Merhaba güzel torunum, bayram geliyor ama nerede eski bayramlarımız, demeden edemeyeceğim. Nasıl da coşku içinde kutlardık eskiden milli bayramlarımızı. Stadyumlardan saatlerce sesler yankılanırdı. Sana bu satırları yazarken, bir anda öğretmenliğimin ilk yılları canlandı gözümde yavrum. İlk tayin yerim olan köy okulunda sadece iki derslik vardı, bir de okul müdürümüzle ve öğretmen arkadaşımla beraber ortak kullandığımız oda. Dersliklerin birinde 1, 2 ve 3. sınıf öğrencilerine ben eğitim verirdim. Diğer derslikte de 4. ve 5. sınıf öğrencilerine meslektaşım ders verirdi. Sana garip gelecektir böyle bir eğitim düzeni. O yıllarda bazı köylerde okul bile yoktu, bulunduğum köy o açıdan şanslıydı aslında. Köyünde okulu olmayan yavrucaklar, en yakın köye ya da ilçeye kilometrelerce yürüyerek sabah akşam talim ediyorlardı.

Yokluklar içinde geçen yıllardı ancak insanlar huzurluydu. Azimli, idealist olan biz öğretmenler birçok ilklere imzalarımızı attık. Neyse uzatmayayım, bayram konumuza geleyim canım.

Mesleğimin ikinci yılındaydım, çok hevesliydim, bildiklerimi çocuklarıma aktarmak için can atıyordum. Gerçi emekli olana dek hep aynı şevkle çalıştım ya… 23 Nisan yaklaşırken öğrencilerim şiir okuma yarışına girdiler. Ben de çocuklar için kutlama yapma hevesindeydim. Akşam okul bahçesindeki lojmanıma gidince düşünmeye başladım neler yapabilirim diye. Gaz lambası ışığında elimdeki tüm kitap dergileri karıştırdım, kendime bir plan oluşturdum. Ertesi gün öğrencilerime açıkladığımda hepsi sevinç çığlıkları attı.

Öncelikle bize bir sahne lazımdı. Oturduğum lojmanın korkuluksuz balkon çıkıntısını sahne olarak kullanabileceğimiz aklıma geldi. Önümüzde beş gün vardı. Hemen kolları sıvayıp çalışmalara başladım. Çocuklarla, velilere haber yollayarak evlerinde varsa fazla kumaş ya da perdelerini istedim, valizimden kullanmadığım ekoseli nevresimi de çıkardım. Gelen kumaşların kimi allı güllü kimi düz renkti. Düz renkleri birleştirip halkalarını diktik. Erkek velilerim de tavana korniş yapıp sahnemizin perdesini taktılar. Güzel rontlar bugünkü ismiyle piyesler çalıştık öğrencilerimle. Gelen kumaşlardan allı güllü olanlarını da öğrencilerimin piyes de giyeceği kıyafetler için değerlendirdik. Dikiş makinesi yok o zamanlar, birkaç günde gece gündüz demeden ellerimle diktim. Bir iki dikiş bilen velim de yardım etti bana. Ekoseli nevresimimin erkek öğrencilerime yelek olacağını rüyamda görsem şaşardım. Keşke o zamanlar fotoğraf makinem olsaydı da o anları dondurabilseydim.

Bayram günü öğrencilerim ve ben heyecandan yerimizde zor duruyorduk. İsteyen kendi seçtiği şiirini okudu, ben de hazırladığım, günün anlamı ile ilgili konuşma yaptım tabii. Bu arada tüm öğrencilerim görev almıştı ve hepsi de çok mutlulardı. Ailelerine sergiledikleri bayram şenliği onlar için hatta benim için de ilkti. Hele izleyen velilerin ayakta alkışlamaları muhteşem ödül oldu hepimize. Ah ah ne güzel yıllarmış…. Gözlerim nemlendi sana bunları yazarken. Ya canım anneannem neler yaşamış böyle diye okursun bu satırları.  Sanırım 40 yıl falan sonraydı, o köye ziyarete gittiğimde biri yolumu kesti. Meğer öğrencimmiş, tanıyamadım doğrusu, yıllar boyunca yüzlerce öğrencim oldu, hatırlamam zor tabii ama onların biz öğretmenleri hatırlaması daha kolay. Umarım büyüdüğünde sen de sana emek veren öğretmenlerini hatırlarsın yavrum. Evlenmiş, köyden çıkıp İstanbul’a gitmiş,  çalışmış ve emekli olunca tekrar köyüne yerleşmiş. Beni unutamamış, benden etkilenip öğretmen olduğunu anlattı. Çok mutlu oldum, gururlandım doğrusu. Sohbetimiz arasında el birliği ile yoklukta var ettiğimiz sahne perdelerimizi ve sergiledikleri tarihsel oyunu sanki dün olmuş gibi anlatıvermesine çok şaştım. Kurtuluş savaşını görmüş geçirmiş kılıçla ilgili hazin hikayeyi  sahnelemiştik. İki kardeşin yokluk ve açlık yüzünden, şehit babalarının tek yadigarı, duvarlarında asılı kılıcı,  annelerinin istememesine rağmen çaresizlikten satmalarını anlatan dramatik oyunu detaylarıyla hatırlaması o günleri yeniden yaşattı bana.

