Jonathan Safran Foer’in ikinci romanı Aşırı Gürültülü ve İnanılmaz Yakın 11 Eylül saldırısında babasını kaybeden Oscar’ın bununla başa çıkabilme hikayesini anlatır.

Yazar Jonathan Safran Foer 21 Şubat 1977, Washington doğumludur. Princeton Üniversitesi Felsefe Bölümü mezunudur. Danışman hocası olan ünlü yazar Joyce Carol Oates’in yönlendirmesiyle tezini mezuniyeti sonrası romana dönüştürmek üzere düzenler. İlk romanı (Everything Is Illuminated) Her şey Aydınlandı’yı yazar. 2002’deki bu ilk romanıyla iyi bir çıkış yapar. Bu roman birçok ödül alır. Filme çevrilir. İkinci kitabı (Extremely Loud and Incredibly Close) Aşırı Gürültülü ve İnanılmaz Yakın da başrollerinde Tom Hanks ve Sandra Bullock’un oynadığı aynı adla filme çekilir.

Filmin yönetmeni; The Reader (Okuyucu), Billy Elliot, The Hours (Saatler) filmlerden tanıdığımız Stephen Daldry’dir. Kitabı senaryolaştıran Eric Roth’u ise Dune, Benjamin Button’un tuhaf hikayesi ve Forrest Gump filmlerinden tanımaktayız.

Filmin yönetmeni ve senaristi başarılı sanatçılar olmasına rağmen, elbette birçok kitap film eşleşmesinde olduğu gibi romana dair eksikler mevcut. Fakat romanı hiç okumamış kişileri de etkileyecek kadar iyi bir film olmuş.

Kitaba gelirsek, Oscar babasının ölümünü atlatamamış bir çocuk. Her şey babasının eşyaları arasında mavi bir vazonun içinde bir anahtar ve “Black” yazılı bir not bulmasıyla başlar.

Kitap baştan sona post modern öğelerle döşenmiş anlatım diliyle okuyucuyu çeken bir roman olmuş. Oscar’ın anlatımı, babaannenin günlüğü ve dedesinin oğluna yazdığı mektuplardan oluşan bölümlerin birleşmesiyle oluşan roman, sizi farklı insanların hikayeleri içinde dolaştırıyor.

Yazar kelimeleri, paragrafları tekrarlamaktan çekinmemiş. Babaannenin notlarını okuduktan sonra aynı paragrafı, dedenin görmediği oğluna yazdığı mektuplarda okuyabiliyorsunuz. Bu bir tekrar olabilir ama aynı zamanda kişilerin olaylara bakış açısını görmemizi sağlıyor. Kelime ya da paragraf tekrarlarının dışında okuyamayacağımız kadar küçülmüş ya da iç içe geçmiş yazılar, gerçek fotoğraflar kitabın post modern ögelerini çoğaltıyor.

Oscar’ın kilidi arayışı “162 milyon kilitten hangisini açıyor?” sorusuyla başlar. Sonrasında “Black” soy ismine sahip insanları bulmaya çalışır. Bir harita üzerinde “Black” olan kişileri işaretler, bunlardan biri komşusudur ve hiç tanımadığı biridir.

Oscar, annesinin babasını unuttuğunu düşünür. Yeni biriyle görüşmesini kabullenemez. Oğlunu yalnız büyüten babaannenin sorumluluğu babası öldükten sonra Oscar’a geçer. Apartmanındaki Bay Black bir dede gibi onunla arayışa girer. Her çaldığı kapıda başka bir dünya karşısına çıkar.

Arayışın, kabullenişin ve sahiplenişin romanının baş kahramanı Oscar, Stephan Hawking hayranıdır. Sürekli ona mektup yazar, her seferinde gelen otomatik mesajlar onun için hayal kırıklığı olsa da çabasından vazgeçmez. Küçük yaşında bir dahi olan Oscar, icatlar yaparak hayatındaki kişilere ve olaylara ulaşmaya çalışır.

Romanda birçok yaşam, felsefi bakış açısı, siyasi olaylarda bize sunulmaktadır. Dede ve babaanne Nazi Almanya’sından kurtulmuş ama ailelerinden birçok kişiyi kaybetmiştir. Babaanne’nin günlüğünde imkânsız bir aşkı, karşılıksız sevgiyi ve insanın körü körüne yaşadığı bağlılığı görürken, dedenin mektuplarında ise başkaldırışı, isyanı, kabullenemeyişi ve kaçışı görürüz.

Baştan sona nüktedan bir dille, Oscar’ın çılgın sorularıyla ilerleyen romanı bitirdiğinizde siz de onunla büyüdüğünüzü hissedeceksiniz.

Roman’ın içinde var olan 11 Eylül saldırısı olmasaydı yine bu tadı alabilir miydik? Alırdık. Terörü unutturmamak, o gün orada ölen insanları anmak, cesedi olmadığı halde mezarları yapılan insanları düşünmek adına babanın ölümüne bir bahane olarak kitapta yer almış.

Babasını kaybeden her çocuğun yaşayacağı üzüntüyü, unutamayışı, yalnızlığı ve arayışı baştan sona Oscar’da görüyoruz.

Oscar, babası ve dedesi arasındaki yaşam, anne ve babaanne arasındaki yaşam paralelliği de dikkat çeken bir detay. Farklı zamanlarda aynı duyguları yaşayan üç kuşak erkek ve bu duygunun etrafında şekillenen farklı yaşam tarzları da romanda etkileyici unsurlardan biri.

Oscar’ın icatları bana Zihni Sinir Projelerini anımsattı. Elbette şimdiki gelişmişlik düzeyini düşününce Oscar bu konuda oldukça başarılı. Bunun yanında Oscar’ın sorduğu sorular, merak ettikleri, aklına gelen hayata dair detayları okudukça; “A, ben de hep bunu düşünürüm, arada aklıma gelir, vay be hiç böyle düşünmemiştim” cümleleri aklınızın içinden geçip gidecek.

Bunlardan en çok hoşuma gidenlerinden biri, kalem alan kişilerin kalemin yazıp yazmadığını denemek için kullandığı kağıtlarda yazanlar. Bunun fotoğrafı kitapta birkaç sayfa olarak var. Mesela kırmızı bir kalem alırken ne yazar insan? Çoğu kişi kendi adını ya da kırmızı yazıyor. Düşününce hak veriyorsunuz. Ben denediğimde ya adımı yazarım ya da karalarım. Ama çoğu kişi yeşil bir kalemle mavi yazmaz. Sanırım bunlar yazılmayan kurallar içinde olan ve farkında olmadan yaptıklarımızdan bazıları.

İşte Oscar en çok da bu yazılı olmayan kuralların detaylarına değiniyor ve okurken keyif veriyor. Elinize aldığınızda hızlıca okuyacağınız bu romanı yaz okumalarınıza ekleyebilirsiniz. Ya da keyifli esintili bir sonbahar akşamında filmini izleyebilirsiniz.

Oscar’la kısa zamanda tanışmanız dileğiyle.

Zeynep Pınarbaşı