Hangi doktora gidersem gideyim, nedir şikayetin demeden önce sigara kullanıp kullanmadığımı soruyor. Sigara günah keçisi ilan edilmiş bir kere, sigara aşağı sigara yukarı, daha ağzımı açmama fırsat olmadan hanım bir yandan ”yaa bak gördün mü? Hep diyorum o zıkkımın zararı var ama dinleyen kim.’’ Hanım daha susmadan oğlumla kızım başlıyorlar sigaramı yargılamaya, Allahım! Neyin var, neren  ağrıyor diyen yok. Her derdin sebebi bu zıkkım var ya bu zıkkım diye başlıyorlar. Tamam anladık bütün hastalıkların sebebi sigara, yahu bir sorun bakalım neyim var?  Yok kardeşim sıra hastalığıma gelmiyor bir türlü. Doktor desen, elinde imkan olsa sigara içeni dövecek cinsten.

Kafana uygun doktoru bulana kadar değiştir derdi büyüklerimiz. Onların zamanında tıp bu kadar ilerlemiş miydi, bugünkü gibi sigara günah keçisi olmuş muydu bilmiyorum. Neyse ki bu sefer gittiğim doktorun aklına sigaraya söylenmenin yanında, şikayetiniz tam olarak nedir diye sormak geldi Allah için. Ama ben daha cevabı vermeden bizim sağlık ekibi hep bir ağızdan içmese şu zıkkımı hiç şikayeti olmayacak, dinlemiyor doktor bey, belki siz söylerseniz laf anlar diye bağrışırken, doktor oradan sözü aldı, günde bir paketi buluyor mu, kaç senedir kullanıyorsunuz gibi sigara sorularına geçti, hastalıkla ilgili sorulara bir türlü sıra gelmiyordu. Bu geldiğimiz üçüncü doktor, henüz hastalığımdan bahsedemedim. Her muayenede bizim sağlık ekibi korosu ile doktor arasında şaka ile karışık atışmalar sonunda öyle bir hal alıyordu ki benim iyice canımı sıkıyorlar ayağa kalkıp, hay sizin sigaranıza, hay sizinle doktora gelene diye bağıra bağıra oradan ayrılıyordum. Oysa şu sigara sorularıyla asabımı bozmasalar, ne güzel hazır tıraş olmuş, temiz pak giyinmiş, ayakkabılarımı pırıl pırıl parlatıp  doktora soracağım soruları, önceden hazırlamışken kafamda. Şu bizimkilerin sigara konusunu açması bütün ayarımı alt üst edip birdenbire başka biri olup çıkıyorum. Doktora da saygısızlık oldu ama elimde olmuyor. Eve geldiğimizde neyse ki evin babası olarak otoritemi kullanıp tek kelime ettirmiyorum, gevşeyip sigara sözlerini sıralamaya başlarlar diye bir başka doktor randevusuna kadar evde bir sessizlik hakim oluyordu. Tabi bu arada şu zaafım olan sigarayı evde görmelerini istemediğimden, sevgili yoldaşım paketimi elektrik sayacının üzerine saklıyor. Yemek sonraları off yemek ağırlık yaptı veya  amanın arabaya güneş gelmiş, ben şunu biraz gölgeye alayım deyip kendimi kapıya atarken, paketimi alıp doğru sokağa koşup bir sigara tüttürüp bir şey olmamış gibi geliyorken, evdekiler bak bu son doktordaki bağrışmamız çok işe yaradı, nasıl sindi, içmiyor diye fısıldaşıp duruyorlar. Derken işi biraz abartıp arabamın içine de bir paket sakladım, kısa sürede yakalanınca kıyametler koptu. Yok o benim değil eski bir arkadaşımın, arabayla birlikte giderken içinde unutmuş desem de kimse inanmadı. Neyse böyle duruma düşmek de ağrıma gittiğinden, bir sabah kalkıp ”çocuklar ben düşündüm taşındım bu mereti temelli bırakmaya karar verdim. Sizin şu zıkkım dediğiniz benim sevgili can yoldaşımı artık içmeyeceğim” dememle koro başladı gene. ”Görelim paketi attığını yoksa inanmayız.” Yeni açtığım, henüz üç tanesini içtiğim paketi doğruca çöp tenekesine atmamla evde bir alkış koptu. Baba, baba sesleri yükseliyordu. Attım atmasına ama sanki içimden de bir şey koptu düştü, eksildim, kırıldım. Nasıl oldu da bu kadar ani böyle önemli bir kararı verdim, kendime şaşırdım. 15 dakika geçmemişti ki aklım çöp tenekesine takıldı. Ben en kıymetlimi nasıl da böyle bir anda atmıştım, şimdi ne yapacaktım? O huzursuzlukla çıktım biraz yürüdüm, gördüğüm pek çok tanıdığa öylesine sert ve tuhaf selamlar verdim ki . Hayrola hasta mısın, abi birine bir şey mi oldu gibi çeşit çeşit sorulardan kurtulup biraz daha düşündüm. Bir büfenin önünden geçerken duramadım, bir sigara almaya karar verdim. Tam parayı ödeyecektim ki adamın bir suçu varmış gibi yüksek sesle, al şu zıkkımı içmeyeceğim dememle oradan kaçar gibi uzaklaştım. Her zaman gittiğim kahveye uğrayıp biraz laflar, belki biraz tavla oynar oyalanırım dedim. İçeri girer girmez kapalı yerde yasak olan sigarayı cam kenarına oturup dışarı üfleyen sigaracılardan, içeriye duman ve kesif sigara kokusu sinmişti. Her merhaba diyen sanki bana küfür ediyordu, beynimde sigara görüntüleri, kokuları tütün yaprakları sürekli dönüyor, her merhaba, günaydın, naber abi sözü sigarayla arama giriyordu, birden ayağa fırlayıp hırsla ve yüksek sesle NE OLSUN? NE OLSUN? DAHA NE OLSUN? Diye bağırdım, kahvedekiler bir anda dondu kaldı. Kimse ne olduğunu anlamadı. Sormaya dahi cesaret edemediler. Dışarı fırlayıp biraz yürüdüm, önüme çıkan ilk banka biraz ilişmemle yandaki bankta oturan adamın kulak arkasına taktığı sigaraya gözüm takıldı. İki elini kavuşturmuş, sanki sigarasını içmemek için kendini engellemeye çalışıp uzaklara boş boş bakıyordu, Oradan hızla kalkıp az ileride başka bir banka oturup çareler ararken, aklıma çocukken yaptığımız bir oyun geldi, Niyazilerin dayısı Almanya’dan gelirken mentollü sigara getirmiş, anlatıp durdu günlerce. Yeni yeni oradan buradan bulduğumuz sigaraları denediğimizden, içimizden birinin ‘’len naneli sigara biz de içelim deyip evden getirdiği kuru naneleri sigara kağıdına sarıp, bir yandan ‘’ohhh mentollü bunlar mentollü diye bağırıyorduk. Birdenbire aklıma zora kaldıkça yahu naneleri sarar içerim diyordum. Bir rahatlamış bir ferahlamış eve geldim. Artık özgürdüm canım isteyince çaremi bulmuştum. Haydi yemeği yiyelim de şu leylanın ısrarla dediği doktora bir randevu alalım benim hastalığı ertelemeyelim DEDİM.                                                                 

Serap Alsırt