Sen ve ağabeyin ilkokula giderken, bayram törenlerinde sizleri izlemek büyük keyif verirdi bana. Düşünüyorum da o yıllarda son coşkulu kutlamaları yaşamışız. Şimdilerde bu coşkudan eser kalmadı maalesef. Öğretmenleriniz anlatmıştır, elbette tatlım, ben yine de 23 Nisan’ın anlamı hakkında bir şeyler anlatmak istiyorum sana. Aslında, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı; üç ayrı bayramın birleşmesinden oluşmuş.  İlk ulusal bayramımız ünvanına sahip olan, TBMM’nin 23 Nisan 1920 deki açılışının yıl dönümünde yani 23 Nisan 1921 de Milli Bayram adıyla kutlanmış.1 Kasım 1922’de saltanatın kaldırılmasıyla 1 Kasım, Hâkimiyet-i Milliye Bayramı (Ulusal Egemenlik Bayramı) olarak kabul edilmiş.1935’te bayramlarla ilgili kanunda yapılan değişiklik sonucu 23 Nisan Millî Bayramı’nın adı Millî Hakimiyet Bayramı olmuş. 23 Nisan 1923 de Himaye-i Etfal Cemiyeti, Atatürk’ün desteğini alarakyetim ve öksüz çocuklar için yardım rozetleri bastırmış. Satışının çocukların üstlenmesinden etkilenen Atatürk bu bayramın Çocuk Bayramı olmasını istemiş. İlk kez Çocuk Bayramı olarak kutlanması 23 Nisan 1927 de olmuş. Atatürk,  o bayram günü, etkinlikler için arabalarından birini çocuklara tahsis etmiş. En son olarak 1981 de ilgili kanunlarındaki düzenleme ile Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı adını almış.

Hani sizin çocukluğunuzda yapılan ve halen devam eden bir gelenek var ya canım. Bayram günü çocukların devlet yetkililerinin makam koltuklarına oturup temsili yetkili olmaları. İşte o gelenek 23 Nisan 1933 de Atatürk’ün kendi makamına çocukları oturtup sohbet etmesiyle başlamış. Aynı yıl stadyumlarda çeşitli gösteriler yapılmaya başlanmış ve hatta Milli Eğitim Bakanı Reşit Galip Bey‘in yazdığı Andımız  çocuklar tarafından ilk kez o yıl okunmuş. Yıllar sonra Unesco; 1979 yılını Çocuk Yılı ilan edince TRT Uluslararası 23 Nisan Çocuk Şenlikleri kutlanmaya başlandı. Sen bilmezsin ama annenler keyifle izlerdi güzel torunum. Pek heyecanlı günlerdi o günler. Bayramdan birkaç hafta önce hazırlıklar başlardı. Duyurular yapılırdı o zamanlar tek kanallı televizyondan.  Yurtdışından gelen yabancı çocuk konukları isteyen aileler evlerinde misafir ederdi. Bizim komşularımızda Çin’den gelen bir çocuğu almıştı evlerine. Dünya çocukları içinde çok güzel bir kutlamaydı, düşünsene hiçbir ülke de çocuklara ait bayram yok dünyada bir tek bizim ülkemizde bu bayram kutlanıyor. Çok güzel bir ayrıcalık. Tabii kıymetini anlayabilirsek. Atatürk’ün önce bizlere ve şimdilerde sizlere bıraktığı çok anlamlı bir gün 23 Nisan. Şenliğe Halit Kıvanç’ın coşkulu sunumu ayrı renk katardı. Çeşitli kültürlerin buluşmasıyla adeta renk cümbüşü  içinde  kendi ülkelerinin tanıtımını yaparlardı.

Ya işte böyle yavrum nereden nereye, ülkemizin kuruluşu için ne mücadeleler verilip sonrasında zaferleri layığı ile kutlarken son yıllarda ne yazık ki mış gibi kutlamaların yapılması içimi acıtmaya başladı. Saatlerce süren coşkulu bayramlarımızdan yarım saat bilemedin bir saatlik sade törenlere dönüşmesini hiç kabullenemiyorum. Sanırım 3 yıl önceydi bayram törenine katıldım. İstiklal Marşı ve konuşma yapıldıktan sonra törenin bittiğini duyurduklarında yaşadığım şoku unutamam. Yanımdakilere nasıl yani bu kadar mı? diye sordum, aldığım cevap daha da şok etti beni. Ancak bu kadar izin veriyorlar uzattırmıyorlar dendiğinde “ne demek, kim kimin ülkesinde, niye izin vermez” diye sinirlenmiştim.

Bir de geçen yıl tüm dünyaya ve bizim ülkemize de Koranın musallat olmasıyla hiç yapılamaz oldu bayram şenliklerimiz. Zaten son yıllarda çoğu bayramda nedense devlet büyükleri hastalanırlardı, stadyumlarda yapılan kutlamaları kaldırmışlardı. Hatta bayram günü hafta sonuna denk gelirse bir iki gün önceden usulen törenler yapılıyordu. Yani kutluyoruz işte deniyordu sanki. Adeta bayram yaşamamız istenmiyordu. Sadece devlet törenlerini izlerdik televizyonlarda. Bunların üstüne korona da tuz biber oldu mübarek. Geçen sene 23 Nisan akşamı saat 21.00 de herkes evinin camından balkonundan İstiklal Marşını okusun diye duyuru yapıldı ama çok az katılımla fiyasko oldu. Neden akşamın o saatine karar verildiğine de anlam verememiştim zaten. Sonuç hüsran oldu tabii. Üstelik TBMM’nin 100.yılıydı geçen yıl. Acaba pandemi dönemi olmasa nasıl kutlayacaktık 100. yılımızı? 100.yıla yakışır kutlama yapılacak mıydı? İzin verecekler miydi? En coşkulu şekilde kutlanması gereken zamanda  ah  korana nerden çıktın sen… demeden  edemiyorum. Daha güzel aydınlık günler görün inşallah canım. Coşkulu nice bayramlarınız olsun sizlerin. Hasretle gözlerinden öperim güzel torunum.

ÖZLEM GEMİCİ