürüklediği askerlerin uğradığı tüm kayıpların, karılarının dul, çocuklarının babasız kalmalarının sorumlusudur ve kıyamet gününde bunların hesabını verecektir. Ayrıca bu askerler kan dökerek günah işleyeceklerdir ve bu günahın da sorumlusu kraldır, çünkü askerlerin kralın emirlerine karşı çıkma hakları yoktur. Bu sözler, Henry’i düşündürür ve krallığın ne büyük bir yük olduğunu hissettirir ona. Ama ne ilginçtir ki, kazanılan zaferden sonra, savaşta ölen İngilizlerin isimlerinin bulunduğu listeyi yüksek sesle okurken, sadece aristokratların isimlerini okur, sıradan askerlerin isimlerini okumaya gerek görmez. Bu davranışı, savaştan önce, ‘kardeşler’ ve ‘arkadaşlar’ diye hitap ettiği bu askerlerin ‘kahraman’ kral için gerçekte ne anlama geldiği konusunda soru işaretleri yaratır zihnimizde.

Ayşe Nur Demiralp

1 William Shakespeare, The Complete Works: The Compact Edition, ed. Stanley Wells, Gart Taylor, John Jowett, William Montgomery (Oxford: Clarendon Press, 1988). Shakespeare’in eserlerinden Türkçeye çevirerek vermiş olduğum tüm alıntılar için bu kaynaktan yararlandım.