Johnny Depp benim Karayipli korsanımdı, hayalet süvarim, Alice’li şapkacım, şeytani berberim, çikolatacı Charlie’mdi. Bana en beğendiğim aktörü sorduklarında ilk olarak Jeremy Irons’ın adını verirdim. O sana göre biraz yaşlı değil mi sorusunun cevabı, ikinci sıradaki aktörüm Johnny Depp olurdu.
Sadece iki kişinin yaşadığı her şey, üç bölümlük toplam 145 dakika kadar süren bir Netflix belgeseli ile bütün dünyaya ulaşınca, Johnny Depp ve Amber Heard mahremiyetinin dışavurumunu herkesle beraber izledim. Benim mahremiyetime yani evime, odama giren olguların, gerçeklerden ziyade oynanan kadın düşmanlığı oyununu 2022 penceresinden izlemek oldu.
Geçmişte yaşanan birlikteliğin iki oyuncusu protagonist olarak açılan bir davayla yeryüzüne saçılmıştı. Davanın nedeni Amber Heard’ın bir yazısıydı. 2018 yılında bir gazete yazısında kendini “iki yıl önce aile içi şiddeti temsil eden toplumsal figür” olarak tanımlamış, “kurumların şiddetle suçlanan erkekleri nasıl koruduğuna canlı tanık olduğunu” eklemişti. Johnny Depp bu sözlerin 30 yıllık oyunculuk itibarına eski eşinin yalan söyleyerek hakaret ettiği iddiasıyla 50 milyon dolarlık dava açmıştı.
Duruşmalarda söylenenler arasında şunları da duyduk. Johnny Depp, arkadaşlarına gönderdiği kısa mesajda, o zamanki eşi aktris Amber Heard’ü öldürmeyi düşünüyordu. “Öldüğünden emin olmak için yanmış cesedini daha sonra becereceğim.” Diğer metinlerde, karısının bedenini korkunç derecede kadın düşmanı terimlerle aşağılıyordu.
2022 yılında Virginia’da basına tümüyle açık davada juri, Heard’ün kendisini aile içi şiddet kurbanı göstererek Depp’e iftira attığı kararına vardı. Karar, televizyonda ve sosyal medyada yayımlanan duruşmalardan sonrasına alındı ki bu durum kaçınılmaz olarak tüm medyayı Depp lehine birer davacı niteliğine büründürdü. Tuhaf, mantık dışı ve adaletsiz karar alındı. Hukuki süreç kendi kendini çökertti, medya tarafından teslim alındı. Fail kurbanını linç kültürünün ve dışlanmanın meydanına atmıştı.
Medya yaklaşımı, linç kültürünün ve dışlamanın stratejik olarak iyi planlanmış bir metot olduğunu söylüyordu. Bundan sonrası için olumsuz etkileri görülecekti. Çünkü kadınların konuşma özgürlüğünü kısıtlamış olacaktı.
Bu durum Depp’in iddialar nedeniyle ilk kez dava açması değildi. 2020’de bir İngiliz mahkemesinde, Depp’in İngiliz tabloid gazetesine, kendisine “karı döven” olarak atıfta bulunan bir makalenin ardından açtığı iftira davası vardı. İngiltere mahkemeleri, Amerikan mahkemelerine göre iftira iddialarına daha yatkın olmasına rağmen Depp duruma hakim olamadı: İngiliz yargıç, gazetenin Depp tanımlamasının “büyük ölçüde doğru” olduğuna karar verdi. Aynı duruşma, Depp’in Heard’ı en az 12 kez fiziksel olarak taciz ettiğini ortaya çıkarmıştı.
Virginia’daki duruşmaysa, kamusal bir kadın düşmanlığı gösterisine dönüşüyordu. Eleştirilerin çoğu sözde Heard’a yönelik olsa da, gerçekten tüm kadınlara, özellikle toplumsal cinsiyete dayalı taciz ve cinsel şiddet hakkında konuşan kadınlara yönelmişti.
#MeToo hareketi döneminde elde edilen küçük kazanımlar, büyük destekçisi olan bir ünlünün suçlamasıyla geri çekiliyordu. Bir kadın, pek çok kişinin korku ve nefretle baktığı bir hareketin sembolü haline getirilip cezalandırılıyordu. Heard taciz edilmeye devam ediyordu, artık sadece Depp tarafından değil tüm ülke tarafından. Tacize uğradığını iddia eden kadınlara ne olur? Kamuoyunda rezil ediliyorlar, profesyonel hayatlarında kara listeye alınıyorlar, sosyal olarak dışlanıyorlar, sosyal medyada durmadan alay ediliyorlar ve dava ediliyorlar. Çile üstüne çile.
Depp arkadaşına Heard için, “Küresel aşağılanma için yalvarıyor,” diye yazıyor. “Ve ona kavuşacak.” Heard tüm kadınlar adına çok üzgünüm diyor duruşma sonrasında. Netflix belgeseli aşağıdaki cümlelerle hukuk sisteminin durumunu özetleyerek tamamlanıyor. “Mesele jürinin ve yargıcın kime inandığında bitiyormuş. Haklı olana inanmanız gerekmez. Kimi seviyorsak ona inanırız.”
Nükhet Eren
Te amo como se aman ciertas cosas oscuras secretamente entre la sombra y el alma.” Amber Heard’ın dövmesinde bunlar yazıyor. İspanyolca dövmenin Türkçesi: ” karanlık bazı şeylerin, gizlice, gölgeyle ruh arasında sevildiği gibi severim seni.” Şair Pablo Neruda’nın 17. sonesinden üçüncü ve dördüncü dize. Onun altına Ömer Hayyam’ın iki dizesi nakşedilmiş: “Madem ki dünyanın sonunda yokluk var. Say ki yoksun. Varmışsın gibi mutlu ol.”
